RSS

Büyük Bir itiraftı… Devam Edeceğim…

06 Ara

Yeni bir kurguyla uğraşmanın en kötü tarafı sonu ve başı sürekli sabit tutamadığımdan döngülerin içinde kaybolmamak adına birine ihtiyaç duymam. Evet, bu durumun ben de yarattığı etkiyi acizlik olarak tanımlayabilirsin belki. Kim bilir baktığın yerden benim yaşadığım gerçekten de acizlik olabilir. Bunu mesele edişin benim kurgumda doğru yere nokta koymamı getirir mi işten onda emin değilim. Yine de bu gece senin aklına ihtiyacım var derken, aramızda daha önceden tanımladığımız karşılıklı kullanma ilkesinde ne istediğimi söyleyecek ve hatta talep edecek kadar ileri gidebilirim.

Bunu burada çat diye söylemek biliyorum ki kimi feodal düzeni temsil ettiğini ya da en azından feodalite özellikleri gösteren birilerini rahatsız edecektir. Yani ben bunu yapsam da yapmasam da onun yaşamdan anladığı rahatsız olma güdüsü bir şekilde tatmin edilecektir. Bu dürtünün tatmin edilmesi bizim için önemli olmasa zaten burada susan ve benim konuşmama izin veren karakterlerden biri o olamaz. Bunu kaldıramayacak kadar sığ bir akla dönüp bir şey sormam zaten.

Yine de karakterlerin kurgu ile yaşam arasındaki bir düzlükten besleniyorsa kimi zaman onların tirat atmasına izin verebilmen için kendi içinde sağlıklı ve tutarlı bir hikâyen olması gerekiyor. Bunca zaman içinde edindiğim tecrübelerden yola çıkarak gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki en basit kurgu gerçeğe en yakın olan filan değildir. En basit kurgu sana gerçeklik hissini verirken kimi zaman sana “ yuh amına koyayım” dedirtebilecek ya da senin sadece “çüş da olmaz gayri” gibi yöreselleşmeni sağlayacak yani en temelde sana senin cümlelerini kurmak işini gerçekleştirebilendir. Yani bu durumda kurgunun inandırıcılığı yaşanmışlığın süzgecine düşer ki o noktadan sonra önemli olan geçmişin ve hiçbir şeyin üstünden sağlıklı bir ruh haliyle geçip gidemeyişindir.

Takıldığın şeyin ne olduğunu söylemediğin sürece biz sürekli rolleri değiştirmeye devam edeceğiz seninle. Yazarın noktalama işaretlerini kullanırken takındığı edepsiz ve düzensiz tavır kimin konuştuğu ya da konuşturulduğunu sürekli sorgulatır olacak. Tanımlı bir nokta olmayınca da neyi anlattığımızı sanırsak sanalım kendi içinde bir döngünün tamamlanarak tarih sahnesinden çekilmesinden fazlası olmayacak.

Dün gece utanmadan sıkılmadan ve kimseden yardım almadan bir cinayet planladık seninle. Aynı şekilde delirenlerin hikâyesini delirmeden yazabilmek istiyoruz. Silahımız kelimeler ve çemberler. Hangi çember hangi kelime ile başlar anlayacak birilerine ihtiyaç duyuyor olduğum için seni ayartarak içine çekmeye çalıştığım kurgunun bir parçası bu.

Anlattığım şeye inanırsan sanahikâyenin devamını daha yalın bir dille anlatmayı deneyebilirim. Kendi içinde çelişmeden hatta sürekli diğerini değilleme derdinde olduğunu bir kere söyler sonra hiç söylememiş ya da hiç önemsememiş gibi tek boyuttan hikâyeyi anlatabilirim. Bunu kendi aklına hakaret olarak kabul etmezsen şayet bu da benim işimi bir hayli kolaylaştırabilirdi. Elimdeki tek silah kelimelerin ve aklım olunca geriye teşhircilik yapmaktan başka seçeneği kalmıyor insanın.

Kanalları nereye açılırsa açılsın iki ucu açık bir borunun içinde yürümeye çalışıyor. Kimi zaman bu iki açık boruyu su basıyor. Birçoğunun suyu görünce tepki vermesi sevinmesi üzülmesi, hareketlenmesi ya da başını öne eğmesi bu yüzden. Sanma ki bir reaksiyon verme zorunluluğu içinde oluyor bunlar. Tik tak tik tak tik tak… Cümleyi kurarken geçen zamanla değiştim ben ve bu nokta değilim artık. San! Sonuna kadar kendini kafa kola alınmış ve hatta yönlendirilmiş hisset. Paranoyanın benim için ayak kokusundan ibaret olduğu gerçeğini değiştirmez bu.

Sadede ben gelene kadar sen çoktan sadedi tanımlayıp sadece geçip gitmeyi seçtiğine göre benim ne yaptığım yani bir başı ve bir sonu net şekilde tutturamadan bir hikâyeyi yarı yaşamsal kurgu ile işlemeye çalışışım seni bu kadar gerginleştirmemeli. Korutmalı ya da beni kendi halime bırakmalısınız belki de.

Bir hikâyeyi anlatmaya çalışırken konuştuğum zaman içinde bir başka hikâyenin parçası haline getirmek için çabalamaktan başka bir şey değil benimki. Bu aslında basit bir kurgu! Bu basit kurguyu anlayabilmek için ne kadar saçmalanacağını merak etmeniz gerekmiyor. Şayet saçmala eyleminin kendisini normal ve olasılıklardan birinin gerçekleşmesi için zaruri görüyorsanız; yani zaruri gibi kelimeler kullanarak feodal yapınızı, kafatasçı bir anlambilimi ifşa etme edası ile ve edimi ile gerçekleştiriyorsanız şayet bu beni yormuyor. Bu kadarını yaparken yorulmamanızı da takdir etmiyor değilim.

İki kişinin karşılıklı yapılan konuşmasını tek boyuta yani basit bir yazıya çevirdiğinizde ve aradaki cümlelerin bir kısmını oto sansürle ortadan kaldırdığınızda geriye kalan şey herkes için anlamsız basit bir saçmalık olabilir.

Sanat bu saçmalıktan ve bu saçmalığı tanımlamaktan beslenir. Olgunlaşan ve büyüyemeyen bir çocuk yüreği de tam bu noktada bir başkasının tacizinin rahleyi tedrisatından geçer. Akar gider konuşup gittiğini düşünen. Tanımlamak derdiyle hiçbir şey konuşamadan bir başka sessizliğe gömülmesi gerekir.

Bunu durumu başlangıç noktası olarak tanımlayan bir devlet memurunun basit bir özgürlük-para ilişkisi karşısında hissettiği bu olabilir. Yani bir düzen kırıcısı, bir rüya boşaltıcısı olarak bir memur sabah sekiz akşam beş çalışırken bir iktidara direnmek için başka bir iktidara sırtını yaslamış olabilir. İktidar karşıtı şayet yeni bir iktidar oluşturmak derdinde değilse yani sadece iktidarı tanımlayıp iktidarı yıkma derdindeyse herhangi bir son belirlemesi, başka bir iktidara sırtını dayaması affedilebilir mi?

Hayır, af falan edilemez. Bu düpedüz ikiyüzlülüktür. Bencilliktir. Erdemi umursamadan tanrı olmaya özenmeden ikiyi ya da biri anlamadan en temel dürtüye yenilmektir. Yani basit bir soruya cevap vermektir belki de. “Karşı taraf beni sikiyor mu?” ya da “oynuyor mu lan benle” bazen sorunun ne olduğu çok şeyin ipucunu verebilir sana. Aşağıdaki soruların her biri size yeni bir diyalogla kendi monoloğunu susturma şansı olabilir. Yani kendini dinlemeye devam edersen başına gelebileceklerden kurtulmak isteyebilirsin. İşte önünde şu an çıkan şansın aşağıdaki sorular.

1.       Mesele üşenememek ve kolaya kaçmamaktır. Belli aralıklarla yapılan kolajlarla başım o kadar da hoş olmayabilir ama o kolajlarla yaşamayı öğrendim ben. Bu noktada sorun değil ama soru şu oluyor iyi bir kolaj yapabilmek için bir reçete mevcut mudur? Yani yağda yumurta yaparken izlenecek yolu anlatan kitaplar mevcutken yukarıda tanımladığımız bu durumu anlatan bir kitap yazmaya kalksan adı ne olurdu?

İkinci bir soruya geçmeden önce bu sorunun üstünde durmayı önemsiyorum. Yazarın gerçekten hesabını vermesi gereken bir kurgu bu! Hayatı boyunca normal olanı alaşağı etmek için savaşmış bir adamın iki ayrı torbacıyla hayatta durduğu yeri değiştirme çabası. Bu torbacılara ulaşabilmek adına yarattığı gerçekliği yaşam zanneden bir zavallının öyküsü bu!

Hikâyemiz yıllar yıllar öncesinde yani ben diyeyim beş yıl sen de altı yıl kırk altı hafta ve 6 gün önce başlamış olsun. Gerçekte bu öykünün on yedi yalnızlık yılı önce başladığını nasıl olsa hepimiz biliyoruz. On iki maymunu çeken zihniyetle bunu kaleme alan zihniyetin paralelliği sadece bundan ibaret. İki ayrı torbacının torbacılığa başlama nedeni bendeki kişilik bölünmesi.

Biri duru sanatla ve bilimle varılan gerçekliğin tanrı aşkı ile de varılabileceğini aralarında bariz farklar olduğu gibi müthiş benzerlikler olduğunu duymazsa yaşama devam edebilmenin bir anlamı olmadığına inanmak istiyor. Bunun içinde kullanmak ve kullanılmak çok da önemsenen ya da üstünde durulan bir durum bu. Sadece basit bir kabulden ibaret! Ne de olsa yaşam bir kabul ile başlayınca kurguda diğer bütün ögeleri değiştirsen de başlangıç noktası ile oynayamıyorsun.

Diğerinde ise durum çok farklı görünüyor. Basit bir kabulle değil basit bir yaşamla başlıyor. “am üstünde göt sikmek” ya da bunu hayal edebilmek, bunula ilgili konuşmak ya da bunu yüceltmek önem arz ediyor. Yani basitçe diğer hikâyede seks satıyor. İlki kadar da bohem karşılanmıyor seksin satması. Yani ikisini bir potada eritip iki ayrı kurgu ile oynaşıyorsan ve bu karakterlerin nasıl torbacı olmayı kabul ettiklerini basit bir kabulle açıklıyorsan, benim bu hikâyelerde insanları torbacı olmaya nasıl sevk ettiğimi de anlayabilirsin. Yoksa son on sayfadır anlattığım herhangi bir şeyi kabul etmeden ya da akışa müdahale edemeyeceğin bir eylemi içselleştirirken yani bu kitabı okurken bulmazsın kendini.

Bunu senin yüzüne direkt söylemeye cesaret edecek bir adamın aklından zoru yoksa yani sesleri liman sislerinde boğulmuşsa gemiler yorgun ve uykusuzsa sabahsa saat beş buçuksa sen kollarımın arasında değil avuçlarımın içinden avurtlarına kaymak üzeresin demektir.

Sana kötü bir haberim var! Yalnız değilsin, üstelik ben seni bu kadar konuşmana fırsat vermeden suskunluğun hatta bu yazıya okumaya devam edişinin bütünlüğü içinde yalnızca bir anda değil bir zaman parçasına yayılmış olarak seni anlıyorum. Yinelenerek değişen her koşulda aklının sınırına dair her olasılığı da seninle tartışabilecek bununla oynayacak ama bunu yüzüne vururken sana acımayacak kadar da namusluyum üstelik. Ya da benim namus anlayışım olsaydı bir dumanla diğer duman arasında yoksunluk krizine girmeden ve varsıllıkta kendini yinelemeye kalkmadan bile seni tanımlayabilirdim değil mi? E tam olarak şimdi bunu yapmış olmadım mı?

Bir orospunun burunu kırıp 1000 liraya özel hastanede yaptıran, kızın gönlü olsun ama benimki de karanlık ve ıslak bir delikte uyusun diye üç gün daha kızla takılan bir torbacı ile takılmaktan bahsediyorum. Önemli olan kimin neresini sikmek gerektiğini bilmektir, benim senin burnunla işim yok kızım demek, hali hazırda bu hikâyeyi anlattığı adama ben kolada de satabilirim sana ama o kadar eder misin diye sormak değil midir? Ama senin bu bok için verdiğin para yani nefes alabilmek için nefes vermeyi kabul edişini bir kitap ayracı gibi biçecek olan bir kolayı içmek gayretine girersen ben daha çok kadının burnunu kırmak karanlık ve ıslak bir dehlizde boşalıp boşalmadığımı önemsemeksizin saha çok vakit geçiririm demek değil mi bir şekliyle? İşte paranoyaya düşmeden bir adamı bu noktaya getirip torbacılığı içselleştirmesini sağlamak için adamın yapması gereken şeyin ne olduğunu bildiğini iddia eden ama bunu asla ifşa etmeden yani aynı yoldan bir ikincisinin geçmesi için özendirici olmadan bu hikâyeyi anlatabilmek derdi ile bir kadının burnunu kırdıktan sonra içine girebilmek aynı noktada ve aynı normallikte olabilir.

Kabul ki bu ancak iki karakterin birbirine taban tabana zıt olarak yaratılmasıyla okuyucuya basitçe anlatılabilir. Ama bir klişe ile yola çıkmayı kafasına koymuş bir adamın özgür bir esere ulaşması o kadar kolay değildir. Mümkündür, olasılık dâhilindedir hatta belki de inandırıcı bile olabilir. Yine de durumun bu iki karakter çerçevesinde kurgulanabilecek kadar basit olmasını beklemek bence okuyucuya ya da dinleyiciye anlam yüklemektir. Eğer ille de bir anlam yükleyeceksen ayakları on dört yaşında sandalyeye oturunca yere değen bir kızın yeni tüylenmeye başlaması daha anlamlı olabilir. Yani eğer daha anlamlı değilse şayet korkunç bir şekilde tabiatına ve türünün devamlılığına direniyorsun demektir.

Zaten Odipius Kompleksinin karşısına konulan Elektra Kompleksini de başka şekilde tarif etmek mümkün değildir. Yani senin kendi kızın olmasını istemekle, kıza sahip olmayı birbirine karıştıracak kadar insan olman senin suçun değil ancak durumun olabilir.

Bu kadar büyük bir kompleksi annenle ya da kızınla ya da karşı kaldırımda kurulu olan liseye giren çıkan kızlarla ilgili olarak düşünmen çok da tek karaktere indirilerek tek sesli olarak anlatılmamalı. Tek sesli olarak anlatınca durum paralı, satın alabilen ya da satabilen birinin, yaşadığını anlatma çabası gibi algılanabilir çünkü. Yine de iki kişiye konuşulup paylaşılmayacak kadar önemli olarak görüyorum durumu.

Yarın sabahtan itibaren eğer becerebilmeyi öğrenip gerdek gecesine girmeden önce aklımda kalan korkuların hepsini daha fazla deneyim kazanarak atlatabilirsem 3 günlük bir şeyin hikâyesi anlatacağım. Sen üç günlük bir hikâyeye muhtemelen 3,5 ila dört arası bir diğer vereceksin. İşte benim anlattığım üç günlük bir hikâyeye fazladan yüklemeni beklediğim anlamla arasındaki farka bu kitabı yazmayı planlıyorum. Zengin olmak gibi bir hayalim yok ama hayal kurabilmek istiyorum. Yani mümkün olduğunu bana söylemeye devam etmen için yani sadece benim egomu gerçeğe çevirmen için senin sadece bu kitabı almana ihtiyacım yok. Aynı zamanda bu kitabı okumaya devam etmen gerekir.

Ancak anlayacak kadar zeki olmanı beklemediğimi söylememe gerek yok herhalde. Bunda iyisi olmalısın. Çok daha iyisi olup bu durumdaki kullanılmayı normal kabul etmelisin. Ancak bu noktada sanata yönelen torbacı ile özdeşlik kurup kadına şiddete son diyebilirsin. Yine ayakta kalanlar bir pazartesi sabahı sanat sevicileri yerine kadın dövücüleri olabilir.

O pazartesi senin yaş gününde kurduğun hayallerin kafanda yerle yeksan olmasına da yetebilir. Karnın acıktığı için içtiğin kahvelerin etkisi de geçmiş olabilir. Bunların hiç biri önemli değil. Ya da önemli olan bir kadın dövücüden yapılan bir alışverişin seni eninde sonunda bir sanat sevicinin kucağına düşürmesi de önemli olabilir. Kurguyu hazırlamak konusunda henüz bir tercih de bulunmadım. Yine de iki torbacı yaratmak bunlardan birini son birini ilk yapıp yerlerini değiştirmeye çalışırken sana akıl sormakla hata yaptığımı düşünüyorum.

Sen bunları anlayacak ya da hatırlayacak kadar olmamışsın daha. Yapacak bir şey yok sar makarayı başa!         

Reklamlar
 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: