RSS

Ateş Seni Çağırıyor

06 Mar

Özel gün ve haftaları sevmediği daha önceden söylemiştim. Bütün özel günler bana olması gerekenleri hatırlatıp sinirimi bozuyor. Kendimi kandırarak yaşadığımı hatırlayıp rahatsız oluyorum. Sözüm ona emperyalist güçlerin bize dayattığı tüketim günleri olmasına gerek de yok bu özel günlerin. Yani anneler günü, sevgililer günü, dostluk günü ile kurtuluş günlerinin ve anma günlerinin anlamı yok benim için.

Hepimiz işin doğrusunda olması gerektiği gibi yaşamadığımızı biliyoruz. Böyle günler uydurup hatırlamış gibi yaparak da vicdanlarımızı temize çektiğimizi sanıyoruz. “Ben o değilim” demek için ille de özel gün ve haftaların gelmesi gerekiyor.

Hayır, bu günlerin kutlanmasına karşı olan bunun için de emperyalist odakları, tüketim çılgınlığını ya da bir gün mü canım cümlesini kullananlardan değilim. Vicdanı temize çekmenin bir yolu da görmezden gelmektir. Yani tarafı da olsan karşısında da dursan böyle günlerde bir şekilde vicdani temizliğini yapmaktan alıkoyamazsın kendini.

İnsanız. Politik bir canlıyız. İkiyüzlü olmak kanımızda var. Eylemlerimizin tutarsızlığı çoğunlukla psikolojiyle hala açıklanamayabiliyorsa hala görmezden gelme huyumuzdan vazgeçmediğimiz içindir. Eğer bu ikiyüzlülüğümüzü görünür kılarsak verilecek hiçbir değer, kutlanacak hiçbir gün kalmaz ortada.

Evet, öğretmenler gibi toplumu şekillendirenlerin anıldığı, önemsenir gibi gösterildiği hatta bir süre konuşulmaya devam edildiği bir gün de benim yapmam gereken öğretmenlerin sorunlarına parmak basmak, onların standartlarının yükselmesi için tarihten birkaç önemli şahsın cümlesine atıfta bulunmaktı. Yapamadım. Bugün kendime dürüst olmak tarafımdan kalktım. Bağışlayın. Bu goygoyculuğu kendime de idealar dünyamı süsleyen öğretmen kavramına da yapmam, yapamam.

İkiyüzlülüğün en kötü tarafı seni yetiştireni gördüğünde ya da hatırlaman diretildiğinde olduğu gibi değil hatırlamak istediğin gibi hatırlamaktır. Öğretmenler bu dünyada “annelik” rolünü hayatları boyunca üstlenen insanlardır, cinsiyetlerine bakmadan. Kimileri elindeki masuma saldırmayı, kimileri de savunmayı öğretir. Kimi yöntemleri ile hırsı, ‘her şeye rağmen’i aşılarken, kimileri tutucu bir ahlakı aşılar genç beyinlere. Bugünün milletvekillerini, cumhurbaşkanlarını, milli eğitim bakanlarını yetiştiren öğretmenler her şeye rağmen gurur duyuyorlar mıdır çıkardıkları işle?

Atanmayan, maaş olarak yerlerde sürünen bir mesleğe başlayacak olanlara, hali hazırda devam edenlere sormak istediğim tek bir soru var. Vakti zamanında şimdinin koltuk işgalcileri siz içeri girdiğinizde ayağa kalkarken siz nerelerdeydiniz? Neyi verdiniz, nasıl verdiniz ki biz bu hale geldik?

Hayatımda hiçbir zaman eğitimsizliğin problem olduğunu söyleyerek kolaya kaçanlardan olmadım. Eğitimsizlik bu ülkenin gerçeği! Tüm Türkiye’nin eğitim seviye ortalaması ilköğretim 3. Sınıf düzeyinde. Yine de sonuna kadar savunacağım eğitim alanlarının eğitiminin niteliği. Bugün sizler ve bu ülke bu haldeyse şayet sallabaşı al maaşı zihniyetiyle, kendini geliştirmeden, elindeki hamuru tam olarak şekillendirmeden, aradan on yıl geçtikten sonra öğrencisini yolda tanımadan öğretmenlik yapanların payı hiç mi yok?

Geleceğin eğitim ile şekillendirilebileceğini biliyorum ama eğitimcilerin bu konuda yeteri kadar istekli olduklarına inanmakta her şeye rağmen güçlük çekmeye devam ediyorum. Gününüz kutlarsam gelecek aydınlanacaksa, her şeye rağmen her gününüz kutlu olsun!

 

Reklamlar
 

Yorumlar kapalı.

 
%d blogcu bunu beğendi: