RSS

Kategori arşivi: Resim

Kadınlar Ne İster

Bölüm 1: Kalçama dövmesini yaptırdım

Yazdıklarıma sürreal bir tabloya bakar gibi bakacaksınız. Paragraflar Alman kriptosu gibidir. Biraz İngiliz olacaksınız. sonra benim adamlarım ve kadınlarım var. Heykeltıraş gibi hayattan oyduğum.  Bunlara putunuzmuş gibi davranacaksınız…”

Uyuz olduğunu belli etmemeye çalışarak kağıdı geri verdi. İyi okudun mu dedi beriki. Okudum dedi güzel olmuş. Bitirince tekrar okursun. İçinden acı acı güldü. Hıhı tabi dedi. Bu kentteki insanlara bir türlü alışamamıştı. Her gün tanıştığı insanlarla ilgili bir gariplik yaşıyordu. Birçoğu hangi zamanda yaşadığını bilmiyordu. Emre gibi birçoğu da kendisini çok üstünmüş gibi hissediyordu. Ara sıra hoşuna giden çocuklar çıkıyordu karşısına ama bu insanları tanıdıkça korkuyordu. Emre ile ilk tanıştığında hoşlanmıştı. Kitap filan yazmış, ödülleri varmış, geleceğin büyük yazarı olacakmış dediydi güler tanıştırmadan önce.

Kibirliymiş, küstahmış, kamburu çıkmaya saçları dökülmeye başlamış, çok konuşan, hep abartan, yalan söylemeye meyilli ve umursamazmış tüm bunları söylememişti. Birkaç gün içinde anladı.

Emre’nin  babası albay emeklisiydi. Saddamın oğlu uday gibi büyütülmüştü. Bir yanında şımartılmış bir özgüven öbür yanında baskı altında yalana dolanan bir korkak. Ve bu ikisini bir güzel ambalajlayan yakışıklı bir yüz.

Memleketinde tanıdığı çocuklar böyle değildi. Daha cahil olmanın getirdiği bir şey mi bilmem ama şiddetlerinde bir toprak kokusu vardı.

Okuldan sonra sevdiği erkekle nişanlanmış, iş yaşamı başlayınca nişanlısı terketmişti. kader, bir dönemin kapandığını yeni dönemin farklı bir senaryoya açılması gerektiğine hüküm vermişti.  Aldatıldığından şüphe ediyordu. Uzun bir işsizlik döneminden sonra nişanlısının Kastamonuya tayini çıkınca aralarında başlayan soğukluk anlamsız tartışmalarla büyümüştü.

Şüphe Etmiyordu aslında emindi. Başka biri olmasa da aldatmaktı bunun adı. Bu ayrılık ve intikam duygusu, yıllardır müstakbel kocasına sakladığı güzelliğini tüm dünya için parıldatmasına vesile oldu. Belki de yaşı  ilerlediği, en kısa zamanda makul bir erkekle evlenip çocuk yapma içgüdüsünden. Saçlarını boyattı. Makyajı keşfetti. Yeni elbiseler edindi.

Emek eşitlik ve sosyalizm. Marx engels ve lenin. Ne geçti ki elime dedi yıllarca.  cop sızısı gaz yanığı sicil kayıtları. Bırak eşitliği bu değerlere birlikte inandıkları adam bile basmıştı tekmeyi. Bundan böyle Max factor mark & Spencer ve topuklu ayakkabılar. Kitaplığa değil gardropa çalışacaktı. İlk iş bir kredi kartı edindi.

Kendine güvenen, bakımlı, akıllı ve cesur bir metropol kadını olacaktı.

-:-  -:-  -:-  -:-

Çatlak bir arkadaşı vardı adı tuğba. Kocası dövüyor diye judoya gidiyordu. Adam ressam. Artık dövemeyince  terketmiş bunu. Dövemediğin kadın senin değildir demiş. Ressam karısını döver mi yahu dediydim. Hem de çok pis dövüyormuş.  Fotoğraflarını gösterdi. Karısının bedenindeki morlukları tabloya yansıtmaya çalışmış hayvan. Bir gün sevişirken çimdiklediği kalçasında beliren ilginç lekeyle başlamış herşey. İstediği çürük ten morunu yakalayıncaya kadar denemiş çeşitli yolları. Gözaltı morluğu kaba et morluğu kanlı morluk içkanamalı morluk ödemli morluk kangren morluğu… Hayli zengin bir mor kartelaya ulaşmış anlayacağınız. Tuğba ne mi yapmış. Önceleri haz duymuş. Ayol aşk bu aşk. Sadizm mazoşizm ve dışavurumculuk.  Birgün büyük bir ressam olacağına inandığı kocasının tablolarında resmedilmek de cabası. Sonra bir gün bunun sapık kocası ‘Sanat hayatımdaki mor dönemi kapatıyorum’ demiş.  ‘Şimdi morötesine geçme zamanı’. Sonrasını anlatmadı. Ama iş judoya kadar gittiyse siz düşünün neler olduğunu. Judoda biraz ilerleyince Ben de senin resmini yapmak istiyorum demiş bir gün. Adam olmaz demiş. Sen resim yapmayı bilmiyorsun. Dövmeyi öğrendim resim yapmayı da öğrenirim demiş. Birbirlerinin resimlerini yapmak için tekme tokat kavga eden çıplak bir çift düşünün. Ya da düşünmeyin neden böyle iğrenç birşeyi düşünesiniz ki.

Erkeklerle bir türlü seviyeli bir arkadaşlık kuramadım deryacım demişti. Suç biraz da sendeymiş diyemedi. Tuğba biraz şımarık büyütülmüştü belli ki. Biraz da deliydi işte. Eski kocasının Küçükyalıda salonunu atölye olarak kullandığı evinde yaşıyordu.  Kocası evi terkettikten sonra, bak o günü de anlatmadı hiç,  gören olmamış. Kızım hiç mi merak etmedin adamı. Ya intihar ettiyse. Yok etmemiş eminmiş o biliyomuş nerde olduğunu.

Bölüm 2 : Maviye bulanmış

Sorunla karşılaşmadan sorunu nasıl çözeceğini düşünen insan aptaldır dedi. Bir düşünür söylemiş. Karşı çıktım önce. Kolay mı süpermen olmak. Galiba Tuğba’nın atölyeye gidiyorduk. Arabaya binmiştik. Ben atölyenin bulunduğu sokakta park yeri bulmayı umduğumu söylemiştim.  Kafamın içinde bulutlar pamuk pamuk. Gözlerim yorgunluktan bulanık. Dilimde naneli bir şeker ortası delik. Dikiş makinası gibi kullanıyorum otomobili. Bir elimi büronun bulunduğu ara sokağın başına diğerini ana caddeye koyuyorum. Makine çalışmaya başlıyor ve kırıştırmadan Hilton’un yan sokağı altımızdan akıp gidiyor Pike çekiyorum. Dikiz aynasından arkaya bakıyorum. Eskisinden güzel oluyor. Ben zaten hangi yoldan gitsem o yol eskisinden güzel olur. Bugün pike yarın reçme. İcabında kaneviçe ve bilumum kasnak işleri. Fevzi paşaya kadar gidiyoruz böyle. Paşa deyince bi Zeki müreni biliriz dediydi. Kim oğlum bu Fevzi dedim dersaneden çıkan cıvıldak kız sürüsüne. Adına bakılırsa çirkin biri dedi biri. Anne alalım bu balonları. Ne şekerlermiş renk renk. Anne neden ağlıyorsun.

Makine saat kulesiyle deniz arasındaki yırtıkları da yamayarak küçük yalının dar sokaklarına çıktı. Overlok makinesi ayağınıza geldi. Halı kenarı paspas kenarı yol kenarı. İtina ile park edilir. 5 dakikada terkedilir. Mutlulukla indik makineden.

Bu zeka meselesi hacı dedim apartmanın hela taşı döşeli, dar ve küf kokulu merdivenlerini çıkarken.  Sorunu ne kadar hızlı çözersen o kadar zeka sahibisin. Sırf akıl yetmez bunun için. hırs, kurnazlık ve sempati becerisi de lazım. Bir çok insan problem çözme konusunda beceri sahibi değil aslında. çözüm için uğraşmaktansa cezaya katlanmayı tercih ederler. Mukadderat. Kader böyle. Yapacak bişey var mı filan derler.  Haa bak cezadan, acıdan bezmiş olanlar panik atak olabilir.  Sorun gözükmeden çareler düşünür. Kentliler böyledir. Stresle evrimleşir bu maymunlar.  Soluk soluğa kaldım.  kapıyı çalarken bir elimle de saçlarımı düzelttim. Aşık mısın sen bu kıza dedi Serdar.  Bilmiyorum dedim ya sen. O da bilmediğini söyledi. Piç. Kapıyı açınca Tuğba’ya söyleyecektim bunu. Kapı açılınca unuttum. Bu kimin kapısı bu kimin karısı. Onu gördüğümde Gözlerim kusur aradı. boyu kısa. Esmerler zaten tipim değil. Dudakları ince. Göğüsler desen hmm. İçimdeki hayvanı zor tutuyorum. Kız şaşkın biz şaşkın. Tuğba nerde. Bakkala kadar gitti. Biz giderdik. Sen kimsin. Ben arkadaşıyım derya. Bak şimdi derya. Sen bana böyle esrarlı esrarlı bakınca aklıma dün uydurduğum dadaist şarkı geldi. Derya gülünce daha güzelmiş dedi araya girdi serdar. Arap taşşağı. Kızın yanında tövbe tövbe. Sesimi temizledim.  Boğazımı temizledim önce.

-Maviye bulanmış vajinalar yaşar okyanusun derinlerinde. Ve suyu yalayıp geçer “ben istesem var ya” monologları. Tavuk mu sikiyonuz olum dedi Kaptan. Yok kaptan dedim bu sefer eminim bana baktı Hatun.

-:-  -:-  -:-  -:-

Derya sevdi bizi bak hep gülüyor dedi serdar. İterek uzaklaştırdım onu aramızdan. Sen çık çatıya anteni kontrol et. Merdivenlerde başka insanların soluk sesleri duyuldu. Bozuk otomatın yaydığı sürpriz karanlık içinden Tuğba girdi içeri gülen deryaya ve bana baktı. Tanıştınız mı dedi soğuk bir sesle. Ben Fırat dedim elimi uzattım. Derya da elini uzattı. Tuttum öptüm elini. Tuğba hoşt dedi. Serdar sen de Tuğba’nın elini öp. Olaylar böyle gelişip gitsin işte. Yavaşça yere eğilip giymek üzere olduğu terliği eline alan Tuğba ‘beni bunu kullanmaya mecbur bırakmayın’ dedi. Serdar’la ben korktuk. Elimi bırakmak istememesine rağmen deryanın elini salıverdim. Tuğba’nın gözlerinin içine bakarak ben de yere eğildim. Taş arar gibi yaptım. Böyle yapınca korkuturum sandım. Tuğba köpek değilmiş. Serdar yarım bıraktığı resmini bulmuş işe koyulmuştu bile. Ben de boynumu eğip oturdum salonun bir köşesine. Okuldayken daha naziktin. Bizim fakülteden çıkıp her öğlen sizin kantine yürürdüm. Yürümek iyi gelir insana. Renkli güzel bir gözlükle yürüdün mü tek kanallı tv seyreder gibi olur insan. Mesela mavi gözlüğümle ben hep okyanusları görürdüm. Sen hep sevgililerini anlatırdın. O zaman tiksindiydim işte kadınlarla uzun uzun sohbet etmekten. Dostluğumuzu bozmayalım Fırat, sevgilim olan erkekleri öldürüyorum ben işte demiştin. Hay hay demiştim karadulum çatal karam, sevişmeyen sevgililer olalım. Aslında o kadar da derin bir karar değildi benim için. O ara sanıyorum adetli bir gününde aldığım koku seninle mesafeli bir uzaklıkta kalmamız gerektiğini söylemişti bana. Sonraları da kilo almaya başladın zaten. Dostluğumuz böylelikle pekişti de pekişti. Buna rağmen sen evlenince nedense kıskandım. Boşanınca da sevindim. Judo mu manyak mısın kızım sen.

-:-  -:-  -:-  -:-

Derya ne kadar güzel bir isim anlamı ne. Hangi burçtansın. Haftasonu hep birlikte karaburuna kaçalım mı ? İşte böyle sağlı sollu çalışıyordum. Bence bugün arabiatta soslu spagetti yapalım yanına da güzel bir kırmızı şarap. Mideye çalış oğlum mideye. Deryanın sevgilisi var Fırat, boşa uğraşma. Olsun belki ayrılmak istiyordur. Hayır yeni birlikte olmaya başladılar. Voltaj dalgalanması.  İçimdeki ampul yavaş yavaş söndü tekrar yandı. Derya neden hep gülüyor. Gülme Derya gülme bak izzeti nefsim tehlikede. Gururumu paspas yaptım senin minik ayakların için. Sonra ne oldu o uğursuz kelimeler çıktı ağzımdan. Tuğba aşık mısın sen bu kıza ! Çamaşır makinesi sıkmaya geçti. Narin bedenim hızla dönen bu dünyanın orta yerinde çalkındı durdu. İyice yıkandığıma karar verildiğinde bir el, böyle tombulca bir tuğba eli, beni merdiven boşluğundan alıp sokaktaki çamaşır leğenine koydu. Yoo dedim yoo beni kötü emellerinize alet edip fırlatıp atamazsınız. O zaman Serdar’ı da atın. Bekledim kapının önünde.  yan apartmanın balkonunda kadınlar cins cins bakıyorlar. Çok seviyor beni dedim ondan. Biri belli belli dedi. Ne belli lan dedim. Tuğba cama çıktı. Elinde telefonum. Ararım bak polisi. Baktım camda Derya,  hala gülüyor. Aa Tuğba da gülüyo. Barıştık mı o zaman. Sonra baktım tüm kadınlar gülüyor. Sen de gül artık anneciğim neyin eksik. Sen de gül.

-:-  -:-  -:-  -:-

Tanışmadık ama biliyorum herifi. Uzun boylu irice kıvırcık saçlı. Düğünde beyaz damatlık giyince kutup ayısı gibi olmuş dediydim kızdıydı Tuğba.

Nesli tükenme tehlikesi geçiren kutup ayısı çifti kültürpark nikah dairesinde evlendi. Törende çiftin şahitliklerini adını bilmediğim bir bedeviyle Tuğbanın dayısı yaptı. Çift balayı için kuzey Sibirya’da şirin bir buzul kasabasını tercih etti. Biz de çiftimize mutluluklar dileyecektik ki baktık ayrılmışlar.

-:-  -:-  -:-  -:-

İşte ben hala bu harap izmir sokağındaki evin her saat perdelerini aralar havaya bakar dururum kar yağıyor mu diye.  Yağar da o kardanadam evine döner mi. Döner de şövalesi başında yabancı bir erkek, elinde yüzünde morluklar…

 

(Kısa Hikaye: Dionosfer Henry, Resimler: Morrisse Eserese)

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Vapurda…

Kesik baş cinayeti
İzmir’de önceki akşam bir vapurun tuvaletinde bulunan kesik baş, esrarını koruyor. Tanınmaz halde darbedilmiş olarak bulunan başa ait gövdenin aranması ve olayın sorumlularının yakalanması için soruşturma devam ediyor.
Polis, olayın bir mafya hesaplaşması olduğundan şüphe ediyor.

Akşamları ağırlaşan kafasını avuçlarının içine oturttu. Dirseklerini dizlerine dayayarak kirli, bez ayakkabılarını izlemeye başladı. Bazı eroinmanların doz alımı sonrası kesintisiz ve kıpırtısız 8 saat ayakkabılarına ve bağcıklarına bakabildiğini okuduğunu hatırladı. Zaman nedir diye sordu. Düşünemeyecek kadar yorgundu.

Vapurun iskeleden ayrılmasıyla tüm kent ağır ağır kafasının üzerinden geçmeye başladı. Denizin köpüren dalgaları, bulut, martı, akrep, yelkovan, saat kulesi üstünden geçiyordu. Konak meydanı, ölü bir bebek, bir araba, ağlayamayan bir adam üstünden geçiyordu. Geçmiş geçiyordu, gelecek geçiyordu. Şimdi, yüzüstü uzanmış ırzına geçiliyordu.

Avuçlarının arasındaki ezik et ve kemik yığını, eve varamadan çürüyüp sineklenmeye başladı. Endişelendi. Elleriyle kanlı kafasını kaldırdı. Ama geçit töreni durmadı. Hatay geçiyordu, beton geçiyordu, anten ve uydu geçiyordu, hastalık ve Karantina geçiyordu. Bir ayna bulmalıydı. Vapurun tuvaletine gitti, dandik kilidi kırarak içeri girdi. Vergi geçiyordu, kredi taksidi geçiyordu. Et ve kemik yığınının eziklerini, şişliklerini, yarıklarını kanlı parmaklarıyla incelemeye başladı. Parmakları yaralarını okşarken karnından gelen sıcak, yağlı, koyu haz buharının farkına vardı. Az sonra her şey çok geç olabilirdi. Ölüm böyle geliyordu.

Cebinden siyah poşeti çıkardı, et ve kemik yığınını biraz zorlayarak boynundan koparmayı başardı. Haz buharı kainata salındı. Ellerinin titremesine hakim olmaya çalıştı. Avuçlarının arasındaki kafasını torbanın içine koydu. Tuvalet kağıdıyla lavabonun üzerine ve yerlere damlayan kanları temizledi.

Önceki gün bir alışveriş merkezindeki mağazanın arkasında, jeneratörün yanına koyulmuş vitrin mankenlerinden yakışıklı olanının kafasını çalmıştı. Gülümseyen bir yüzdü. -Tam istediğim gibi- demişti. Sırt çantasından çıkararak boynuna yerleştirdi. Aynaya bakarak hazır ol vaziyetine geçti. Boynun üzerinde yerleştirdiği kafanın üzerine vurarak boynuna iyice çaktı. Yere eğilerek düşüp düşmediğini sınadı. Elinin yardımı olmadan sağa sola çeviremiyordu ama olsun, gereği de yok zaten.

Geniş siperlikli hasır şapkasını giydi, aynada kendisine çeki düzen verdi. Artık mutlu bir insandı. Tuvaletten çıkıp güverteye yürüdü. Güzel kızlara, iyi insanlara, mutlukente veda eden güneşe baktı, ılık rüzgarın vücudunun üzerinden akıp geçmesini izledi. Gülümseyen tasarımda kalıba dökülmüş bir ağza sahipti, mutlu olmaması için bir neden kalmamıştı.

( Hikaye ve Resim: Dionosfer Henry )

 

Etiketler: , , , ,

Süper Kahraman- İçimde (Hatasız Kul Olmaz)

Yorulsan hatta kendinden de geçsen bu devran değişmiyor. Seneler hızlıca akıp gidiyor. Kuytularında biriktirdiğin yalnızlık yüreğini tırmalıyor. Her seferinde başka bir makyajla aynı serüven çıkıyor karşına. Her seferinde aynı serüven de yolunu bulmaya çalışıyorsun. Çoğunlukla kolay olmuyor. Hiçbir şey göründüğü gibi gitmiyor. İçten içe yüreğin dağlansa da sesin çıkmıyor çünkü. Düzen, sessiz kalmanı teminat altına alacak her şeyi sana altın tepside sunuyor.

Herkesin satın alma paritesi de piyasa fiyatı da birbirinden farklı. Kim uyarsa sana onu çekiyorsun yanına. Ya da kim uymuyorsa ondan uzak duruyorsun. Hayatta bu düzeni tutturamazsan şayet çuvallarsın. Hem öyle böyle bir çuvallamak değil. Kendi elinle kendini öldürmeye kadar gider işin sonu. İyi olmak göz yummaktır doğunun öğretisinde. Göz yumunca seni zorlamaya devam ederler. Daha şiddetle, daha derine. O saatten sonra bir defa kapıyı açınca istemesen de aynı kapıdan geçmek isteyen başka insanlar çıkar karşına. Ve evet senin elinde kapının sahipliği dışında hiçbir şey yoktur.

Az akıllı olanlar, kapının kilidini kolay kolay açmaz karşılıksız ama sen umuda dönmüşsündür yüzünü. İnsanlara inanırsın. İnsanlara güvenirsin. İnsanların kötü olanları senin etrafında dolaşmaz zannedersin. Yanılırsın. Zehirli sarmaşıkla kandırırlar seni. Kokulara, tatlara ve en önemlisi istencine bular yaptırmak istediğini. Kimse korkmaz o saatten sonra. Herkes oyunun perde arkasını bilir. Kimse söz etmez. Ederse dâhil olduğu bir düzeni inkâr etmek zorunda kalacaktır. Bilir. Eğer itiraf ederse yaptıklarını, kendine yapılanları kabul edecektir.

“Kimse” başkalarına yaptıklarını kabul etmez. Çünkü “kimse” kendine yapılanları gerçek kabul etmez. Uzaklaştırır, kuytularına saklar. Gömer ama kaybedemez. Yüzleşme zamanı geldiğinde de ayakta kalacağına inanır. Ayaklarının üstünde durmayı ve yaşamaya devam etmeyi sadece gerçek kabul eder. Dimdik ayaktaysa gerisi teferruattır ve böyle düşünmeyenlerin sayısı sokakta pek azdır.

Şimdi sen de gözlerini kapatıp vazifeni yapmak üzeresin. Canın ne kadar acıyacak, için nasıl çekilecek ve için içini ne kadar uzun süre yemeye devam edecek, bilmiyorsun. Vazifen gözünü kapatmak ve itaat etmek! Nedeni mi? İyi biri olmak için…

(Hikaye: Morrisse Esesere,  Görsel:  Süper Kahraman- İçimde ;sulu boya)

 

Etiketler: , , , , ,

Şeytan Kuşu

Ve şeytan yine fısıldadı kulağıma

-Her dem saati, sahraya yağmur iner

 ardından

 kırmızı gök belirir.

Likenlerinden kurtulan züppenin ayağı çeker.

Sol bacağını sürüyerek yola koyulmanın verdiği ezikliği

mektup zarfını kışkırtıcı mimiklerle yalarken

tolere eder

Aksak saksağan

dut yemiş bülbüle dönerken

aşk kuytusunda gizlenir tavuğun.-

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: