RSS

Etiket arşivi: bayram

Kadın ve Ayakkabı üstüne bir yalanlama…

Hiç anlamamıştı çocukluktan beri, yeni olana duyulan hayranlığı. Bayram sabahlarında çocukların giydiği yeni ayakkabılarıyla aralarında kurduğu bağı kuramamıştı hiç. Zaten bayramları da anlamazdı. Herkesin kutladığı o bayramlar annesinin söylediğine göre onların bayramları değildi. Kendi bayramlarına gelince o bayramlarda yeni olmak tutulacak iş değildi. Bayram eski bir şeydi. Eski halde devam eden bir duygunun ya da düşüncenin tezahürüydü hayatında.

WalkingHerkesin ellerinin yosun koktuğu bir kasabada yaşardı. Yolları çamurdan ve yağmurun sürükleyip bıraktıklarından geçilmezdi. Yine de ayakkabı giymeyi hiç sevmedi. Ayakları yere değmeyince bir yanı eksik yaralı ve yetimdi. Toprağa dokunma hissini ortadan kaldıran; sözde ayağını boktan, taştan topraktan koruyan ayakkabıları insan neden severdi? Sorup dururdu bu soruyu kendine. Ne insanları anlardı ne de insanlar onu. Yine de kavga etmezdi ayakkabı gibi basit bir mesele için…

Zaman içinde etrafındaki herkes onun yalınayak gezip tozmasına alışmıştı. Yine de o, zaman zaman ayaklarını saklamak ve korumak gereğini duyan insanları anlamakta güçlük çekerdi. Sıkıntılı bir işti ayakkabı giymek. Kalabalık bir odaya girdiğinde herkesi aynı anda memnun etmeye çalışan birinin yüz ifadesi gibi sakil dururdu. Çok bulaşmasa da çok düşünmese de zaman içinde ayakkabıyı kabul etti. Ayakkabı giymeyi değil ama ayakkabı fikrinin kendisini kabul etti.

İnsanların istekleri ve korunmak için seçtikleri yöntemler çok çeşitliydi. Çağlar boyu imparatorluklar yönetenlerin, doğayı yönetenlerin ayakkabı gibi basit bir şey için mi kalplerini kırmak gerekli miydi şimdi? Onlar da özünde yalınayak ve sahip oldukları ayaklarla barışık yaşamaya karşı değillerdi ne de olsa. Öğrenmişti.  Evlerinde, kumsallarda hatta kimi çöpten arındırılmış çimenliklerde, sokaklarda doktorlar yalınayak yürüyerek enerjilerini dengelemelerini bile önerirdi.

Bir umudu vardı yani. Çıplaklık, yalınlık olduğu gibi olanı saklamak ve yetinmekle bir gün barışabilirdi herkes. Çoğunluğun barışmasını beklemiyordu gerçi ama yine de etrafındaki üç beş kişi, ayaklarını kırık cam parçalarından, çerden çöpten koruyarak yürümekten vazgeçse, ayakları yere bastığında aynı dünyanın üstünde yürüdüklerini hatırlarsa belki de daha mutlu olurdu.

5406Mutsuz değildi. Huzursuz değildi. Sözlerinin arkasında duran, biraz çatlak diye geçiştirilen genellikle bohemlikle tarifsiz mutluluk arasındaki salıncağa yerleşmiş bipolar olabilirdi. Kimin ne etiketlediği ile çok derdi yoktu. “Ayaklarımı kimse ayakkabıya sokması için baskı yapmasın!”, şiarı buydu.

Az zamanda büyük işler başarıp sesiyle insanları büyülemeye başlayınca yani herkes ayaklarının çıplaklığından geçip yüzüne bakıp sesine kulak kesilince bir zaman sonra ayaklarının çıplaklığı sadece zaman zaman işletilen bir alametifarikası oldu. Artık herkes onu muhteşem sesinle hatırlıyor, kimse kolay kolay ayaklarının çıplaklığından bahsetmiyordu.  Sesi ayaklarına sanki görünmez bir ayakkabı giydirmişti.

Sesinin geldiği yer topraktan aldığı güçten başkası değildi. Ayaklarını vurduğu toprağın bütün hallerini her an her saniye olan dünyadaki bütün değişimleri hissedebildiği için seslere dünyanın ritmi ile basabiliyordu. Ne zaman bir yerde bir ana ağlasa, bir deprem olsa, bir bayram olsa ya da hiçbir şey olmasa sesi ve şarkıyı icra etme tavrı değişirdi. Yine de bu tavırlardaki değişim bütün tedbirlere rağmen herkesçe anlaşılıyordu.

Genellikle dünyada uzun zamandır durduğu yer üç aşağı beş yukarı böyle iken trikotaj fabrikasının daimi en çalışkan elemanı kader basmalık kumaşları üretmek için canla başla çalışıyordu. Âşık olmuştu.

Red Shoes For Valentine DayDünyanın en düz, en kendi halinde olan adamlarından birine âşık olmuştu. Şişmanın tekiydi adam. Dişleri sarıydı. Gözlüklüydü. Dünyanın hallerine ilimle de irfanla da kafa yormaz onun yerine sezgileri, aklı ve bildiği her şeyi püre halinde servis edilen bir sebze çorbasına çevirirdi. Çorbanın çorba olduğunu bildiğiniz sürece adam dünyanın en kolay adamıydı. Çorbanın içindekileri sorgulamaya ya da anlamaya çalıştığınızda dünyanın en ipe sapa gelmez adamı oluverirdi.

Bu adamın o düzlüğe karşın tek korkutucu tarafı vardı.  Ayakkabı fetişistiydi.

Bin bir türlü yalvarıyordu her seferinde kadına. Yüksek ökçeli, kırmızı deriden ayakkabılar giymesini istiyor, o ayakkabılar ile üstünde yürümesi için adeta yalvarıyordu. Birçok dinden birçok insan görmüştü Tanrıya yalvarıp yakaran. Hiç birinin içinde adamın hali kadar içteni yoktu.

Dayanamadı doğanın sesine kulak tıkamayı bilmeyen kadın. Bütün isteksizliğine rağmen, çekeceği onca acıya ve acemiliğine rağmen giydi adamın yatak odasına getirdiği ayakkabıları.

Ayakkabıları giydi ve adamın üstünde dengede durmaya çalıştı. Adeta onu sağır eden bir çığlık yükseldi adamın ruhundan. Ayakları adamın ruhundan gelen titreşimleri ayakkabıya rağmen hissedebiliyordu. Adamın hayatı boyunca çektiği acı, kadının bütün ömrünce topraktan hissettiği acı kadardı neredeyse. Yalnız bir farkı vardı. Kadının yaşadığı tüm hayatı boyunca hissettiklerinin tamamını aynı anda duymak gibiydi.

Hızlıca adamın üstünden inip ayağındaki ayakkabıları çıkartmak istedi. Hayatı boyunca ayakkabı giymemiş olduğundan sivri burunlu, yüksek topuklu daracık kırmızı ayakkabının içinde sıkışıp kalmıştı ayağı. Ayağı şişmiş, yeni deri kendini salmadığından ayakkabıyı ayağından çıkarmayı becerememişti.

Adam ne oldu diye sorarken ayakkabıyı çıkarmaya çalışan kadın bir taraftan bağırıp çağırıyordu. En azından kendisi öyle olduğunu sanıyordu. Ayakkabıyı ayağına geçirdiği o andan itibaren etraftaki herkesi büyüleyen sesi çıkmıyordu.

Adam, durumun farkına varmış fakat kadına onu duyamadığını söylemekten çok korkmuştu. Bir an için ayakkabıyı kendi çıkarmayı denedi adam. Ayakkabı ayaktan ayrılmamak için adeta direniyordu. Saatlerce uğraştılar ayakkabıyı ayağından çıkarabilmek için. Saatler birbiri ardına geçip gidiyordu. Neredeyse bir gündür sesi soluğu çıkmayan ve bunun farkında olmayan kadının ayağından da o kırmızı yüksek topuklu deri ayakkabılar da çıkmamıştı.

barefoodGünler birbiri ardına geçti. Ne çareler ne yöntemler dendilerse kadının ayağındakilerini çıkarmayı başaramadılar. İşte o karşıda gördüğün üstü başı pejmürde halde dolanan ama ayağındaki kırmızı ayakkabıların parlaklığını yüz metre öteden fark ettiğin teyzenin hikayesi bu kızım. Bu bayram paramız olmadığı için sana ayakkabı alamadık, umarım bunun için çok fazla üzülmezsin.

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: