RSS

Aylık arşivler: Mart 2013

Köy Meydanındaki Terzi Muhittin Heykelinin Hikayesi

tailor_1xTerziydi bizimkisi. Yüzden fazla iş yaptıktan sonra çocukluktan kalma bilgilerini kullanarak para kazanma derdine düşmüştü yine. Neye el attıysa bugüne kadar hiç birinde dikiş tutturamamıştı. Ya erken girmişti, erken başlamıştı işlere ya da geç kalmıştı. Hiçbir zaman hiçbir işte başarı nedir tadamamıştı.

Çocukluktan beri tasarım yapmayı, renkli kumaşları, kadınları ve pek tabi özellikle çıplak kadınları severdi.  Kadınlarla çalışmak isterdi. Tabii bir de çalışacağı işte başarısız olacak olsa bile gönlünü eğlendirmeyi de isterdi. Ne birikmiş üç beş kuruş parası ne de babasının ona güveni vardı. Yapacak çok fazla şeyi yoktu. Mecbur bir bankadan kredi çekti.

Bankalar iş batıran adamları severdi. Bilirlerdi böyle adamlar eninde sonunda bankaya çalışırdı. Ne kadar kazanırsa kazansın, en sonunda faizlerini ve borçlarını ödemek için bankaya koşmak zorundaydı.

Aklınca hızlıca para kazanıp bu işlerden sıyrılmak istese de oyunun kurgusu ölçüsüzce para harcayan biri için daha ilk başından belliydi. Batacaktı.

Hayatında hiçbir işi düzenli yapmamıştı. Adabı muaşeretten nasibini almamıştı. Herkese istediği gibi davranmayı kendinde hak görür, sonrasında da ortaya çıkan durumla baş etmek yerine bir köşeye kıvrılıp uyumayı ya da meyhane masalarında alkolün ardına sığınıp gözyaşı dökerek özre benzer cümlecikler kurmayı tercih ederdi. Hayatı; kendisi ve etrafındakiler için ölçüsüzce zorlaştığının farkında değildi.

Yaşamak aslında ölçü ile bağ kurmak gerektirirdi. Sınırlar yani ölçü içinde her şeyi yapmak ve her şeyden kaçmak mümkün ve kolaydı. Yalnız sınırların dışında ölçüyü kaçırarak bir iş gördüğünde durum değişirdi. Bu sefer geçtiğin sınır, aştığın ya da altında kaldığın ölçü seni canından bezdirebilirdi. Hatta yaşamı katlanılmaz kılardı.

Bizim yeni terzimizin haberi olsa da görmezden geldiği bu durum defalarca başına gelmiş ancak hiç birinden, dünyada tek başına yaşamadığı ve karşı taraf için bir ölçünün bulunduğu savını çıkaramamıştı. Kendi olmakla övünen adam, karşı tarafın kendisi olmasına izin vermediğini, hatta karşı tarafın kendinden hızla uzaklaşmaya başladığını, hiçbir zaman fark etmezdi.

Zaten sonuçlar dışında bir şeyle pek de ilgilenmezdi. Batmadığı sürece batmamıştı, korkulacak bir şey yoktu. Aşığı onu terk etmediği sürece yalnız değildi. Yalnızlıkla ilgili düşüncelere ihtiyacı yoktu. Kısaca başına gelenin ayak seslerini görmezden gelip başına gelince işin içinden çıkamamak onun hayatta deneyimleyip, buna rağmen hiçbir şey öğrenemediği, yegâne istikrarlı işiydi.

Terzilik işinin aslı ölçüp biçmek olunca babası da etrafındaki diğer insanlar da bir an için umutla dolmuştu. Bunca zaman boyunca hayatın öğrettiğine direnmişti ama bu sefer belki mezura kullanmak, kumaşı doğru şekilde işlemek için defalarca ölçmek zorunda kalmak belki ona bir şeyleri doğru yapmayı öğretirdi. İnsanlar ne kadar kolay umut eder hale dönüyorlardı!

olcuTerzihaneyi ilk açtığı andan itibaren ölçüp biçme işlerinden anlayan bir çırak tuttu kendine. Bütün kesme biçme işlerini yapmak için de eli maharetli bir başka çırak aldı yanına. Tek yaptığı mezurayı nazikçe kendisine gelip üst baş diktirmek isteyen kadınların göğüs çevresinde, karın çevresinde, baldır çevresinde dolayarak ölçüm yapmaktı. Derdi de zaten bütün kadınların normalde asla başka bir adama göstermeyeceği hallerini yakından hatta bir nefesi paylaşarak görmek ve bu görüntülerden haz almaktı.

Hayatı oldum bittim sonsuz bir haz algısı üstüne kuruluydu. Şimdi ilk defa yaptığı işten büyük haz da alıyordu. Her gün farklı bir tenden farklı bir terden etkileniyordu. Etrafında olan biten başka hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Sadece kadınların ne konuşmak istedikleri konusunda bilgi sahibi olmak için uğraşıp didiniyordu.

Arada bir taşa çarptığı da oluyordu gerçi. Çok beğendiği bir kadın hayatın diğer anlamlarından bahsederdi ya da baştan savma işleri için onunla kavga ederdi. Yine de sonun başında olduğunun farkında değildi. Ödemediği bir sürü borcu nedeniyle kimse kumaş vermez olmuştu ona. Sonrasında kesip biçme işini de ölçüleri not etme işini de çıraklara bıraktığından, yarım yamalak bitirilen işlerden para da alamaz olmuştu. Zaman için kimsenin bedenin etrafına mezura bile dolayamaz hale gelmişti.

Sonunda yüz birinci işinden hatta kendi zevklerinin tamamından olmuştu. Hayatta her şey bir ölçü yani bir bedeldi. Kimi bedellerin parasını ödeyip geçebilirdiniz ancak insanların yani ederi olmayanların bedelleri olmazdı. Yalnızca onları kaybetmenin ve sonunda kendini kaybetmenin bir bedeli olabilirdi. Ona da çağımızda söylenen yegâne tanım da ölçüsüzlüktü.

artistik çizim siluetiÖğrenir miydi bizim terzi, sanırım onun hayatı tıpkı aidiyeti gibi öğrenmenin, geliştirmenin, savaşmanın, üretmenin ve en önemlisi bu hallerle ile uğraşanların karşısında saygı göstermenin üstüne kurulu değildi. Gerekli miydi bu işler? Bilmem ye kürküm ye diye takım elbise giyip dolanmıyorsa ortalıkta, kendine saygı gösterilmesini istemiyorsa ya da herhangi bir işe başlamayı değil aynı zaman da bitirmeyi de öğrenmek istemiyorsa önemli olmayabilirdi ölçü onun hayatında.

İnsan her şeyi ister ancak başkasının da işin içinde olduğu hayatta bedel ödemezse, saygı duymazsa, biraz da çalışmazsa sadece ölçüsüzce isteyen biri olmaktan farklı algılanmazdı. Sonunda onunda lakabı bu kaldı dost meclislerinde. “Ölçüsüz”

Bildiği bilmediği herkes onu ölçüsüz diye çağırsa da insanların dinamikleri karşı tarafı anlama üstüne kurulu değil ve kendi güdülerini ortak bir sesle gerçekleştirmek üstüne kuruluydu. Ölçüsüzlüğü sonrasındaki hiçbir tavrı artık ona masumiyetini geri vermiyordu. Kaybettiği masumiyet gözlerinden kayıp gidince de ölçüsüzlüğü zaman içinde insanlar için mide bulandırıcı ve uzak durulması gereken bir hale geldi.

Sınırlar koydular önce. Tavır koydular. Yine de sınır da ölçü de bilmeye niyeti olmadığını bildiklerinden sessizce mezarına doğru giden yolun önünden çekilmeye başladılar. Varlığına tahammül etmekte zorlananlar nasıl olsa yokluğuna alışırlardı.

Yalnızlık ve ölçüsüzlük birleşince ve gece geç inince, sabah erken olmayınca çok yoruldu bütün zamanlarda. O kadar yoruldu ki bir şey yapmadan kalbi artık atmaktan vazgeçti.

Bir zaman sonra uygun bulunan dini bir ritüel uydurulup şanına yakışır bir adama yapılması gereken en muzır şeyi yaptı geride kalanlar da. Hayatta hiç durmadığı gibi ölçüleri kendisine tam uygun dik bir mezara gömdüler onu. Taşmamayı da taşmayı da mezarında öğrenirler sandılar ama insanların kabul etmediğini doğa kabul eder miydi? Daha ilk yağmurda toprak bağrından söküp köy meydanın ortasına bıraktı cesedini.

İşte bu karşımızda esas duruşta dikilen heykelin hikâyesi bu! Ölçü ve ölçüsüzlük sadece lafın gelişi…

 

 

Morrisse Eserese

2012-03-27

 

 

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ölüm Üstüne Hazımsız Bir Yazı…

dead endÖlmek. Derin anlamlar içinde boğulan kelimelerden birisi de bu dilde. Hangi dilde konuşursanız konuşun milyonlarca biçimini bulursunuz. Mademki bunu Türkçe yapıyorum ne demek istediğimi anlatayım biraz. Mevta olmak, gebermek, mort olmak, hakkın rahmetine kavuşmak, sel suyuna kapılmak, bok yoluna gitmek, şehit olmak, boğulmak, asılmak, kendini asmak, elim bir trafik kazasında can vermek, vurulmak, düşmek, beyin ölümünün gerçekleşmesi, bitkisel hayata girmek, yolun sonunun gelmesi, ecelin tecellisi, kör kurşuna kurban gitmek, kazaya kurban gitmek, Allah’ın sevdiği kulunu erken yanına alması, açlıktan ölmek, arpası fazla geldiğinden başını yemek, töreye kurban gitmek, canını başkası için feda etmek, son nefesini vermek, Sultan Süleyman’a bile dünyanın kalmayacak olması, toplu intihar, toplu katliam, toplu kıyım, hunharca öldürülmek, vahşice öldürülmek, şakanın sonunun acı bitmesi, birinin son şakasını yapması, deprem değil çürük bina, demirden çalan müteahhitten alınan bina, trafik canavarı, enflasyon canavarı, doğa katliamı, sebebi belirlenemeyen patlama, terörist saldırısı, hedefi şaşırıp masumların üstüne düşen bomba, atom bombası denemesi, uranyum zenginleştirme çalışmaları, petrolün sahipliği, kafasına sıkmak, vurmak, indirmek, vurulmak, indirilmek, infaz etmez, intihar etmek, göçmek, ebediyete intikal etmek, son yolculuğa çıkmak, kötü beslenme, anoraksa, ince hastalık, salgın hastalık, kuş gribi, domuz gribi, kanser, altın vuruş, sigara, şişmanlık, kalbin durması, kalp krizi, yağlı kazığa oturma, elektrik kontağına kapılma, yüksek gerilime kapılma, elektrik çarpması, kan pıhtısının beyne ya da kalbe ulaşması, hayatın sona ermesi, toprağa karışma, yok olma, cansız beden olma…

Yukarıdaki kelimelerin anlam ve duygu hallerini bir kenara bırakırsak ölüm sadece ölümdür. Doğduğuna inanan insanın öleceğine inanmak istememesi nedeniyle biçimlere yüklediği anlamdır ölüm. Yok yere ya da var yere olmaz ölüm. İnançlılar için söyleyecek olursak zaten biçimi, şekli ve zamanı tıpkı doğum gibi bellidir. İnançsızlar için söyleyecek olursak hayatın basit gerçeklerinden birdir. Hayata yüklenemeyen anlamın eksikliği insanlar tarafından ölüme yüklenir. Sonrasında kendi hallerine üzülürler gidenin ardından.

Korkudur bir tarafıyla ölüm. Kendi başına geleceklerin öngörüsüdür. Herkesin bildiğinin ispatıdır. Çıplaklıktır. Hem de rahatsız edici bir çıplaklık. İnsanların iletişim kurma biçimlerine, hayatta saklamak istedikleri gizlere, anlamlara hallere kafa tutar. Basittir, anlamı yoktur ve kendiliğindendir çoğunlukla.

Manasızların içine mana devşirme çabasıdır ölüm. Hayatı anlamlı kılamayanların son sığınağıdır. İnsan ister kendi ölümünü ister bir başkasının ölümünü anlamlı hale getirsin değişmez sonuç. Anlam barındırmayan bir durum ne kadar isterseniz isteyin anlam barındırmaz.

Bu çaba ne kadar büyük bir yalanı barındırırsa içinde, başkalarının ölümünden duyulan sıkıntı, üzüntü de öyle büyük bir yalan barındırır. İnsanlar “duyarlı” olmak isterler çünkü kendi ölümleri ancak o halde anlamlı hale gelir. Yoksa kimse üzülemez Afrika’da açlıktan ölen çocuk için her gün, kimse düşünemez eğer etnik kökenini önemsiyorsa başka bir kökenden gelen adamın başına gelen ölümü, kendi başına gelmedikçe kimse bilemez göçük altından çıkınca insanın başına gelenleri…

Zaman içinde duyarlılık oluşturur insanlar, gördükleri karşısında çünkü aynı durumda kendileri kaldığında duyarlılık görmek isterler. Yani Türkler öldüğünde önemlidir Türkler için Kürtler öldüğünde Kürtler için önemlidir, Yahudilerin ölümünü bir Yahudi kadar kimse önemseyemez ya da bir fikrin peşinde koşanların peşinden aynı fikrin peşinde koşanlar kadar üzülmez kimse.

Diğerleri diyeceksiniz… Lümpence bir tavırla fok balıklarının katliamını konuşanlar, çiçeklerin soyunun tükendiğini söyleyenlerden bahsedeceksiniz ya da BM barış gönüllülerinden, UNİCEF’ten, “Haydi Kızlar Okula” kampanyalarından… Büyük yalanların maskeleridir onlar. Güçlünün daha güçlü, iktidarın daha iktidar ya da muhalefetin iktidar olma çabası bu örgütlenmeler. Yoksa kimse kendi ölümü dışında hiçbir şeye üzülemez ve hiçbir şeyle savaşamaz bu kadar büyük güçle…

Sana ne kadar üzüldüklerini söyleyecekler sınır komşusu olan ülkedeki katliam için. İnanma! Kendi başına gelme korkusudur o! Sana ne kadar üzüldüklerini söyleyecekler arkadaşları, anneleri, babaları, çocukları öldüğü için… İnanma! Yalnızlık korkusudur o! Sana ne kadar yasta olduklarını söyleyecekler haksız yere ölenler için… İnanma! Sadece haksızlığa uğramak istemezler onlar!

İnsan ki kendine ve etrafa yalan söyleyebilmek ve açık olmamak için konuşmayı seçti. Ne zaman ki bir fikri paylaşır seninle, mesela ölümü çoğunlukla düzden yani alnının kabağından ya da tersten anlatmak derdinde değildir. Senin onun ölümünü yüksek bir duyguyla hatırlaman derdindedir.

Ne kadar çok konuştum boş bir nihayet için. Bilirim ki sen ne söylersem söyleyeyim düşünürsün ölümün hayırlısını kendin için ve gördüğün herkes için… Korkusuz olduğunu söylesen de hayatta kalmak için her şeyi yapsan da yok çaresi ölümün ve fikrinin. Sadece ölüm var ve şekli değil kendisi eşit herkes için.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Adsız Kadın Üstüne Başlıksız Yazı…

“Kimi tek bir kurşunla, kimi onlarca bıçak darbesiyle, kimi de boğazı kesilerek çocuklarının gözleri önünde hunharca katledildi. Aylarca tuvalette esir edilen de vardı aralarında, yaşarken ölenler de. Her biri eşti, anneydi, kadındı. Ancak hepsinin kaderi aynıydı; hepsi şiddet kurbanıydı. Gördükleri şiddet sonucu hayatını kaybeden bu kadınlar, Zeytinburnu Belediyesi’nin, AKDEM (Aile Kadın Destekleme ve Engelliler Merkezi) çatısı altında hayata geçirdiği “8 Mart 8 Kadın” projesiyle ünlü isimlerde yeniden can buldu.

Kim kim oldu :

-Hülya Avşar – Ayşe Paşalı

-Berguzer Korel – Melek Karaaslan

-Nur Fettahoğlu – Gülşah Sarcan

-Burcu Esmersoy – Şefika Etik

-Dolunay Soysert – Meral Tahta

-Meltem Cumbul – Ceylan Soysal 

-Ezgi Mola – Selma Civek

-Songül Öden – Mehtap Civelek”

 

femenHer sene 8 Mart yaklaştıkça içim sıkılıyor. Biliyorum yine Kadınlar yalnızca bir gün için tıpkı 23 Nisanlarda koltuğa oturtulan çocuklar gibi açık bir alaya maruz kalacak, ertesi gün hatta tıpkı 2012 yılı gibi aynı gün öldüresiye dövülecek, namusa konu edilecek, işkence görecek veya gözlerini kapatacak hayata.

Bizler de duyarlı insanlar olarak şiddete maruz kalmış, ölmüş kadınlara adanan işleri görüp kendi kendimizi temize çekeceğiz. Ala memleketin kendine ikiyüzlülüğü altında ezilmeden, kendi kızlarımızı, kendi analarımızı, kendi eşlerimizi hatta kendimizi düşünmeden devam edeceğiz yaşamaya.

Geçen sene bugünlerde söyledim, yıllarca bedenine jilet vuran Müslüm Gürses hayranlarının kadınlarını dövdüğünü sandık. Sonra anladık ki son 10 yılda hepimiz Müslüm Gürses dinliyormuşuz. Yani bir başka değişle hepimiz kadına şiddet gösterip sonrasında da haklılık karinesi yaratıyormuşuz. Tabii bu cümlelerden Müslüm Gürses’i seçip geri kalanını görmezden gelmek kolay olacak, adamın günahı yok sadece toprağın sesi oldu. Bizim günahımız çok, sesimiz böyle çıkıyor.

Sizlere Avrupa’dan bahsedenlere de kanmayın. Orada da şiddet kamufle edilmiş halde hali hazırda mevcut. Gözleri kapatıp, kulakları tıkamak insanlığın ortak suçu!

İnsan insanın kurdudur, kadın kadının daha fazla!

İnsan insanın kurdudur, erkek kadının daha fazla!

İnsan insanın kurdudur, güçlü güçsüzü daha fazla!

İnsan insanın kurdudur, kral soytarıyı daha fazla!

Ne derlerse desinler, eğitim ve öğretim, ekonomik koşullar, gücün ve iktidarın sarhoşluğu, başka bedeni ve başka kararı sahiplenmeye kalkma… Dön aynaya bak ve yüzleş, önce kendinle sonra kadınla. Dünyanın değişmez bir düzeni olduğunu sanıyorsan, haklı olabilirsin. Yine de düzenin şeklinin değiştirilebileceğini gördün. Artık kölelik yok, maaşlı çalışmak var mesela.

Yeteri kadar direnirsen zamanı tutmaya ihtiyacın kalmaz, tam yeri tam zamanı olur…

Geçen Sene bu zamanlar  “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” diyerek başlık atmıştım. Bu sene ne diyeceğimi hala kesitirebilmiş değilim. Yazının sonuna geldiğimiz halde.  Ne İtaatkar Kadınlar Kulübü (Malezya) ne  “Kadın ve Ayakkabı üstüne bir yalanlama…” ne de “Kadınlar Ne İster” başlıklarını 8 Marttan farklı bir tarihte atmış olmak kendimi temiz hissetmeme yetmiyor. Belki bir yerlerde bir şey söyelemek mümkün olur, bir şey yapmak mümkün olur… Kendimize Rağmen…

 

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: