RSS

Etiket arşivi: burhan doğançay

Burhan Doğançay

burhan doğançay“116 ülkede 500 şehrin duvarlarındaki toplumsal birikimi, yaşadığı çağın tarihini resme yazan bir sanatçı: Burhan Doğançay.”

Radikal manşet altındaki tanıtımda bu sözlerle bahsediyordu Burhan Doğançay’dan. Yaşayan “en pahalı” Ressamdı O. Bir çok insan adını açık arttırmada 2.2 milyona satılan tablosuyla duydu. Buna rağmen ajanslardan ya da internet portallarından aratırsanız karşınıza özet olarak aşağıdaki bilgiler çıkacaktır.

“DÜNYA DUVARLARI”

new-york-john-lennon-1980.jpg!xlMedium1975 yılında buradan yola çıkan sanatçı, 114 ülkeyi kapsayacak olan “Dünya Duvarları” fotoğraf projesine başladı. 1982’de bu projenin ürünlerini, Paris’te Georges Pompidou’da “Fısıldayan Duvarlar” adı altında ilk kez sergiledi. 1983’te Fransa’nın ünlü halı merkezi Aubusson’dan sanatçının tasarımları duvar halısı olarak dokunmaya başlandı.

1986’da büyük bir onarım geçiren Brooklyn Köprüsü’nün 19 adet büyük boy fotoğrafı New York kentinin 100. yıl kutlamalarında (1998) JFK Uluslararası Havaalanı’nda iki yıla yakın bir süre sergilendi. Daha sonra bu fotoğraflar “Walls of the World” adı altında kitap olarak yayımlandı.

“MAVİ SENFONİ”

Kasım 2009’da, yaptığı tablolardan “Mavi Senfoni”, Yıldız Holding yöneticisi Murat Ülker tarafından, İstanbul’da yapılan bir açık artırmada 2.2 milyon TL’ye satın alındı.

2001 yılında Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı desteği ile ilk Retrospektif Sergisi’ni İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda gerçekleştirdi. 2003 Haziran ayında sanatçının, “Hat Sanatına Saygı” isimli çalışması Brüksel’deki yeni Avrupa Parlamentosu binasına asıldı.

spain-face-21-1998.jpg!xlMediumEserlerinin Bulunduğu Müzelerden Bazıları: 
Danimarka, Louisiana Museum of Modern Art, 
Fransa, Museé de Grenoble, Centre Georges Pompidou, 
Rusya, St. Petersburg, State Russian Museum, 
USA; Houston, Museum of Fine Arts, 
Los Angeles, Los Angeles County Museum, 
Newark, The Newark Museum, 
New York, The Brooklyn Museum, The Museum of Modern Art, The Solomon, R. Guggenheim Museum, The Metropolitan Museum of Art, 
Washington D.C., The Library of Congress, The National Gallery of Art, 
Pittsburg, Carnegie Museum of Art, 
Cleveland, The Cleveland Musuem of Art, 
Athens, Ohio, Kenddy Museum of Art 
Kanada, Victoria, Art Gallery of Greater Victoria 
Yunanistan, Atina, Benaki Museum 
Belçika, Brüksel, European Parliament

shoe-sale-1990.jpg!xlMediumBildiğim ve ziyaret etme fırsatı bulamadığım son işi İstanbul Modern’deydi. Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı: Burhan Doğançay Retrospektifi’ adıyla 23 Eylülde perdesini kapamıştı. Bugün de Contemporary akımına dahil 1929 doğumlu sanatçı İstanbul’da muhtemelen sessiz sedasız gözlerini kapadı. Her zaman olduğu gibi “evrensele” ulaşan her bireyini görmezden gelen ülkem çeşitli gerekçelerle iki satır kendisinden bahsedecek; 2.2 milyona ve Yıldız Holding’e vurgu yapacaktır. Işıklar içinde uyur mu bilmem ama 114 ülkennin duvarlarından onlarca müzenin sergi salonlarından ve pek tabii resim tarihnden bir Burhan Doğançay geçti. Siz farkında olsanız da olmasanız o “unutulmazların” arasına girmek için aldığı bileti bugün kullanmayı seçti…

1990’da “Shoe Sale” isimli çalışmasıyla uğurladım ben de onu kendimce. Biz de ne olsa ilk ayakkabılar çıkarılır kapının önüne…

 

 

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bölüm 1 Tüy-telek

Bölüm 1 Tüy-telek

bakterilerini etrafına saçarak yaşıyor, bunu çevrenize yayılan kokudan anlıyorsunuz. radyasyon gibi bir şey. gideli uzun zaman olsa da koku sayaçlarım titreşimler alıyor. cüssesi çok büyük ve siyah. tarih öncesinden kalma bir yaratık gibi. yok ne korkcam. ama komodo ejderi gibi bişey bu hacı. ısırığı acıtmıyo ama bakterilerini dişlediği etinden vücuduna yayarak bir kaç gün ölmeni izliyo. sonra gözlerini kapatmadan seni öperek güzel sözlerle yiyor adamım. neyse hızla uzaklaştım o sandalyeden.

tahmin ettiğimden zor bir gündü. hava güneşliydi ama yine gittim evine. kapıyı açtı. yarım kalan resmimi sordum. sattım dedi. neden sattın dedim. alıcısı çıktı sattım dedi. kaç paraya sattın dedim. ancak boya masraflarını karşıladı dedi. aslında sattığına sevindim. günlerdir o resim için tasarladığım kuş tüyünü arıyorum. iki kuş ölüsü gördüm. biri rüzgarı parkta yürütürken maki benzeri bir bitkinin altında kedilerce katledilmiş güvercin, diğeri işyerinin karşısında pasajların arasındaki ağacın altında yatan garip bir kuş. saka kuşu gibi tüyleri alacalı. peki neden almadın tüylerini. bakterilerden hep onlardan. pis. mikrop. bulaşıcı hastalık. yaşlandıkça hastalık korkusunun artması gibi bir şey. karton kutu parçası üzerine suluboya. tabloda her nasılsa kuş oluştu. tepedeki yırtığın altında. yırtığı tıpkı bir güneş gibi göstermek için biraz burhan doğançay tarzı uyguladım. diğer küçük yırtıklarla yuvarladım. kuş bu yırtığın tam altında uçuyordu. kanadı yırtık güneşi kapatsın istedim. üç boyut gelsin diye de, biraz da artislik olsun diye buna tüy bulacağım dedim. tamam dedi koy oraya. tüyü bul, sonra gelince tamamlarsın. tamam dedim.

tüyü o bulmuşmuş da, takmışmış, koyu koyu boyalarla baldırını boyayıp uçurmuşmuş tablomu. piç. ama sevindim. bu gözlerim beni çekemediğini, üstünlüğümü kıskandığını bir kez daha gördü onun. bu kulaklarım duydu. duymadı aslında ne duyacak ki. bu götüm. hepsini uydurdu.

sokağa çıktım. nefes aldım. cigaradan çekilen duman gibi derin bir nefes. salmadım bayırdan aşağı inene kadar. yukardan aldığım nefesi aşağıda saldım. taşıdım bakterileri mikropları kentin çukuruna hep.

sonra gel dedi. çıplak kadınlar var. seni öpmek istiyorlar. olmaz dedim ben evliyim. öpmem kadınları. gel benim kıçımı öp dedi. onu sormam lazım dedim. çok güldü. ben de güldüm. sen de gülsene. piç

gel oğlan git oğlan. şarap kırmızı, bira sarı, rakı beyaz, absent yeşil. ispirto da mavi. ne çok rengini içtik bu dünyanın. oluk oluk kant aktı. ruhsuz piç. bilimsel bir şey değil bu kesinlikle dedi. Demiş ben doğmadan yıllar önce. ama var işte her birinin ruhu var. şarabın var romantik bişey oluyosun. pis bakterili ağzında bir dal gül. sevişmek için her tür köleliğe hazır. küçük çükünü derin çukurlara yuvarlama ruhu. biranın var. şişman uysal bir kedi gibi. tüm gün uyuyup ölmeyi bekliyosun. zararı yok bekle. rakının var. onu zaten biliyosun. kanat kaslarını şişiriyor durduk yere. diz çökmüş çıplak bacaklarının önüne, böyle dalgalı uzun sarı saçlarından kavramışsın bir elinle. o çalışıyor önünde, sen herşeye hakimsin. roma kralı gibi, olana da olasılığına da hakimsin. var oğlu var işte. mavinin, kırmızının, sarının, tavşanın, akrabai taallukatın her birinin ruhu var.

ben diyorum bunları kovalayalım. sen diyorsun kıçın açıkta kalmış. kalmadı ben bıraktım.

bu kadınlar dediği de balıklarmış. akvaryumda renk renk. tanıdığı en seksi kadınların isimlerini koymuş zavallılara. sen bunları sikmek için mi besliyon dedim. yok yemek için dedi. iğrençsin dedim. ne kadar et çıkacak bunlardan. para vereyim git tepeciğe et lazımsa dedim. çakma sarışın et pazarı.

( Yazan: Dionosfer Henry, Görsel: İbrahim Çallı – Ada’da Sandal Sefası)

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: