RSS

Melankofobik Titreşimler ve “Mi Tonu”

01 Kas

Yorgundu. Bütün duyduklarının ağırlığı vardı kulaklarında. Kulakları başına ağır geliyordu. Dinlemek çoktan beri istemli bir eylemdi. Sesler bütün kulak yolu boyunca sağa sola çarparak ilerliyor, sürekli canını yakıyordu. Çekiç örsü dövünce, örs çekiçten kaçmak için üzengiden yana kaçınca başının içi yangın yerine dönüyordu. Kafasının kalabalığı o kadar şehvetli ürüyordu ki aklını kaçırmak üzereydi. Ne yaparsa yapsın, seslerin bilindik güzergâhtan geçerek beynine ulaşmasına ve anlamlanmasına engel olamıyordu. Birileri aklına tecavüz etmenin yolunu bulmuştu ve bu yolu çekinmeden kullanıyordu. Karşı koymuyordu, teslim olmuştu.

Bugünlerde mühim meselesiydi hayatta tek başına kalmak. Yeni iş bulmuştu. Ücreti kendi klasmanındaki işlere göre oldukça azdı. Oradan buradan bulduklarıyla yaşadığı dokuz aylık deneyimden sonra azla yetinmeyi öğreniyordu insan, kabul etti köleliği. Şimdi amiri, müdürü, patronu, efendisi –artık duruma göre sıfatı değişen o adam-kanca burnunun hava yoluna baskısı sonucu oluşan boğuk sesiyle karşısına geçmiş ne yapacağını dillendiriyordu. Tanrı bilir dinlemek yerine duymayı seçip bu ıstırap dolu saatlerden kurtulabilmek için ne kadar çabalamıştı bilinçaltı; yine de bilinci bu savaşı kazanmak derdindeydi. Yirmi altı gündür sigara otlanacak insan aramaktan sıkılmıştı. Doksan dört gündür kendine içki ısmarlayacak eski dost kovalamaya dermanı kalmamıştı. En son ne zaman kafasının yüksek olduğunu hatırlamıyordu bile.

Evet, sonunda yalnızlığını satın alacaktı. Düzeni sevmezdi, hayatı değiştirilebilir kabul ederdi. Başka bir yol bile mümkündü aklını kurcalayan çözümler için. Yine de elinden gelen başka bir şey yoktu.

Ezilmeden ve aklını bulandıran düşüncelerden uzak durmaya çalışarak, yüzünün ortasını yamuk olarak ikiye ayıran burun nedeniyle şehla görünen efendisinin talimatlarını hatırlamak zorunda oluşuna aldırmadan not almaya çalışıyordu. Patronları iyi tanırdı. İlgili görünmesi gerekirdi. İşitsel ya da görsel hafızası olması her işte dezavantajı olduğundan bu sefer kâğıt kalem kullanıyordu. Not alıyordu. Aptallar yükselirdi. Not almaya devam ediyordu. Maaş için kıç yalama işini gerçekten yapsa gocunmazdı ama sözcüklerle birinin egosunu yükseltmeye tahammülü yoktu. Not alıyordu. Yirmi altı gündür para vermediği tahtakurusu dolu, küflü ve ince duvarlı o sikik otele para vermeden kaçmak için nüfus cüzdanını ön masadan çalacaktı. Not alıyordu. Yarın sabah mesai 06.45’te başlayacaktı.

Bundan on iki yıl evvel bir ağustos günü çıktığı yolculuğun sonunda en kötüyle yüzleşmesine –düşmesine, dibe vurmasına- birkaç metre kala şimdi iş bulmuştu. Savaş sonrası çağın getirdiği her şeyi kabul etmişti. Güç ve iktidarı reddedip sokaklarda yürümüştü. Özgürlük onun için kiminle yattığını seçme işi değil yatabilmek için sokağa çıktığında birini bulabilmek demekti. Özgürlük sokakta bira ve şarap arasına sıkışıp kalmış tercihini belirlemek değildi. Özgürlük sokakta içmek de değildi. “Neydi bu özgürlük bea…” derken yoluna devam etmek olabilirdi olsa olsa.

Yolda şarap parası isteyen o güzel insana; “kaç paran oldu” diye sormaktı özgürlük çoğunlukla. Ardından adamdan parayı alıp bir tekele girip şarap parasının üstünü tamamlamak ve en yakındaki parkın bankında adamın saçma sapan hikâyesini büyük bir huşu ve ilgiyle dinliyor gibi yapmaktı.

Şu dünyada savaştan önce ve savaştan sonra herkesin paylaşacak hayatı, söyleyecek sözü olurdu da herkes kendininkini özel  sanırdı. Hikâyeler ucube ve beş para etmez, hayatlar kısa ve anlamsız, sözler yersiz ve metaforikti. Yalanlar söyleyen yalnızlığın öykülerini; barmenler, psikiyatrlar ve evsizler dinler ardından tıpkı altıncı yüzyıl gezginleri gibi hanlara gidip bu hikâyeleri şarap ve ekmek için yeniden yorumlarlardı. Bir nevi “cover – up” işiydi anılar uydurmak ya da anlatmak. On iki yıl önce bir ağustos günü bunu fark ettiğinde sonun başına yani bugüne varacağını bilseydi yine aynı yolları yürür müydü?

Emin değildi. Yedi yıl kadar önce Ebru Gündeş “melankofobik” bir dille kaleme alınmış güzide bir Türkçe eserinde “ Bir daha aynı hevesle bu yollardan yürür müyüm?” diye sorduğunda üç gün transa geçmişti. İki line kokainin böyle etkileri olabiliyordu hayatta. Ebru Gündeşle transa geçebiliyordu insan ta ki iki line kokain sadece dört saat sizi idare edene kadar. kolay alışırdı insan, neye alıştığını bilmeden.

Birkaç afili yalnızlık yüzyılı geriden geriyordu hayatta. Bütün okudukları ya da yaşadıkları ısrarla sokağa düşmesini söylüyordu. Sokağa düşmemişin çıktığı yol yol değildi ne de olsa. İçinden gelenlerini kimseye danışmadan yapabilen biri değildi o günlerde. Yaptığı sosyal sondajlar ve anketler sonrası olasılık hesabının kendine verdiği güvene ve başarıya dair rakamlar sonrası almıştı bu kararı. Aldığı kararı uygulamaya geçtiğinde artık sonun başına yani bugüne giden yola çıkmaya hazırdı.

Hazin sesli arabesk sanatçıları için özenle oluşturulmuş kırık dökük ve “mi” tonundan anlatılara karnı toktu. Ne olduysa olmuştu şu hayatta şimdi kendi olduğu gerçeği yeniden yaratırken köleleşme yolunda emin adımlarla yürümeye tutulmuştu. Her köle gibi onun da derdi özgür olmak değil bir gün “efendi” olabilmekti. Bu yüzden yeni bulduğu işten çıkmadan bundan sonra hayatının parıldayan ve kendini tatmin edecek prangası olan masasına yüksekten ve bıyık altından gülümseyerek baktı. Not aldı günü bitirmeden. Bir gün bu masayı görüp beğenen bir köle bulduğunda sadece masada oturmaya başlaması için “hak etmesi” gerektiğini ona hatırlatacaktı. Özgürlük ve ilk iş günü, özgürlük ve istifa üstüne söz söylemekten geri duracağı iki büyük paradoks olarak bilinçaltına itilmişti; otobüse binmeyip yapacağı tasarrufla iki kadeh fazla içmek derdinde olan adamın yürümeye koyulduğu dört nokta yedi kilometrelik maratonunda. Yollar yürümekle aşınmazdı.

 ( Görsel: “Personal Jesus ya da Profiterol” – Water Color,  by Hakan Kiper)

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: