RSS

Etiket arşivi: Hurriyet

Pazartesi – Gündemi -10/09/2012

“İslami bir bisiklet üretilebilir”

Hurriyet’in internet sitesinde yer alan haberi görünce insan kendini şarkı mırıldanırken yakalıyor. Bunca zamandır “Şeytan İcadı” olan “velespit” için ilk görülmesinden 800 yıl sonra, modern haline ilk gelmesinden 300 yıl sonra İslami Din Bilginleri tarafından yeşil ışık yakıldı. Bisikletin kısa tarihi için linkten faydalı bilgileri okuyabilirsiniz. Zira okumak yerine içinizdeki sesi dinlemek isterseniz günün ilk anlamlı şarkısı aşağıda sizi bekliyor.

Gündem Belirleme Çabasının Sonuçsuzluğu: 

Kimi zaman iş yapmaları için seçilen, maaş ödenen hatta iş yapmaya talip olan insanlar uzun çalışma maratonlarının ardından, tatil yapmaksızın çalıştıklarında bir süre sonra neyi ne için yaptıklarını karıştırırlar. Mahalle bakkalının, memurun, siyasetçinin, doktorun bu konuda bir farkı yoktur. İnsanlar çalışmanın etkisiyle kendilerinin takdir edilmesi gerektiğini düşünür. Bu insanın doğasıdır. Pek tabii ki maaşlı bir işte çalışanların tamamı “babalarının hayrına çalışmazlar.” Her biri yaptıkları işin karşılığında bir “ücret” alır. Kişilerin tek takdiri aslında yaşamını idame ettirebilmek için aldığı bu ücrettir. Zaten yaptıkları iş için karşılıklı mutabakat sonucu belirlene ücretler o işin “takdiridir.”

Yukarıdaki haberin detayını okuyunca ister istemez aklıma Pir Sultan Abdal ‘ın sözleri geldi.

 

Pazartesi Günleri iki haberden fazlası insanı zehirler. Yarın görüşmek üzere.

 

 

 

 

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Eylül 10, 2012 in Günlük Yazılar

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Günün Sessiz Çığlığı…

“Genelkurmay Başkanlığı’ nın resmi intermet sitesinde yayımlanan açıklamada; “05 Eylül 2012 tarihinde saat 21.15 sıralarında, Afyonkarahisar’da konuşlu Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığına bağlı Mühimmat Depo Komutanlığında, el bombalarının depolandığı bir cephanelikte yapılan çalışma esnasında, henüz bilinmeyen bir nedenle meydana gelen patlama sonucunda, 25 askerî personel şehit olmuş, 4 askerî personel hafif şekilde yaralanmıştır.  Olayla ilgili idari ve adli soruşturmaya başlanmıştır.Elim olay sonucu hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve meslektaşlarına sabır, yaralılarımıza acil şifalar dileriz” denildi.” ( Hurriyet İnternet Sitesi)”

 

Daha dün inançtan ve vicdandan bahsetmiştim. Daha dün inanç ve vicdan ile ilgili hiç bir cümlenin beni tatmin etmediğini söylemiştim ve eklemiştim iki haneli olmadığı sürece kimse ilgilenmez şehit haberleriyle…

Şimdi yukarıdaki haberi okuduktan sonra olası senaryonun nöbet sırasında sigara içen Mehmetçiğin İhmali mi yoksa duruma göre hain terör örgütünün saldırısı mı olduğunu henüz açıklamadı yetkililer. Muhtemelen kamuoyunun duyarlılık göstergesine göre uygun bir kılıf bulunacaktır duruma.

Bütün düşüncelerimi ve bütün düşünemediklerimi susturdum az önce. Aşağıdaki şarkıyı dinliyorum son 1.5 saattir. Sanırım tek bildiğim ben bütün herkesi her şeye rağmen affetmiyorum.

Belki bilen ya da Google Translate ile çevirmek isteyen için sözleri aşağıda.

I was a good kid
I wouldn’t do you no harm
I was a nice kid
With a nice paper round
Forgive me any pain
I may have brung to you
With God’s help I know
I’ll always be near to you
But Jesus hurt me
When he deserted me, but

I have forgiven Jesus
For all the desire
He placed in me when there’s nothing I can do
With this desire

I was a good kid
Through hail and snow I’d go
Just to moon you
I carried my heart in my hand
Do you understand?
Do you understand?
But Jesus hurt me
When he deserted me, but

I have forgiven Jesus
For all of the love
He placed in me
When there’s no-one I can turn to with this love

Monday – humiliation
Tuesday – suffocation
Wednesday – condescension
Thursday – is pathetic
By Friday life has killed me
By Friday life has killed me

(Oh pretty one, Oh pretty one)

Why did you give me
So much desire?
When there is nowhere I can go
To offload this desire
And why did you give me
So much love
In a loveless world
When there’s no one I can turn to
To unlock all this love
And why did you stick me in
Self-deprecating bones and skin
Jesus – do you hate me?
Why did you stick me in
Self-deprecating bones and skin
Do you hate me? do you hate me?
Do you hate me? do you hate me?
Do you hate me?

 

Etiketler: , , , , , , ,

05/09/2012 – Alternatif Gündem

12.5 Yıllık Kişisel Tarih:


Yukarıdaki Linkte neredeyse 12 yıldır her gün kendinin fotoğrafını çeken bir adamın kanımca “görsel an defteri” var. İşin ne için yapıldığını derinlemesine araştırmadım. Yalnız dikkatle izlediğinizde günlük hayatımızda değişen alışkanlıklarımız ve bizi esir alma süreleri için detayları kaçırmanıza imkan yok.  Tabii bir de zamanın önünde direnmek için bir anı sonsuza kadar yakalarken geçip giden “her şeyin” fotoğrafını çekmiş olmak da kaçınılmaz ikinci sonuç…

İnternet Fotoğrafı:

Yandaki resim dolanıp duruyor bugünlerde internette. Sanırım benim merak ettiğim bu işin mimarının gerçekte kim olduğundan fazlası değil. Bakanlar Kurulu bir süredir sigara paketi başına 80 kuruş daha vergi ekleyerek bütçe açığını kapatmaya çalışıyor. Aynı bakanlar kurulundaki Sağlık Bakanı Obezite ve Sigaraya savaş açmış gibi görünüyor. Tabii yasaklar kalktıktan sonra çeşitli büyük gruplarla evlilik yaparak gelen uluslar arası sigara lobisinin de başı en çok kaçak sigaradan ağrıyor. Her bir cümle kendi içinde yeterli olsa da aradaki kendi “paranoyak” aklımla kurduğum bağı parmaklarım yazmaya yeltenemiyor aynı “paranoya” yüzünden… Gerçi hepimiz cümleler arasındaki noktaları birleştirebiliriz değil mi?

Günün Köşe Yazısı: Ertuğrul ÖZKÖK:

Hürriyet Gazetesinde Ertuğrul Özkök imzalı yayınlanan yazı midemi bulandırdı. Kimi zaman kişilerin iyi niyeti beni de tıpkı Ertuğrul Özkök gibi derinden etkiler. Yalnız kendisinden farklı olarak bu sefer ben herhangi bir iyi niyet görmüyorum. Yazısının finalinde “İnanan insanların vicdanı vardır.” diyor kendisi. Ben hayatımda “inanç” ve “vicdanı” aynı cümle içinde kullanmakta hep tereddüt ettim. Hitler “Ari Irka” inanırken ya da “İslam Devletleri” Allah’ın yeryüzündeki temsilcileri olduğuna inanırken neyi ne kadar kolay çarpıttıklarını gördüm. Amerika’nın Irak’a barış getireceğine inanan Iraklıların halleri ile buna inanan ve deniz aşırı ülkelerde evlatlarını kaybeden Amerikan vatandaşlarının çaresizliğini gördüm. 

İnanç hayatım boyunca üstünde sıklıkla durduğum ve en çok korktuğum kelime. Sorgulanamayan ve her adımında masumiyet karinesi olan tek olgu yeryüzünde. İnanç için yapılan “her şey”, “hoşgörü” ile karşılanıyor peşinen. Benim bildiğim tek gerçekse zaman “Cadılara inananların”, ” Ari ırka inananların”, “dinin başı olduğuna inananların” eninde sonunda geriye dönülüp bakıldığında “aptalca” olduğunun düşünülmesi ve değişen “inanç maskelerinin” işleri çıkarlar doğrultusunda  hoşgörüyle yoluna koymaya devam etmesi.

Vicdana gelince, insanlar hayatlarını devam ettirebilmek için kendine bile dürüst olmuyorsa/olamıyorsa kimsenin kimseyi düşünmeye “zamanı” ya da “niyeti” olduğunu düşünmedim/düşünmüyorum. Eski masalları bir kenara bırakıp 21. yüzyılın bireysel yalnızlığında kimsenin vicdanen rahatsız olduğu hiç bir davranışı yoktur/olmayacaktır. İnanç ve vicdan özgürlüğünü birey için zaman zaman savunmak zorunda kalsam da “vicdan” ve “inanç”, sanılanın aksine “bilim ve teknoloji” ya da ” ilericilik veya tutuculuktan” çok daha tehlikeli kelimeler.

Bir babanın acısından suçlu da olsa suçsuz da olsa malzeme çıkaran bir dünya burası. Avukat oyunu olsa ne olmasa ne! Bana vicdan ve inançtan kimse  bu kadar kolay, bu kadar “iyi niyetle” dem vurmasın. Ya da vurmaya niyeti varsa ilk önce kendi mahallesinde, kendi sokağında görmezden geldiği gerçekleri göz önünde bulundurarak yorumlar yapsın.

Kimse iyi niyetten veya duyarlı insanlardan bahsetmesin. biz birbirimizi öldürerek insan nüfusunu dengelemeye çalışan ileri görüşlü bir milletiz. Dolayısıyla “ölüm”, “iftira”, “inanç”, “vicdan”, “iyi niyet” gibi sözlerin hepsi birbirine karışır. Buna rağmen yine de birileri cevabı olmadığını bildiği halde sormaya cesaret ettiği soruyu “Ölümün olduğu bir yerde daha ciddi ne olabilir?” bir gün kendine sormasa bile ortaya söyleme cesareti gösterir.

Biraz da Gülelim: 

Din Tacirliğinde Zikirmatikten sonraki ilk ve kesinlikle son olmayacak yeni numara. 

(Karikatür: Yiğit Özgür)

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Gündem Dışı Yurdum Haberleri Üstüne

İstemezsen Üflemezsin:Hürriyetin bu başlıkla verilen haberine göre Trafik Polisleri trafik kontrol uygulamaları esnasında sürücü istemezse alkol muayenesi yapamayacaklar…

Günün ilk haberi siz “alkolikleri” sevindirmesin! Daha önce de “Size kimlik soran polis memuruna sizin de kimlik sorma hakkınız var” dediler ve sonrasında olanları unuttular. Bu haber; bayramda kullanılmak üzere stoklanan haberlerin eritil

me çabasından başka bir şey değildir.

Uzun tatiller için gazeteciler gündem olmayacak genel geçer ama okurken sıkmayacak ya da okunduğunda anlaşılmayacak haberleri genel merkeze iletip en azından bir kaç gün tatil yapmaya çalışırlar. Bu istek genellikle Haber Merkezlerinin isteğidir, haberi yapanların pek kabahati yoktur durumda. Haberler aşağı yukarı şu mantıkla oluşturulur:

Bir yetkili bulunur. Özel bir durumda başvurulabilecek bir yöntem sanki her an kullanılabilinir gibi servis edilir. Yine bu servis etme biçimi de genel merkezlerin onayladığı ve genelde içeriğin üstünde editörlerce son şeklini verdiği zaman ortaya çıkar.

Bu haberde de durum farklı değil. Bir yetkili kanunda boşluk var diyor. O yetkili sanırım ABD vatandaşı ya da haberi “editleyenler” sadece dört duvar arasında yaşıyor( ki bu daha makul bir seçenektir RTUK sayesinde) çünkü halk çoktan kanunlardaki boşluğun “zor kullanma”, “darp”, “dayak”, ” taciz” gibi yöntemlerin dışında “medeni bir rica” ile çözüldüğünü biliyor ve görüyor her gün…

O yüzden siz siz olun ilk önce sizi çeviren polisin ve diğer polislerin cüsselerini gözünüzde iyice tartmadan ve şeker hastası olmadığınızdan, portakal gibi asitli meyveler yemediğinize ve alkol almadığınıza emin olmadan “Üflemem” demeyin zira sonrasında olacaklar için ” kahin”, “alim” ya da “gazeteci” olmaya gerek yok…

Günün İkinci haberi “flaş” koduyla çıkıyor Milliyet Gazetesinde  karşımıza. Sitedeki başlığı aynen aktarıyorum.

“Flaş!.. Rahatsızlığı tekrarlayan Gül Kırgızistan’dan Türkiye’ye dönüyor”

Tabii insan bu başlıkla haberi görünce Devletimizin başı sayın Abdullah Gül’ün önemli bir rahatsızlığı olduğunu sanıyor. Hatta duyarlı vatandaşlar bu rahatsızlığı bilmediği için kendine kızdıktan sonra haberi okumaya başladıklarında neler hissedecektir gerçekten merak ediyorum.

Haberin detayında sayın Abdullah Gül’ün kulağında bir rahatsızlık olduğu ve bu rahatsızlık nüksettiği için tedbir amaçlı döndüğü öğreniliyor. Sayın cumhurbaşkanımıza acil şifalar dilerim. Yine de aklımda bir soru işareti var.  Resmi uçaklarımızın hizmetini bildiğim kadarıyla “Turkish Airlines” sağlıyor. Benim uzun uçuş deneyimimden aklımda kalan, kulak ağrıları ve basınca bağlı kulak hassasiyetleri için kabinlerde ilaç bulunduruluyor. Reis-i Cumhurumuza bu servisin yapılıp yapılmadığı bilgisi haberde atlanmış. Ben bu etkili ilaç sayesinde yolculuğu tamamlamayı başarmıştım.(Hoş uçaktan paraşütle atlamak gibi niyetiniz yoksa her halükarda o yolculuk tamamlanıyor zaten)  Tabii Reis-i Cumhurumuzun sağlık problemi uçakla sık gezileri sonrasında oluşmadıysa  Türk Hava Yolları’na sorduğum soruyu da geri alıyorum. (Milliyet İnternet Sitesindeki haberin detayları yeterli olmadığı için hastalığın içeriği konusunda kesin bilgimiz yok ne yazık ki…)
Gündem dışı haberlerin içindeki son haber Mardin’den. Ermeni Haber Ajansının Haberine göre  “Mardin  Kızıltepe ilçesinde  bulunan Surp Kevork Ermeni Kilisesi, yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya.”
 Bu topraklarda yok olmaya terk edilmiş, her tarihi eserin, her ibadethanenin ne zaman bu toprakların gerçek serveti olduğunu anlayacağız emin değilim. Politik meseleler beni zerre kadar ilgilendirmiyor ancak tarihi yapıların sadece ” taş toprak” “lüzumsuz” “gereksiz” görülmesi değişmedikçe bizler daha birbirimize çok düşeriz.
 Hepinize keyifli perşembeler…

 

 

 

 

 

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: