RSS

Etiket arşivi: Çare

The Pollyanna Project

project

Hayatta çaresiz kaldığınız anlar ve olaylar vardır. Başında ölüm gelir. Doktor da olsanız bir yakınınızın başına amansız bir hastalık musallat olunca okuduğunuz tıbbiye ilmine bolca küfür edersiniz. Ne bileyim işte bolca zaman vardır, elini kolunu bağlayıp bir köşeye yaslanmanın saklanmanın dışında bir boka yaramazsınız. Kimse size hayatın bu anlardan ibaret olduğunu söylemez rahme düştüğünüzde. Muhtemelen söylese şiddetle dışarı çıkmayı reddedersiniz.

Öyle şımarık Pollyanna bahaneleri ile hayatın güzel anlarının olduğunu söyleyen insanlara da inanmayın. Onlar bir anlık zevkle düştükleri dünyada aşk çocuğu olduklarını var sayıp kendilerini iyi hissetmek için kendileri dahil herkese yutmakta zorlanacakları ve gönülden inandıkları yalanları söylerler.

Genellikle kendileri becerdikleri için değil mütemadiyen dünya tarafından becerildikleri için birinin onlara kurtuluş yolu gösterme fikri umutlarını canlı tutar. Eğer siz başarırsanız onlar için de ümit vardır. Yine de yolu kendileri açamayacak kadar korkak olduklarından muhtemelen kabülü herkes tarafından yapılmış yavşak bir yılışıklıkla etrafa iyi enerji dağıtıyor ya da daha vahimi hayatın anahtarını ellerinde tutuyor gibi görünürler.

polyannaNereden tanıyorum bu tipleri. Tipleme olarak az önce kendimi yakaladım. Boktan hayatımı anlamlandırdığımı, seçimlerimi kendimin yaptığını söylerken yakaladım kendimi. Sanki şu hayatta seçmek, tercih etmek, istediğin gibi yaşamak mümkünmüş gibi davrandım yaklaşık yarım saat. Ne büyük umutlar verdim hayata dair anlatamam. Bir de kendimde aynı umutları bulsam utanmadan kendim de inanacağım söylediklerime. Ne büyük bir zavallılık!

Hayat siz içinde olun ya da olmayın genellikle size teğet geçerek akıp gider. Başka bir dünyada mutlu olma ihtimalinin fiziğe yansımış haliyle yani pozitron bozulması gibi olaylarla da uğraşsanız ya da ekmek alacak paranız olmasa ya da herkesi satın alacak kadar zengin de olsanız bir diğeri hayaliyle yanıp tutuşmanın üstüne kurulu şu hayat size tokadı basar. Sürekli huzursuzluk hali olarak ortaya çıkan bu durumu çeşitli yöntemlerle bastırabilirsiniz. Dinsel hayat, psikiyatri, dost meclisleri, düşman edinmek, alkol, zemzem ya da İsa’nın Havarileri veya Şalom iyi gelir sanırsınız. Gerekirse milliyet bazlı olarak da tanımlayarak kurtulabilirsiniz sanırsınız. Olmadı aşık olursunuz. Yine de yetmez içinizdeki boşluğu ve anlamsızlığı doldurmaya bunların hiç biri.

Siktir et diye kitap yazanların peşi sıra koşup siktir edilmediğini öğrendiğiniz hayat denklemi ile farklı bir bakış açısıyla yeniden karşılaştığınızda çözüm diye sunulanlar çöp olur. Siktir edemezsiniz belki ama sik gibi ortada kalırsınız. Sik tabiri bildiğiniz elinizde patlar.

Hoş çoğunlukla bir cinsel hazzın insanı temize çektiğini söyleyenler bu konuda ne sik yiyeceklerini bilemezler zira elinizde patlayan sik sizin sikiniz değildir. Üstelik tecavüz gibi gelir uzaktan bakanlara. Acırlar size, muhtemelen girdiğiniz depresyonu dost meclislerine konu ederek.

Hayat zaten depresyon üzerinde yürümeyi öğrenme ihtimalinizdir. Aşk çocuğu olarak aşkı bulsanız tabi biraz da en azından viziteyi ödeyecek kadar paranız olursa kurtuluşunuz mümkündür. Düşünsenize biri sizi düşünüyor, ne kadar umut verici… Geberemedi gitti Pollyanna kafası…

Hayat kolay değil, hiç olmadı hiç olmayacak. Hiçbir insan sizin değil. Sevseniz de nefret etseniz de en iyi ihtimalle sizden önce en kötü ihtimalle sizden sonra siktir olup gidecek. Nefes almayacak. Ölecek. Ex olacak. Bir yıl bile sürmeyecek sesini unutmanız. Ha digital kayıt ebediyettir peki sizde o kayıtları izledikçe etkilenecek kadar göt kaç sene olur dersiniz? Yüz yıllarca bir adamın peşine takılan ilahi delilik örneklerini saymazsak kaç sene tutulur bir yas? Kaç sene sürer unutmak? Ya da siz yaşlandıkça onun ebediyete kadar aynı yaşta kalmasına kaç zaman tahammül edersiniz?

karanlık söyleyenSorular arttıkça cevaplar kendinden geçer. Hatta hayat teğet geçerken yanınızdan yörenizden o cevaplar da hayata katılır ve siz yine katkı da bulunursunuz yaşama. Siktir git Pollyanna.

Ölüm var! Kabulünü sikine takma, zamanla geçer. Hayat var! Senin değil ama bir an elinde tuttuğun o anın tadını çıkar, herkese her zaman denk gelmiyor, kimi hayatı boyunca tutamıyor korkusundan!

Çözüm yok! Hiç olmadı ve olmayacak, her biri geçici olarak beyninizin durma ihtimalini karşılamak için uydurulmuş zaman parçaları çözüm dedikleriniz! Soru yok! Herhangi bir şeyi anlayabilecek mütekabiliyete sahip olmadığınızı iddia ede ede bu hale geldiğinizi unutmayın. Soru yok aslında, hiç olmadı. İsterseniz Pollyanna’ya mi sesleneyim tekrar, sizin için? Hala hayatta mı o kahpecik?

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Her şey Yaşam İçin…

İnsan doğduğu ve doyduğu ülkede ne kadar temkinlidir? Hangi olaylardan sonra  kontrolünü kaybeder? Hangi koşullar altında kontrolünü kaybetmek ister? Hangi aşamalardan sonra vazgeçer? Ne kadar sürer bir insanın umursamaz olmaya çalışması? İnsan ne zaman kaybettiğini kabul eder?1984 yılından bu yana ana dörtlükleri olmayan bir şarkının nakaratıyla kah sinirlendik kah üzüldük. Bazı anlarda öfke seline kapılık galeyana bile geldik. Zaman içerisinde kaç ana ağladı artık sadece istatistik olarak biliyoruz. 1984 bu yana ölenlerin, öldürülenlerin isimleriyle birlikte sadece birinci derece yakınlarının isimlerini alt alta yazsak  orta ölçekte bir romanın kelime sayısına ulaşırız. Orta ölçekli bir roman ne kadar sürede okunur? Sadece rakamlardan ibaret olan “prime time haberlerinin” detaylarıyla kaç kişi ilgilenir?

Hepimizin bildiği manevralar yapılıyor haber bültenlerinde. İki haneli rakamlar yerine tek haneli kayıplar insanların galeyana gelmesini engelliyor. 0-9 arası sayılar yirmi birinci yüzyılda anlamlı gelmiyor. Halbuki şu an okuduğunuz yazının temeli 0-1’dir aslında. Var ve Yok!

Ürettiklerimizden tükettiklerimize insanlık tarihi iki ana rakam üstüne kuruludur. 0 ve 1 ya da daha kolay anlamıyla “var” ve “yok”. Bizim için rakamların anlam ifade etmemesi ise sadece “var” olanın “sıfatlarının”, varlığın önüne geçmesi…

Ezelden beri “çok” kelimesini iki haneli rakamları, zenginliği belirtmek için kullanan dil, en sonunda “varlığı” görmezden gelip ne kadar olduğuyla ilgilenmeye başlayınca aç gözlülükle; mevzu bahis “ölüm bile olsa” her şey vırs gelip tırıs geçti.  Bu yüzden şehit sayının 10 yakınmasından uzak duranlar “bitkisel hayattaki şehitlerin fişini” birkaç gün sonra çekmeyi uygun gördüler. Amerikan filmlerinden bildiğiniz üzere halkın toplu halde galeyana gelmesindense bir kaç kişi kolaylıkla feda edilebilir.

Yıllardır yöntemsizliği, günü kurtarmayı ve acı edebiyatı yapmayı yöntem belirleyenler her gün sığındıkları ve önemsedikleri dini maskelerini çıkarmadan utanmadan ve sıkılmadan yalan söylediler. Zerre kadar önemli değil onların söyledikleri yalanlar. Mesele bu yalanlara bile bile isteye isteye inanmaya çalışanlar. Sen, Ben, O, Biz, Siz, Onlar…

“Sosyetede siyasette iş dünyasında gerçekten dürüst olmaya çalışmak Ayşecik rolünde porno film çevirmeye benzer.” diyordu “Şeytanın Fısıldadıkları adlı kitapta. Bilinenin ifşasından başka değildi söylediği. Yalnız söylemediği ve bizim içinde bulunduğumuz duruma uyanları söylemek lazım gelir şapkamızı önümüze koyarak: “Biz niye inandık?”

Ülkenin batısındaki adamın görmezden gelmekten başka seçeneği yok muydu? Ülkenin doğusundaki adamın korkuya direnmek gibi şansı yok muydu? Bir mahalle, bir sokak, bir apartman hatta sadece bir ev her gün aynı tavırla, kendinden emin ve inatla ” çözüm önerisini sorgulayamaz mıydı?” doğuda ya da batıda…

Geçmişine “28 yıllık terör mazisi” yaftası vurulup uzun süre görmezden gelinen  PKK ya da Kürt Meselesi için tarafların masada bu aralar paylaşamadığı nedir ya da ne değildir artık önemini yitirmiştir. İki seçenek var şu andan itibaren. Ya Kürt kardeşini yanına alıp sokaklarda kardeşlik türküleri söyleyeceksin Türk kardeşim -ki bunun tam tersi de aynısıdır kimin kimi yanına aldığının bir önemi yoktur- ya da şimdiden silah kullanmayı öğreneceksin. Biraz tarih bilenler ya da ” Google da” gerekli araştırmaları yapanlar özellikle 17. yy’dan sonraki yakın tarihe şöyle bir göz atsın. Eline “dost eli” almakla “silah” almak arasındaki ince çizgi nasıl yok olur ve insan ne zaman ve ne kadar kolay diğerine silah doğrultur göreceklerdir.

Benim komşumu öldürmek gibi bir derdim yok ama kardeş kardeşe düştüğünde bu ülkenin vatandaşları ikiye bölündüğünde kime evime açsam vatan haini olmam? Dün komşum olana bugün silah doğrultacak mi bu yürek her şeye rağmen? Filler tepişir doğru çünkü zıplamayı bilmezler ama her daim şimdi kim olduğunla ilgilenmediğimiz  insanlarla birlikte sokak aralarında çimen olacağız hepimiz. Bu ateş düşen yuvanın meselesi olmaktan çıkalı bir hayli oluyor. Elim sana uzandı, elini uzat kardeşim.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: