RSS

Aylık arşivler: Eylül 2012

Soru Girizgahı…

Sana da olur bazen, biliyorum. Mevsim bir başkasına yerini bırakmak üzeredir. Kimileri hala içinde bulunduğumuz mevsimin tadını çıkarma derdindedir. Kimse kimseyle göz göze gelmek istemez. Son dakikaya sıkışan işlerin altında yüreğin ezilir. Güneş elini de çekse, yağmur da yağsa bilirsin aslında bu  gözle gördüğün değişime ayak uydurma çabasının bedenini hırpalamasından başka bir şey değildir. Yine de sen de tıpkı benim gibi görmezden gelip başka dertlere yormayı tercih edersin. Değişime ayak uydurmak yaş aldıkça güçleşir ne de olsa.

Söylenirsin. Söylendikçe altında ezildiğin yük artar. Yükünü arttırdığını fark etmezsin. Memleket yazıları, gençlik özlemi, ilk aşk ferahlatıcı konu başlıkları olarak sana el sallıyor sanırsın. Yanılırsın. İçinin yükünü hafifletecek olan onlar da değildir. Şu hayatta rutine binen her şey adamı öldürür. Ölüm her şeyin maceranın da rutinin de sonudur. Sonudur ve sonucu değildir. Geç de olsa idrak etmeye başladığında saçlarının beyaza kesmesi kendini avutmaya çalıştığının ispatından başka bir şey değildir. Bilirsin, görmezden gelmeyi tercih edersin. Gençlik aklın başında olması gereken çağ değildir. Bu yüzden ne zaman senin bu yaşındaki olgunluğuna erişmeye can atan bir genç görsen iç geçirirsin. “Tadını çıkar” dersin, “ıskalama hayatı” dersin. Dersin de denmekle olmayacağını dersini almış biri olarak bilirsin. Bu nasihat evresinin hemen öncesidir ve babanın ya da annenin silueti ve gölgesi üstünde dolanmaya başlamıştır.

Umutla ve mutlulukla ilgili kaygıların azaldığından gençliğine göre daha umutlu ve daha az üzgün geçirdiğin zamanların kıymetini bilmediğini senden yaşça daha büyükler işte tam bu zaman fısıldamaya başlar kulağına. Belki böylece anlarsın dünyanın en yaşlı adamı değilsen her yaşında senden daha yaşlı birileri mutlaka kendi akıllarını sana sunma derdinde olacaklardır. Zaten yeteri kadar yaşlandığında da kurdun kocama hali başına gelecektir. Hayatın boyunca sürekli duyduğun nasihat ve ihtarları belki bu yüzden çok büyük bir istekle konuşmaya başlarsın farkında olmadan.

Her mevsim geçişinde şiddetlenerek artan bu durumda “depresyon” ve “melankoli” iyi seyirlikler olabilir ruhunun monitöründe ama yine de bilirsin. Ayaklarında kalmamaya doğru yol alan derman ansızın çekip gittiğinde burada hangi mevsim olacaktır. Sonu belli bir hayatın sonucunu değiştirmek adına çabalayıp durduğun bu hayat seni ne kadar tatmin etmiştir? Keşkelerden ve teknolojiden ve imkanlardan arındırılmış kaç anın tadını çıkardın ya da kaç anı bıraktın etrafındakilerin belleğinde? Ne de olsa hayat sen sona gidince devam ederken zamanını uzatma biçimlerinden biri de başkalarının anılarında yaşamaktır!

Sen ben gibi adamlar için bu önemli değildir. Herkes iz bırakma derdindeyken sen ben gibi adamlar içinin sıkıntısından kurtulmak için daha fazla içer. İçmek gibi mevsimsel depresyon, yaşlanma ve hayıflanma arasında bir bahane ihtiyacı bulunursa yalnızlığını yok eden diğerlerine uygun bir başlığı seçmen zor olmayacaktır. Bunca zaman içinde iyi bildiğin “Kaybedenler Kulübü” ve “Beat Kuşağı” popüler kültür olduğundan beri “sıkılmak” modern zamanların en büyük klişesi ve normalidir. Sen ben gibi hiçler içinse “uygulamalı matematik teorisinin” kamerasız filmidir.

Dediğim gibi aslında perşembe günü iş çıkışın da başlayan ve yürek daralması olarak tabir ettiği bu duyguyla baş etmek için her cuma yaptığımdan vazgeçip bu cuma sokaklarda ıslık çalarak dolaşmak ve biraz “sıvı cesaret” alma derdinde aradım seni. Lafı fazla dolaştırma derdinde de değilim ama telefonun bitmek bilmez “bedava dakikaları” için birinin bir şey yapması gerekiyordu. Telefon benim olunca akşama bir “bar fly” ile görüşüp görüşmeyeceğini merak edip seni aradım. Kötü mü ettim?

*********************************************************************************************************************************

* Görsel Bilgisi:http://fineartamerica.com/featured/bar-fly-7-3d–harry-weisburd.html

Harry Wiesburd – Bar Fly 7 3D – Painting- Watercolor On Canvas

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Eski Popüler Kültür…

BİRİNCİSIRA,ÜSTTEN
Bill Gates, Microsoft Kurucusu, Homero(Yunan Tarihçi/Şair), Cui Jian (Çinli Şarkıcı),Vladimir Lenin (Rus Devrimci/Devletadamı), Pavel Korchagin (Rus Ressam), Bill Clinton (Eski ABD Başkan), Büyük Petro (Rus Çarı), Margaret Thatcher, (Eski Britanya Başbakanı), Bruce Lee (Dövüş Sanatları Uzmanı/Aktör), Winston Churchill (Eski Britanya Başbakanı), Henri Matisse (Fransız Ressam), Cengiz Han (Büyük Moğol İmparatoru), Napoleon Bonaparte (Fransız Askeri Lider/Fransız İmparatoru) Che Guevara (Gerilla Lideri), Fidel Castro (Eski Küba Devlet Başkanı), Marlon Brando (Aktör), Yasser Arafat (Eski Filistin Lideri), Julius Sezar (Roma İmparatoru), Claire Lee Chennault (II. Dünya Savaşı Kahramanı), Luciano Pavarotti (Tenor), George W. Bush (Eski ABD Başkanı), Prens Charles (Galler Prensi) Liu Xiang (Çinli Engelli Kosu yarışçısı), Kofi Annan (Eski BM Genel Sekreteri), Zhang An (Çinli Ressam), Mikhail Gorbaçov (Eski SSCB Başkanı), Li Tiezi (Ressam), Dante Alighieri (Floransalı Şair), Dai Dudu (Ressam)

İKİNCİSIRA
Pele (Brezilyalı Futbolcu), Guan Yu (Çinli Savaşağası), II. Ramses II (Mısır Firavunu), Charles De Gaulle (Fransız Devlet Adamı/Generali), Albert Nobel (İsveçli Kimyager/Nobel Vakfı’nın Kurucusu), Franklin Roosevelt (Eski ABD Başkanı), Ernest Hemingway (ABD’li Yazar), Elvis Presley (ABD’li Şarkıcı), Robert Oppenheimer (ABD’li Fizikçi), William Shakespeare (İngiliz Oyun Yazarı),Wolfgang Amadeus Mozart (Avusturyalı Besteci),Steven Spielberg (ABD’li Yönetmen), Pablo Picasso (İspanyol Ressam), Marie Curie (Fransız Fizikçi), Zhou Enlai (Çin Halk Cumhuriyeti’nin İlk Başbakanı), Johann Wolfgang Von Goethe (Alman Yazar), Laozi (Çinli Filozof), Marilyn Monroe (ABD’li Aktrist), Salvador Dali (İspanyol Ressam), Dowager Cixi (Çin İmparatoru), Ariel Sharon (Eski İsrail Başbakanı), Qi Baishi (Çinli Ressam), Qin Shi Huang (Çin İmparatoru), Rahibe Teresa (Romanyalı Katolik Misyoner), Song Qingling (Çinli Politikacı),Rabindranath Tagore (Hintli Şair), Otto Von Bismarck (Alman Devletadamı), Run Run Shaw (Çinli Devletadamı), Jean-Jacques Rousseau (Fransız Filozof)

ÜÇÜNCÜSIRA
Audrey Hepburn (Belçika Doğumlu ABD’li Aktrist), Ludwig Van Beethoven (Alman Besteci), Adolf Hitler (Nazi Diktatörü), Benito Mussolini (İtalyan Faşist Lider), Saddam Hüseyin (Eski Irak Devlet Başkanı), Maxim Gorky (Rus Yazar), Sun Yat-Sen (Çinli Devletadamı), Den Xiaoping (Çinli Devletadamı), Alexander Puşkin (Rus Yazar), Lu Xun (Çinli Yazar), Joseph Stalin (Sovyet Lideri), Leonardo Da Vinci (İtalyan Ressam/Bilimadamı), Karl Marx (Alman Filozof), Friedrich Nietzsche (Alman Filozof), Abraham Lincoln (Eski ABD Başkanı), Mao Zedung (Eski Çin Devlet Başkanı)

DÖRDÜNCÜSIRA
Charlie Chaplin (İngiliz Aktör), Henry Ford (Ford Motor Fabrikaları’nın Kurucusu), Lei Feng (Çinli Asker), Norman Bethune (Kanadalı Fizikçi), Sigmund Freud (Avusturyalı Psikiyatrist), Juan Antonio Samaranch (Eski Olimpiyat Komitesi Başkanı), Çang Kay Şek (Çinli General/Devletadamı) Kraliçe II. Elizabeth (Bieleşik Krallık Kraliçesi), Leo Tolstoy (Rus Romancı) , Li Bai (Çinli Şair), Corneliu Baba(Romanyalı Ressam), Auguste Rodin (Fransız Heykeltraş), Dwight Eisenhower (Eski ABD Başkanı), Michael Jordan (ABD’li Basketbolcu), Hideki Tojo (Eski Japon başbakanı), Michelangelo (İtalyan Rönesans Heykeltraşı/Ressamı), Yi Sun-Sin (Koreli Amiral)

BEŞİNCİSIRA
Mike Tyson (ABD’li Boksör), Vladimir Putin (Rusya Başbakanı/Eski Rusya Başkanı), Hans Christian Andersen (Danimarkalı Yazar), Shirley Temple (ABD’li Aktrist), Albert Einstein (Alman Fizikçi), Moses (Yahıdi Dinadamı), Konfüçyus (Çinli Filozof), Gandi (Hindistanlı Lider), Vincent Van Gogh (Hollandalı Ressam), Toulouse Lautrec (Fransız Ressam), Marcel Duchamp (Fransız Ressam)

VE…
Usame bin Ladin (George Bush’un arkasında)

Kaynak: ( http://www.mailce.com/dunyanin-konustugu-tablo.html)

Kimi zaman internet gezilerimde kısıtlı aklımın zaman zaman kurduğu hayallerin temel fikrinin çeşitli sanat dallarınca nasıl işlendiğini görüyorum. Benim için hayat her zaman bir masanın etrafında şekillendi. Her daim bir masanın etrafında oldu ne olduysa. Evde ailenle en büyük kavgamı da masa ettim, ihanete uğradığımı da bir masada öğrendim tıpkı İsa gibi. Sağ sol kavgasının temeli bile masa ne de olsa…

İşte bir başka masa etrafında bildikleriniz ve bilmedikleriniz… Keyfini çıkarın hayal gücünüzün…

 

 

 

 

Neşet Ertaş’ı Kaybettik…

 

İlk plağını “Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” adı ile babası Muharrem Ertaş’a ait bir türküyle çıkaran Neşet Ertaş hakkın rahmetine kavuşmuştur. Anadolu’nun kendi sesini kaybettiği artık çağın olayları arasında “küreselleşmesin” dışında yerel değerlerin ezildiği 21. yüz yılda büyük ustalardan birini daha kaybettik.

Bir gün idealist olmakla ilgili örneklerden biri olacaktır, tarihin tozlu sayfalarında lakin sesi her “digital teknoloji” sayesinde hep kulaklarımızda olacak. Nasıl yetinirseniz artık…

Neşet Ertaş ile ilgili ne kadar ilgisiz ve bilgisiz olduğumuzu görmek için Wikipedia’nın hakkında hazırladığı sayfasını ziyaret etmenizi öneririm.

Fotoğraflarla Neşet Ertaş’ı da Hürriyetteki sayfadan bulabilirsiniz.

Aşağıdaki Linklerde bir kaç Neşet Ertaş türküsü bulabilirsiniz.

Hapishanelere Güneş Doğmuyor

Zahidem

Ah Yalan Dünya

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Lie To Me…

Bilerek ve isteyerek girdiğin yoldan ayrılsan
ya da bir çıkmazla boğuşurken
kulaklarında çınlasa
kimi zaman belli saatten sonra ortadan kaybolduğunu bilsen
yine de aklından geçenlerin peşinden koşmaya devam etsen
istemeden de olsa bir çiçeği ezsen
ya da bir ağacın gölgesinde öylece oturup zamanı
öldürsen
ne fark eder?
sonunda yine bir biçimiyle sen olmayacak mısın?

Kendine söylediğin yalanların en kötü tarafı
o yalanların aslında gerçeğe dönüşeceğini bilmek midir?
Ya da aslında yalan söylemek bir biçimiyle kendine
sadece ve sadece kendine
dürüst olmanın ön koşulu mudur?

Bilmek için algılamak gerekliyse
hayatını milyonlarca parçaya bölüp bu parçaları
uç uca ekliyorsan
Eklentilerin her birini kendi içinde tutarlı bir
manifestoyla düzenliyorsan
Hala dürüst olabilir misin kendine?
Ya da daha önemlisi
bir günün gerçekliği
diğer bütün günleri ve geceleri
yalana bulamış olabilir mi?

Kim bilir belki de zaman
kıvrılarak ve evrilerek her birimizi
kendimize yalancı çıkarırken
aslında dürüstlüğün mümkün bir gerçeklikle
buluşması için çabalıyordur
ve insan her seferinde önce kendi aklına
yenik düşüyordur…

 

Not: Yukarıdaki şiiri yazdıktan ve yüksek sesle okuduktan hemen sonra aklıma geldi şarkı. Sanırım kendime dürüst olabilmek için karşımdakine “bana yalan söyle” demek fazlasıyla “denk geldi.”

 
Yorum yapın

Yazan: Eylül 24, 2012 in Müzik, Morrisse Eserese, Şiir

 

Etiketler: , , , , ,

Her şey Yaşam İçin…

İnsan doğduğu ve doyduğu ülkede ne kadar temkinlidir? Hangi olaylardan sonra  kontrolünü kaybeder? Hangi koşullar altında kontrolünü kaybetmek ister? Hangi aşamalardan sonra vazgeçer? Ne kadar sürer bir insanın umursamaz olmaya çalışması? İnsan ne zaman kaybettiğini kabul eder?1984 yılından bu yana ana dörtlükleri olmayan bir şarkının nakaratıyla kah sinirlendik kah üzüldük. Bazı anlarda öfke seline kapılık galeyana bile geldik. Zaman içerisinde kaç ana ağladı artık sadece istatistik olarak biliyoruz. 1984 bu yana ölenlerin, öldürülenlerin isimleriyle birlikte sadece birinci derece yakınlarının isimlerini alt alta yazsak  orta ölçekte bir romanın kelime sayısına ulaşırız. Orta ölçekli bir roman ne kadar sürede okunur? Sadece rakamlardan ibaret olan “prime time haberlerinin” detaylarıyla kaç kişi ilgilenir?

Hepimizin bildiği manevralar yapılıyor haber bültenlerinde. İki haneli rakamlar yerine tek haneli kayıplar insanların galeyana gelmesini engelliyor. 0-9 arası sayılar yirmi birinci yüzyılda anlamlı gelmiyor. Halbuki şu an okuduğunuz yazının temeli 0-1’dir aslında. Var ve Yok!

Ürettiklerimizden tükettiklerimize insanlık tarihi iki ana rakam üstüne kuruludur. 0 ve 1 ya da daha kolay anlamıyla “var” ve “yok”. Bizim için rakamların anlam ifade etmemesi ise sadece “var” olanın “sıfatlarının”, varlığın önüne geçmesi…

Ezelden beri “çok” kelimesini iki haneli rakamları, zenginliği belirtmek için kullanan dil, en sonunda “varlığı” görmezden gelip ne kadar olduğuyla ilgilenmeye başlayınca aç gözlülükle; mevzu bahis “ölüm bile olsa” her şey vırs gelip tırıs geçti.  Bu yüzden şehit sayının 10 yakınmasından uzak duranlar “bitkisel hayattaki şehitlerin fişini” birkaç gün sonra çekmeyi uygun gördüler. Amerikan filmlerinden bildiğiniz üzere halkın toplu halde galeyana gelmesindense bir kaç kişi kolaylıkla feda edilebilir.

Yıllardır yöntemsizliği, günü kurtarmayı ve acı edebiyatı yapmayı yöntem belirleyenler her gün sığındıkları ve önemsedikleri dini maskelerini çıkarmadan utanmadan ve sıkılmadan yalan söylediler. Zerre kadar önemli değil onların söyledikleri yalanlar. Mesele bu yalanlara bile bile isteye isteye inanmaya çalışanlar. Sen, Ben, O, Biz, Siz, Onlar…

“Sosyetede siyasette iş dünyasında gerçekten dürüst olmaya çalışmak Ayşecik rolünde porno film çevirmeye benzer.” diyordu “Şeytanın Fısıldadıkları adlı kitapta. Bilinenin ifşasından başka değildi söylediği. Yalnız söylemediği ve bizim içinde bulunduğumuz duruma uyanları söylemek lazım gelir şapkamızı önümüze koyarak: “Biz niye inandık?”

Ülkenin batısındaki adamın görmezden gelmekten başka seçeneği yok muydu? Ülkenin doğusundaki adamın korkuya direnmek gibi şansı yok muydu? Bir mahalle, bir sokak, bir apartman hatta sadece bir ev her gün aynı tavırla, kendinden emin ve inatla ” çözüm önerisini sorgulayamaz mıydı?” doğuda ya da batıda…

Geçmişine “28 yıllık terör mazisi” yaftası vurulup uzun süre görmezden gelinen  PKK ya da Kürt Meselesi için tarafların masada bu aralar paylaşamadığı nedir ya da ne değildir artık önemini yitirmiştir. İki seçenek var şu andan itibaren. Ya Kürt kardeşini yanına alıp sokaklarda kardeşlik türküleri söyleyeceksin Türk kardeşim -ki bunun tam tersi de aynısıdır kimin kimi yanına aldığının bir önemi yoktur- ya da şimdiden silah kullanmayı öğreneceksin. Biraz tarih bilenler ya da ” Google da” gerekli araştırmaları yapanlar özellikle 17. yy’dan sonraki yakın tarihe şöyle bir göz atsın. Eline “dost eli” almakla “silah” almak arasındaki ince çizgi nasıl yok olur ve insan ne zaman ve ne kadar kolay diğerine silah doğrultur göreceklerdir.

Benim komşumu öldürmek gibi bir derdim yok ama kardeş kardeşe düştüğünde bu ülkenin vatandaşları ikiye bölündüğünde kime evime açsam vatan haini olmam? Dün komşum olana bugün silah doğrultacak mi bu yürek her şeye rağmen? Filler tepişir doğru çünkü zıplamayı bilmezler ama her daim şimdi kim olduğunla ilgilenmediğimiz  insanlarla birlikte sokak aralarında çimen olacağız hepimiz. Bu ateş düşen yuvanın meselesi olmaktan çıkalı bir hayli oluyor. Elim sana uzandı, elini uzat kardeşim.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Pazartesi – Gündemi -10/09/2012

“İslami bir bisiklet üretilebilir”

Hurriyet’in internet sitesinde yer alan haberi görünce insan kendini şarkı mırıldanırken yakalıyor. Bunca zamandır “Şeytan İcadı” olan “velespit” için ilk görülmesinden 800 yıl sonra, modern haline ilk gelmesinden 300 yıl sonra İslami Din Bilginleri tarafından yeşil ışık yakıldı. Bisikletin kısa tarihi için linkten faydalı bilgileri okuyabilirsiniz. Zira okumak yerine içinizdeki sesi dinlemek isterseniz günün ilk anlamlı şarkısı aşağıda sizi bekliyor.

Gündem Belirleme Çabasının Sonuçsuzluğu: 

Kimi zaman iş yapmaları için seçilen, maaş ödenen hatta iş yapmaya talip olan insanlar uzun çalışma maratonlarının ardından, tatil yapmaksızın çalıştıklarında bir süre sonra neyi ne için yaptıklarını karıştırırlar. Mahalle bakkalının, memurun, siyasetçinin, doktorun bu konuda bir farkı yoktur. İnsanlar çalışmanın etkisiyle kendilerinin takdir edilmesi gerektiğini düşünür. Bu insanın doğasıdır. Pek tabii ki maaşlı bir işte çalışanların tamamı “babalarının hayrına çalışmazlar.” Her biri yaptıkları işin karşılığında bir “ücret” alır. Kişilerin tek takdiri aslında yaşamını idame ettirebilmek için aldığı bu ücrettir. Zaten yaptıkları iş için karşılıklı mutabakat sonucu belirlene ücretler o işin “takdiridir.”

Yukarıdaki haberin detayını okuyunca ister istemez aklıma Pir Sultan Abdal ‘ın sözleri geldi.

 

Pazartesi Günleri iki haberden fazlası insanı zehirler. Yarın görüşmek üzere.

 

 

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: Eylül 10, 2012 in Günlük Yazılar

 

Etiketler: , , , , , , , ,

-Yağmurun ardı hep çamur-

Nasıl sevdiysen yağmurun saflığını
çamurun pantolonunda bıraktığı izi de seveceksin!
Ve her baharı diğeriyle kıyaslayacaksın istemeden
Birinde eteklerin uçuşurken diğerinde tutuşacak
Mümkün kılacaksın eşit mesafede durmayı
karanlığa ve aydınlığa
güne ve geceye
Yoksa bitmez bu sıkıntı
Akmaz hayat

 

 
 
%d blogcu bunu beğendi: