RSS

Günlük arşivler: Mart 9, 2012

Daldan Dala…

Her sabah yataktan fesatlık içinde kalkan insanların olduğuna inanmazdım bir süre önceye kadar. Daha doğrusu fesatlık içinde kalkıp hayatlarını sürdürenlerin etrafımda olmadığını düşünürdüm. İnsanların 7/24 fesatlık, ikiyüzlülük ve riya içindeyken benimle birlikte olmaktan sıkılacaklarını hatta buna tahammül edemeyeceklerini düşünürdüm.  Kendine göre totemleri olan ve bunları inanç sistemine benzeten biriydim. Bu bile ne kadar sıradan, ne kadar dışlanma potansiyeli olan bir birey olduğumun ispatıydı bana göre.

Tarih boyunca ruhu savunan dinlere inandı insanlığın neredeyse %85’i. İnançlarının içinde saflık ve temizliğe dair tüm hikâyeler ruhun üstünden şekillendi. Bu ruh denilen varlık fitne fesatla pek bir daralırdı ya da en azından huzur bulmazdı.

 

Bir zaman sonra tarih sahnesine önce Sade sonra da Genet çıktı. Bu adamların yüzyıllar boyunca allanıp pullanan ahlak anlayışını yerle bir ettiğini gördük. Güzel algıları ve gerçeklik seçimleri ‘normal’ kabul edilenden epey farklıydı. Onların da kendi içlerinde yüzümüze patlayan tokat gibi tutarlı olduklarını görünce istemesek de kabul ettik, başka türlü bir yaradılışın değil ama başka türlü seçimlerin “normal” olduğunu.

Zaman akan sudan daha hızlı hareket edip günümüze ulaştığında biz geçmişe yüklediğimiz “Neşeli Günler” ahlak anlayışıyla geleceğe yüklediğimiz “Matrix” arasında sıkışıp kaldık. Televizyon başında sinemalarda anti kahraman figürleri görmeye hatta bunları içselleştirmeye alıştık. Şimdilerde sosyolojinin en temel kavramıyla, çatışmadan doğan bir melez ile baş etmeye çalışıyoruz.

 

Gün içinde işe gelirken, aile ilişkilerinde seçme şansımız olmadığını kulağımıza fısıldayarak kendimizin, karşı tarafa her türlü kötü muameleyi yapmakta hak buluyoruz. Hatta o kadar ileri gidiyoruz ki bu psikolojik bir savaşa, tacize kadar eviriliyor. İşin içinden cinsellik ve çetrefilli aşk ilişkilerini çıkartarak düşünürseniz kimse iş yerinde taciz etme ve uğrama konusunda o kadar da masum değil.

Size normal gelen davranışınız karşı taraftan taciz olarak algılandığı anda taciz etmeye/edilmeye başlamış oluyoruz. Karşılıklı etkileşim o kadar hızlı ki bu sürenin sonunda davranışlarınızı değiştirseniz bile artık süreci yönetebilmek ve normalleştirebilmek mümkün olmuyor. Yapılacak tek bir şey kalıyor size de, dava haklarınızı saklı tutarak çekip gitmek.

 

Algılarımızı ve davranışlarımızı şekillendiren aynı gerçeklik parçaları, aynı ekonomik kayıtsızlık ve aynı hukuksal boşluklar olduğu halde işin özü sizin ne istediğinizde ve ne kadar istediğinize bağlı.

 

Masumiyet tıpkı ahlak gibi paraya dönüşmüş anlamlardan bir tanesi artık. Tanrı da ahlak da aklınıza gelen ruhunuzu okşayan her duygu da artık para edip etmediğine ya da ne kadar hızlı para edip etmediğine göre değerleniyor. Yeniden değerleme yasasından nasibini almamış hiçbir kavram hiçbir güç ve hiçbir iktidar kalmadı. Peki, nerede nefes alıp verecek insanlık?

İşte benim gibi bütün duyguların kendi için kötü olanlarını karşı tarafa yükleyerek. İnsanları fesatlıkla suçlayarak! İnsanları kötü kabul ederek! Sadece ve sadece kendini düşünüp kendi ile iyi fikirler geliştirerek! Yoksa türün devamlılığı da hayatın devamlılığı da bu düzende mümkün değil. Devletler size niye ötekiler dayatıyor sanıyorsunuz? Yaşama devam etmek için sizin kendinize yarattığınız ötekiler yüzünden!

 

 

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: