RSS

Aylık arşivler: Ekim 2013

Bir hediye… Elimden geldiğince…

Hayat gelip vurur durduk yere. Dün bana ne sormuştun halbuki… Bana bir şarkı yaz. En iyisi olması gerekmez demiştin. Nerede başladığını bilmediğim bir melodinin ortasından başladı sözlerin titremeye havada. Sanki bir müzik aletinden çıktığı film yapımcıları tarafından resimlerle anlatılmış o çok bilindik bir sahnenin ortasında nasıl bir şarkı yazacağımı düşündüm sana. Sanki arkamdan cümleri yazarken atlı koşturuyordu. İlk defa uyanmış bir bebek gibi yüreğim yüz altmış altı kez gümlüyordu bu gök kubbede. Aklıma bir türlü sana yazmam gereken şarkının güftesi ya da bestesi düşemiyordu. Sadece nakaratlarda dolanıp duruyordum. Soruyordum kendime gerçekten bu kadar önemli mi benim için diye soruyordum kendime. Bir şarkıyla ölümsüzleştirebileceğim kaaadarrr önemli miii beeenim için dddiye soruyooorrrdum…

Yazmaya devam ediyordum aralıksız. yazarken ,Yokluğunun bir tılsım gibi başka bir varlığa dönüşmesini izliyordum kağıtta. Keşke diyordum bir an yazarken yaşamış olduğum gibi yazmak zorunda kalmasam. Hatta gördüğüm gibi görmek, duyduğum gibi duymak , bildiğim gibi bilmek istemiyordum diyordum kendi kendime. Bir hikayede bir şarkıyla bir kadını ölümsüzleştirecek kadar bu kadını seviyormuydum diye soruyordum hala kendime. Aklımda bir fırtına anında gökyüzünün yıldızsızlığı geliyordu yüzünü düşünürken. Eğer yoksa yüreğimin orta yerinde bir karanlık kendiliğinden patlıyordu.

 Işığı emen bir patlama! Fiziksel olarak mümkün olmayan ancak bir hikayede tasvir edilen o büyük harmoni. Sanki sesler birbiri ardına arkası kesilmeden dizilecek. Mümkünüdü işte. Bir başka hayalini hayatın bir başka boyutunu hatta fiziksel olarak fizik ötesi çalışmalarda deneyimleyerek öğrendikleri o hal aslında bir yazarın en başından beri olmayı beklediği haldir.

Çoktur ve yoktur. İnanılır ve saygıyla bilinir. İnanılmaz ve fakat inkar edilemez. Yok edilemez sadece yok sayılabilir. Var edilemez sadece var edilebilir bir noktaya taşıyordu işte yaratanı. Bir kadınla yazmak arasındaki fark, varolması için varlığının tekrardan onaylanması gerekmiyordu. Aşık olmakla aşk olmak arasındaki fark kadir naif bu durum ne de olsa bütün kadın okurların zihninde.

Erkeklerse kendilerinin kalplerinin gücünü henüz keşfetmekteler bu satırlarla. Hayatları boyunca korkaklar gibi yaşayıp yürekli geçinen milyonlarından farklı olarak bütün bunları yazıyor olmanın aslında bir tanrısallık bildirgesi olduğunu maskelemek için neler yapmadılar ki bugüne kadar onlar kadınlar için.

Oysa şimdi bir kadın için yapabileceğim en basit şeyi yapmam gerekirken ruhum tutulmaya uğruyor sanki. Ne yapabilirim bir kadına herkese yaptığımdan farklısını yapmış olayım? İşte buydu bütün mesele…

damienNot: Yaratım sürecinde verdiği destek için farkında olmadığı saygıyı kendisine göstereceğim ama bir telif davasından ziyade ancak bir reklam kampayasında destek olabileceğim Damien Rice’a ve “9”albümünde emeği geçen herkese de ziyadesiyle ve sadece teşekkür ederim. Yaratımlarına şarkı sözleri uydurmak tamamen benim fikrimdi.

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

The Pollyanna Project

project

Hayatta çaresiz kaldığınız anlar ve olaylar vardır. Başında ölüm gelir. Doktor da olsanız bir yakınınızın başına amansız bir hastalık musallat olunca okuduğunuz tıbbiye ilmine bolca küfür edersiniz. Ne bileyim işte bolca zaman vardır, elini kolunu bağlayıp bir köşeye yaslanmanın saklanmanın dışında bir boka yaramazsınız. Kimse size hayatın bu anlardan ibaret olduğunu söylemez rahme düştüğünüzde. Muhtemelen söylese şiddetle dışarı çıkmayı reddedersiniz.

Öyle şımarık Pollyanna bahaneleri ile hayatın güzel anlarının olduğunu söyleyen insanlara da inanmayın. Onlar bir anlık zevkle düştükleri dünyada aşk çocuğu olduklarını var sayıp kendilerini iyi hissetmek için kendileri dahil herkese yutmakta zorlanacakları ve gönülden inandıkları yalanları söylerler.

Genellikle kendileri becerdikleri için değil mütemadiyen dünya tarafından becerildikleri için birinin onlara kurtuluş yolu gösterme fikri umutlarını canlı tutar. Eğer siz başarırsanız onlar için de ümit vardır. Yine de yolu kendileri açamayacak kadar korkak olduklarından muhtemelen kabülü herkes tarafından yapılmış yavşak bir yılışıklıkla etrafa iyi enerji dağıtıyor ya da daha vahimi hayatın anahtarını ellerinde tutuyor gibi görünürler.

polyannaNereden tanıyorum bu tipleri. Tipleme olarak az önce kendimi yakaladım. Boktan hayatımı anlamlandırdığımı, seçimlerimi kendimin yaptığını söylerken yakaladım kendimi. Sanki şu hayatta seçmek, tercih etmek, istediğin gibi yaşamak mümkünmüş gibi davrandım yaklaşık yarım saat. Ne büyük umutlar verdim hayata dair anlatamam. Bir de kendimde aynı umutları bulsam utanmadan kendim de inanacağım söylediklerime. Ne büyük bir zavallılık!

Hayat siz içinde olun ya da olmayın genellikle size teğet geçerek akıp gider. Başka bir dünyada mutlu olma ihtimalinin fiziğe yansımış haliyle yani pozitron bozulması gibi olaylarla da uğraşsanız ya da ekmek alacak paranız olmasa ya da herkesi satın alacak kadar zengin de olsanız bir diğeri hayaliyle yanıp tutuşmanın üstüne kurulu şu hayat size tokadı basar. Sürekli huzursuzluk hali olarak ortaya çıkan bu durumu çeşitli yöntemlerle bastırabilirsiniz. Dinsel hayat, psikiyatri, dost meclisleri, düşman edinmek, alkol, zemzem ya da İsa’nın Havarileri veya Şalom iyi gelir sanırsınız. Gerekirse milliyet bazlı olarak da tanımlayarak kurtulabilirsiniz sanırsınız. Olmadı aşık olursunuz. Yine de yetmez içinizdeki boşluğu ve anlamsızlığı doldurmaya bunların hiç biri.

Siktir et diye kitap yazanların peşi sıra koşup siktir edilmediğini öğrendiğiniz hayat denklemi ile farklı bir bakış açısıyla yeniden karşılaştığınızda çözüm diye sunulanlar çöp olur. Siktir edemezsiniz belki ama sik gibi ortada kalırsınız. Sik tabiri bildiğiniz elinizde patlar.

Hoş çoğunlukla bir cinsel hazzın insanı temize çektiğini söyleyenler bu konuda ne sik yiyeceklerini bilemezler zira elinizde patlayan sik sizin sikiniz değildir. Üstelik tecavüz gibi gelir uzaktan bakanlara. Acırlar size, muhtemelen girdiğiniz depresyonu dost meclislerine konu ederek.

Hayat zaten depresyon üzerinde yürümeyi öğrenme ihtimalinizdir. Aşk çocuğu olarak aşkı bulsanız tabi biraz da en azından viziteyi ödeyecek kadar paranız olursa kurtuluşunuz mümkündür. Düşünsenize biri sizi düşünüyor, ne kadar umut verici… Geberemedi gitti Pollyanna kafası…

Hayat kolay değil, hiç olmadı hiç olmayacak. Hiçbir insan sizin değil. Sevseniz de nefret etseniz de en iyi ihtimalle sizden önce en kötü ihtimalle sizden sonra siktir olup gidecek. Nefes almayacak. Ölecek. Ex olacak. Bir yıl bile sürmeyecek sesini unutmanız. Ha digital kayıt ebediyettir peki sizde o kayıtları izledikçe etkilenecek kadar göt kaç sene olur dersiniz? Yüz yıllarca bir adamın peşine takılan ilahi delilik örneklerini saymazsak kaç sene tutulur bir yas? Kaç sene sürer unutmak? Ya da siz yaşlandıkça onun ebediyete kadar aynı yaşta kalmasına kaç zaman tahammül edersiniz?

karanlık söyleyenSorular arttıkça cevaplar kendinden geçer. Hatta hayat teğet geçerken yanınızdan yörenizden o cevaplar da hayata katılır ve siz yine katkı da bulunursunuz yaşama. Siktir git Pollyanna.

Ölüm var! Kabulünü sikine takma, zamanla geçer. Hayat var! Senin değil ama bir an elinde tuttuğun o anın tadını çıkar, herkese her zaman denk gelmiyor, kimi hayatı boyunca tutamıyor korkusundan!

Çözüm yok! Hiç olmadı ve olmayacak, her biri geçici olarak beyninizin durma ihtimalini karşılamak için uydurulmuş zaman parçaları çözüm dedikleriniz! Soru yok! Herhangi bir şeyi anlayabilecek mütekabiliyete sahip olmadığınızı iddia ede ede bu hale geldiğinizi unutmayın. Soru yok aslında, hiç olmadı. İsterseniz Pollyanna’ya mi sesleneyim tekrar, sizin için? Hala hayatta mı o kahpecik?

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: