RSS

Aylık arşivler: Ağustos 2012

Fark

Karanlığın ortasında boy verdi ilk zaman 

Ve kendinden beklenin aksine

Alacalı açtı

Şimdi her meltemde 

boynu bükülecek sananlar

kendine güvenini izliyor 

-her gün-

tanımlanmamış bir rengin

siyah beyaz fotoğrafında…

 

Reklamlar
 
 

İklimsiz

Güneşi öldürmek kadar saçma güzel bir günü bitirmek
veya hiç başlamamış bir aşka inanmak kadar ateşli zamanı durdurmak
-yanında- sen olunca -zaman- satır arası bir ağrı
çoğu zaman
ve ellerin, terli, kısa parmakların
bir umut gitmeye dair
iklimsizlerin topraklarında
ardıç ya da çitlembik olmaya…

 
Yorum yapın

Yazan: Ağustos 27, 2012 in Morrisse Eserese, Şiir

 

Fotoğraf

gözlerin donuk
dudakların lal
ardındaki orman sepya
enkaz ruhun belli belirsiz
sessizliğine sığınabildim ilk kez

fotoğrafta güzelsin

 
Yorum yapın

Yazan: Ağustos 24, 2012 in Morrisse Eserese, Şiir

 

Gündem Dışı Yurdum Haberleri Üstüne

İstemezsen Üflemezsin:Hürriyetin bu başlıkla verilen haberine göre Trafik Polisleri trafik kontrol uygulamaları esnasında sürücü istemezse alkol muayenesi yapamayacaklar…

Günün ilk haberi siz “alkolikleri” sevindirmesin! Daha önce de “Size kimlik soran polis memuruna sizin de kimlik sorma hakkınız var” dediler ve sonrasında olanları unuttular. Bu haber; bayramda kullanılmak üzere stoklanan haberlerin eritil

me çabasından başka bir şey değildir.

Uzun tatiller için gazeteciler gündem olmayacak genel geçer ama okurken sıkmayacak ya da okunduğunda anlaşılmayacak haberleri genel merkeze iletip en azından bir kaç gün tatil yapmaya çalışırlar. Bu istek genellikle Haber Merkezlerinin isteğidir, haberi yapanların pek kabahati yoktur durumda. Haberler aşağı yukarı şu mantıkla oluşturulur:

Bir yetkili bulunur. Özel bir durumda başvurulabilecek bir yöntem sanki her an kullanılabilinir gibi servis edilir. Yine bu servis etme biçimi de genel merkezlerin onayladığı ve genelde içeriğin üstünde editörlerce son şeklini verdiği zaman ortaya çıkar.

Bu haberde de durum farklı değil. Bir yetkili kanunda boşluk var diyor. O yetkili sanırım ABD vatandaşı ya da haberi “editleyenler” sadece dört duvar arasında yaşıyor( ki bu daha makul bir seçenektir RTUK sayesinde) çünkü halk çoktan kanunlardaki boşluğun “zor kullanma”, “darp”, “dayak”, ” taciz” gibi yöntemlerin dışında “medeni bir rica” ile çözüldüğünü biliyor ve görüyor her gün…

O yüzden siz siz olun ilk önce sizi çeviren polisin ve diğer polislerin cüsselerini gözünüzde iyice tartmadan ve şeker hastası olmadığınızdan, portakal gibi asitli meyveler yemediğinize ve alkol almadığınıza emin olmadan “Üflemem” demeyin zira sonrasında olacaklar için ” kahin”, “alim” ya da “gazeteci” olmaya gerek yok…

Günün İkinci haberi “flaş” koduyla çıkıyor Milliyet Gazetesinde  karşımıza. Sitedeki başlığı aynen aktarıyorum.

“Flaş!.. Rahatsızlığı tekrarlayan Gül Kırgızistan’dan Türkiye’ye dönüyor”

Tabii insan bu başlıkla haberi görünce Devletimizin başı sayın Abdullah Gül’ün önemli bir rahatsızlığı olduğunu sanıyor. Hatta duyarlı vatandaşlar bu rahatsızlığı bilmediği için kendine kızdıktan sonra haberi okumaya başladıklarında neler hissedecektir gerçekten merak ediyorum.

Haberin detayında sayın Abdullah Gül’ün kulağında bir rahatsızlık olduğu ve bu rahatsızlık nüksettiği için tedbir amaçlı döndüğü öğreniliyor. Sayın cumhurbaşkanımıza acil şifalar dilerim. Yine de aklımda bir soru işareti var.  Resmi uçaklarımızın hizmetini bildiğim kadarıyla “Turkish Airlines” sağlıyor. Benim uzun uçuş deneyimimden aklımda kalan, kulak ağrıları ve basınca bağlı kulak hassasiyetleri için kabinlerde ilaç bulunduruluyor. Reis-i Cumhurumuza bu servisin yapılıp yapılmadığı bilgisi haberde atlanmış. Ben bu etkili ilaç sayesinde yolculuğu tamamlamayı başarmıştım.(Hoş uçaktan paraşütle atlamak gibi niyetiniz yoksa her halükarda o yolculuk tamamlanıyor zaten)  Tabii Reis-i Cumhurumuzun sağlık problemi uçakla sık gezileri sonrasında oluşmadıysa  Türk Hava Yolları’na sorduğum soruyu da geri alıyorum. (Milliyet İnternet Sitesindeki haberin detayları yeterli olmadığı için hastalığın içeriği konusunda kesin bilgimiz yok ne yazık ki…)
Gündem dışı haberlerin içindeki son haber Mardin’den. Ermeni Haber Ajansının Haberine göre  “Mardin  Kızıltepe ilçesinde  bulunan Surp Kevork Ermeni Kilisesi, yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya.”
 Bu topraklarda yok olmaya terk edilmiş, her tarihi eserin, her ibadethanenin ne zaman bu toprakların gerçek serveti olduğunu anlayacağız emin değilim. Politik meseleler beni zerre kadar ilgilendirmiyor ancak tarihi yapıların sadece ” taş toprak” “lüzumsuz” “gereksiz” görülmesi değişmedikçe bizler daha birbirimize çok düşeriz.
 Hepinize keyifli perşembeler…

 

 

 

 

 

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Vişne Likörü

Bu saatlerin adamı değilim ben
Ellerimin yeni tütün kokmaya başladığı saatlerde
Gün geceye dönerken
aklında onca tilkiyle
sokaklarda yürümeye alışkın değilim

Bir apartmanın duvarından fışkırınca papatyalar
Ya da zakkumlar kansere deva olunca
Güzel bir kadın sesiyle inince yağmur gökyüzünden
Saklandığım inden çıkıp ıslık çalarım sana

ama şimdi esintisi olmayan bu beton kentte
hararet derdinde çayı ateşe koydum
vantilatörü çıkardım mutfaktan
suyun kaynamasını bekliyorum

belki bir pastırma yazında
ya da bir kocakarı ayazında asılı kaldı ruhum
kimler geldi kimler geçti şu mutfaktan
hiç biri akıl etmedi senin gibi
bir iki damla vişne likörünü
kuru çaya eklemeyi ve kendi yarattığı tada
gülümsemeyi.

22/08/2012 H.K.

 
1 Yorum

Yazan: Ağustos 22, 2012 in Morrisse Eserese, Untouched Copy, Şiir

 

Bir yol Mümkün…

“Yurdun çeşitli yerlerinden BDP binalarına saldırı haberleri geliyor. En sonunda uyuyan halk uyandı.”

“Aslında bunlar terör örgütünün istekleri. Dolduruşa gelmeyelim. Hep birlikte sükut ve mağrur tavrımızı koruyalım.”

Yukarıda iki linkte biri Antep’ten biri de Kocaeli’den haberleri göreceksiniz. Ne düşünürseniz düşünün sonunda siyasi liderlerin belirlediği kulvarın içinde birbirinizi yerken ve iç savaşta kırılırken bulacaksınız kendinizi.

Son zamanlarda günlük hayatınızda bile tahammülsüzlüğün, hoşgörüsüzlüğün, insanları ötekileştirmenin ne kadarını gördünüz? Daha ötesi ve vahim olanı; bunların ne kadarında kendi payınız olduğunu kabul ettiniz?

Bugün insanlar artık laik ya da dindar diye ayrılmıyor çünkü bunun savaş tetiklemeyeceği anlaşıldı. Nedeni de bir hayli basit aslında. Cumhuriyet döneminin yetiştirdiği burjuvalar ve elitler yani düzenin kapital sahipleri Avrupai bir yaşamdan vazgeçmeyeceklerini net şekilde belirttiler.Din değilse kafatasçı milliyetçilikten başka ne tetikleyebilir ki durduk oturduk yere bir iç savaşı?

Bayram seyran dinlemeyen PKK, tekrardan hortlatılmaya çalışan ASALA tesadüf mü sizce?

PKK bizlere ASALA’nın hemen ardından bela olan terör örgütü. Asala’dan farklı olarak sivilleri de vurur PKK. (Asalanın öncelikli hedefi devlet adamlarıydı hatırladığım kadarıyla). Çeşitli dönemeçlerde süreçleri baltalamak için elinden gelini yapar. En iyi bildiği halkları birbirine düşman etmektir. Bugün yine aynı şeyleri konuşan, sabrı kalmayan, bıçağın kemiğe dayandığı liderlerin gösterdiği irade sonrasında halk bir partiyi taşlamaya, kundaklamaya başlamışsa istenilen olmuştur. Yalnızca bir tarafın evladının diğer tarafın evladını ilk okulda öldürmesine gelip çatmıştır durum. Bir çocuk diğerini katlettiği anda istedikleri iç savaş şüphesiz çıkacaktır.

10.000 yıllık tarihinde barışın hüküm sürdüğü pek az zaman vardır Anadolu’da. 1980 sonrasında kan görmediğimiz bir tek gün olmaması rastlantı değildir. Ancak bu savaşı isteyenlerin bu topraklar hakkında hafızasını tazelemek isterim:

“Bu topraklar tüm güzelliğine rağmen kana açtır ve her daim kana aç olacaktır. Bu topraklara kimse sahip olamamıştır, kimse sonsuza kadar sahip olamayacaktır. Üzerindeki halkın kanıyla beslenen Anadolu’yu doyurmaya çalışmayın zira bu topraklar tuzdan dudağı çatlamış bir hayvan gibi kanınızın son damlasına kadar sizi emecektir.”

Kan açlığını doyurmaya çalışmaktansa, kansız doyurmaya çalışmanın bir yöntemini ararsanız ya da bu yöntemi arayanlara destek çıkarsanız hala bir umut var demektir. Her gün biraz daha yaklaşan iç savaş kesin kader değildir ve mutlaka bu ayak sesleri durdurulmalıdır.

Siyasetçilerin kof ve yetersiz kaldığı 17 Ağustos 1999 depreminde bu halk Sivil İnisiyatifin nasıl oluşturulduğunu ve istenilirse ne kadar hızlı oluşturulduğunu gösterdi. Daha kaç beden, daha kaç çocuk daha kaç genç ölmeli… Teröre verdiğimiz kurban sayısı dolaylı olanlarla birlikte neredeyse depremlerde kaybettiklerimiz kadar…  Bir yol Mümkün…

Ve ben bu yazıyı kaleme alırken PKK’dan bir saldırı haberi daha geldi. Sanırım yakın zamanda iyimser olanlarda bile bir yolun mümkün olduğu kanısı öfkelendirmekten başka bir işe yaramayacak insanları…

 
 

Çarşamba Başlıkları

Bir süredir gündelik hayatın sıkıntılarından gündemin sıkıntıları ile uğraşmaya fırsat bulamıyordum. Hoş fırsat bulamadığım bütün bu zaman dilimi boyunca uğraştığım kişisel dertlerin hiç biri gündemin açtığı yaraları açmadı düşünce dünyama. Yüreğime gelince çok acıyan ve umursamayan halde tıpkı Orta Doğu’da yaşayan ve her gün çeşitli nedenlerle onlarca insanın ölümünü gören, duyan, bilen her insan gibi.

Medyanın gündeminin sabun köpüğü olduğu bu günlerde benim gündemimin başlıklarına değineyim kısa kısa.

  1. Deprem:  En son komşumuz İran’ı salladı deprem. Amerika’nın nükleer yeraltı denemeleri deyin, aynı fay üstünde olup olmadığımızı tartışan uzmanlardan dem vurun. Sebebi ve içeriği ne olursa olsun depremi unutmayın unutturmayın. Bu topraklarda hayatın ne kadar ucuz olduğunu gördük  17 Ağustos başta olmak üzere 6.0’nı üstündeki her depremde. Kendiniz için değilse bile çocuklarınız ve sevdikleriniz için deprem ile yaşamayı öğrenin. DASK mecbur olsa da bir yoluyla kendi önleminizi alın. 17 Ağustos Belgeseli
  2.      Terör:  İspat edebileceğim hiçbir şey yok. Hatta hepimiz kadar üzgünüm son olaylarda hayatlarını kaybedenlere. Yanlış zamanda yanlış yerde olmayı beceren herkes kadar üzgünüm sadece. Çünkü istesem de istemesem de biliyorum bu gidenler son olmayacak. Adları aileleri dışında kimse tarafından ağızlara “dua” ya da “beddua” edilmeyecek. Devlet büyüklerinin ağzında rakamsal istatistiklerin dışında hiçbir şey olmayacaklar. -eskilerin dediği gibi vay gidenin haline- Hepimiz biliyoruz bu danışıklı dövüş. Bu özellikle ekonomik olan çıkarları kimse sorgulamadıkça, kimse bunların hesabını sormadıkça – hoş bu hesap sormanın adalet sistemi ile olması gerektiğini hatırlatmak gibi bir de beyhude çabam olsun satır arasında- evlatlar ölecek, siviller ölecek. Üç beş çapulcu da küpünü doldurmaya ister dağda ister şehirde devam edecek. Yine de öğrenmek ya da hatırlamak isterseniz  Terör linkten isimlere ulaşabilirsiniz. Belki bu sefer ölenleri sayı değil insan ve isim olarak konumlayabilir, düzene çomak sokmak için bir mihenk taşı kabul edersiniz olanları… (Umut Dünyası işte…)
  3.      Bayramda Erken Ödenen Maaşlar:  Hükümet bu bayramda da oy potansiyeline göre grupladığı emeklilerden sadece İşçi Emeklilerine erken maaş ödemeyi uygun gördü. BAĞ-KUR’a bağlı on binlerce emekliye erken maaş ödeyerek onların sevinmesini umursamadı. Birçokları için BAĞ-KUR emeklileri kendi işlerinin sahibi insanlar ve dolasıyla emekli maaşlarına ihtiyaçları bile yok(!) Gerçekten böyle mi? Eski sisteme aşina olanlar benden daha iyi bilecekleridir İsteğe Bağlı BAĞ-KUR ödemelerini, çiftçiler, dullar da yaptı zamanında. Yani bir hayli hak sahibi ve BAĞ-KUR maaşı ile geçinen emekliler bu bayrama boynu bükük girdi. Sanırım bu uygulamada dışarıda kalmanın en güzel yanı önümüzdeki ay sonunu getirirken 45 gün beklemeyecekleri için zorlanmamaları olacak. Onun dışında emeklileri bile birleştirilen ve kaldırılan eski kurumlarına göre ayırmaya devam… Medyamız da bu haberleri görmeyip bütün emeklilere maaş ödemesi yapılmış gibi davrandı tabii…
  4. Soyunmak yerine Soyulmak:  Sosyal Medyada var olmaya çalışan sözde ünlülerin başına gelen sözde talihsizlikler için Kelebek yazarı Melike Karakartal’dan bir yazı var  Sözde ünlülerin sözde sorunlarından yola çıkarak bizler için de işe yaracak (!) bir kılavuz oluşturmuş Melike Karakartal. Haklı olabilir tabii kendisi ama Türkiye’nin hane halkı gelirleri, dağılımı ve yaşam koşulları hakkında sanırım pek fazla b/ilgisi yok. Keyifli okumalar…
 
 
 
%d blogcu bunu beğendi: