RSS

Etiket arşivi: iyi kısa hikaye

Esansiyel Tremor

Sessizlik delirtiyor beni. Damarlarımdan akan kanın sesini duyuyorum çoğunlukla. Müzik iyi gelmiyor. Bastırıyor içimden geçen kanın sesini. Bastırıyor ama susturmuyor. Herhangi birine saplanıp kalamamak için bir kuşun kanatlarını ayağına bağlayan iplik gibi davranıyor aklım… Kalbimi orta yerinden tutup göğüs kafesimin içine hapsediyor.

Oysa bir ses duysam… Gerçek bir ses… Dur orada! Bastır bütün egonu! Teslim olma! İyi de neden? Neden teslim olmayacakmışım? Neye teslim olmayacakmışım? Daha iyi hissetmek için ne yapmam gerekiyor? Damarlarımdan akan kanın ayak seslerini takip ediyorum. Dakikada aşağı yukarı 100 adım atıyor ve bir adım ilerlemiyor. Korkuyorum. Kendimin kendimi alt etmesinden çok korkuyorum.

dideralNereye gidersem gideyim, ne yaparsam yapayım kendim olmaktan vazgeçmeyeceğimi biliyorum. Kendim olmak öyle büyük bir şey değil. Bildiğimi sandığım kendim olmak çoğunlukla içimden geleni yapabilecek cesareti bulmak. Islık çalmak gece gece! Tırnaklarımı kesmek akşam ezanından sonra… Biriktirdiğim ayak tırnaklarımla dişlerimin arasında kalanları çıkarmaya çalışmak. Kendim olmak son derece irrasyonel ve rahatsız edici… Onaylanmamış ve sürümü eskimiş bir tedavi biçimi. İşe yarıyor ama moda değil. Hayat kurtarıyor ama para kazandırmıyor.

Hikayelere konu olmuyor kendim olmak. Bir akış tabelasına yazılabilecek, filmi çekilecek bir hikayeyi vermiyor kimseye. Hareketli sanat alanlarından birinde mutlu etmiyor yönetmenini. Gişede çuvallıyor.  Dakikada 98 ayak sesi saydım az önce. Sessiz ve kendi kendime… Bir bardak Jack Daniel’s bok varmış gibi aktı gırtlağımdan aşağı. Midemi bulduğu anda alkole teslim olup rahatladım. Anlıyorum artık. Alkoliğim ben. Hiçbir şeyi sevemeyen bünyem alkole artık direnmiyor.  Abartmaya gerek yok. Çok önemli bir vaka değil artık tanımlayınca diğerleri için biliyorum. Tatmin edilemeyen sevgi dürtüsünün üstünü örtmeyi beceriyor.  Bir de uykuya kolay geçmeyi… Biraz sızmak herkese iyi gelir mi bilmiyorum ama bana kesinlikle iyi geliyor.

Ellerimin uyuşmasını engelliyor ya da titremesini. Daha az titriyor ellerim artık. Gerçi  esansiyel tremor ne demek bilmeyenler için el titremesi genel olarak yoksunluk sendromu sonucu. Oysa benim alkolikliğimde nedenden başka bir şey değil.

Doktorlar tedavi masraflarının yapılan araştırmaları karşılamayacaklarını, altlarına Porsche çekemeyeceklerini bildiklerinden pek ilgilenmiyorlar bu konuyla. Şeker kadar yaygın değil, kanser gibi öldürücü de. Titriyorsun işte. Azer Bülbül’ün ruhu şad olsun.  Titriyoruz işte.

Saat 13:50. Ellerimde hafif bir ritim var an itibariyle. Klavyeye vurdukça gerginliği daha da artıyor. Doktorlar böyle zamanlarda bir kadeh şarap içmemin beni daha az rahatsız edeceğini söylüyor. Alkolikliği teşvik ediyorlar. Hristiyan mitolojisinden yola çıkarak hazırlanan 13 adım zamazingolarını psikiyatrlar bile tereddüt etmeden kullanıyorlar. Çok alkolik var dünyada. Birileri suya ulaşamazken ben esansiyel tremordan yakınıyorum. Hayat işte! Durduğun yere göre zemin renk değiştiriyor. Zoraki bukalemun hesabı.

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Cennet Yolculuğu…

Her daim bir cennet aradım ben. Elimden geldiğince, aklım ve yüreğim yettiğince cennetin peşinden koştum. Bu; sizlere masallarda tasvir edilen, dinlerde anlatılan değil. Bu cennet, bir televizyon kanalı mahallesi de değil.

Sıcak ve samimi dost sohbetlerine kulak kesilmeyi sever insan. Öyle midir? Kendini gerçekleştireceğin ya da amacına ulaşacağın yegâne an sıcak masallarda sırtının pohpohtan ağrımasına mı denk gelir? Kim bilir belki de hayatı senin aldığın kadar ciddiye alan yoktur. Ciddiye alıp yaşamayı öğrenen…

Devletler hayatları ciddiye alandan korkar. Asamadılar belki ama acının en büyüğünü yaşattılar Nazım’a. Devletleri kuran insanların hiç mi suçu yok şu örnekte? Ciddiyeti kendi erkinden çıkarıp, deliliği normal hale getireceksin önce. Sonra eksikliği, tuhaflığı ve hatta kendin olmamayı sana dikte ederek var olsun diye kurulmuş devlete biat edeceksin. İkili delilik halinde devletin insana ve geçmişe sirayetine küfür edeceksin sonra. İyi mi böyle?

geminiNe saçma tam bir kendinden öncekinin yarattığı paradoks ve kaosla baş edememe durumu! Korkunç ironi. Yazarken kamburun ağrıyacak şimdi! Utanmasa böbreklerin patlayacak! Ara vermek lazım, hayata…

Şiddetli bir yaşamı seçmeme eğilimi olan bizim gibi bipolarların, şizofreni müptelalarının yaşama hakkı olmalı şu evrende! Barınabilmeli ve varlığımızla insanlığı ve insanları onurlandırmalıyız. Peki, kolay mı zıtlıkları barındırırken?

Denemek belki de kolay ya da zor olandan daha farklı bir algı. Denedim ben. Yine de denemek ve kaybetmek hoşuma gitmedi.

Tabii çok normal; artık hayatını tanımadığın bir burcun etkisiyle yaşıyorsun. Koçsun artık sen. Koçumsun benim.

Bir sik-tirip aklımın içinden anı olarak fırlamayı ve beni gülümsetmeyi bırakırsan devam etmek istiyorum anlattıklarıma. Koç muyum, tek olamayan ikiz miyim ve çoğul ekil ile tamamen anlamsızlaştırılır mıyım emin değilim.  Bu da demek oluyor ki orta yaş krizinin tam başındayım. Yani ölmekten korkmamaya cesaretim kalmadı.

Normal tabi bu durum… Şimdi el yordamıyla yaşarken hayatı çocuk gibisin. Gelişeceksin, hatta bir ara ergenleşeceksin yeniden ama eninde sonunda koç olmayı öğreneceksin. Koçumsun sen benim.

Kaybolsan görüş alanımın içinden, gitsen uzaklara… Gerçekten. İki yıl tarot bakınca gerçekleri fark etmiş olamaz insan. Asker kaçtığında 25 yaşındaydın ve tam olarak 17 yaşında bir veledin evinde gizliyordun hayatını, hatırlıyor musun? Veledin ve yalanlarının evinde hem de. Üstelik bu veledin hayatını, çıplak gerçeklerle bilen, üstünde test edilmiş, onaylanmış yazan bir adamsın sen. Korkunç bir deneyde kaybetme arzusu ile yanıp tutuşarak âşık olduğumu zannettiğim o anlarda sen vardın. Ve pek tabi yanımda olduğun anlardan sonra hayatına devam ederken geliştin yinelendin ve farkına vardın zekâmın. Şimdi sadece farkına vardığın ve benim üstüne mislisiyle fazlasını koyduğum o saçma ana geri dönmeyi reddediyorum. Mümkünse sen sükût içinde benim karın ağrımı dinle ve sesini fazla yükseltme.

koçBelki de bana, yaşam; her gerçekliğin deneyimlenmesi gibi geliyor. Belki de ne kadar olasılık varsa aklının aldığı, fark ettiğin ve hatta uğruna değişimin kendisiyle başa çıkmayı öğrendiğin ne kadar fazla olasılık gerçekleşirse yaşamış oluyorsun. Öyle sanıyorum. Tek tip bir hikâye ile mutlu son peşinde kaçmaktan daha güvenli de olabilir bu. Ya da benim gibilerin toplum içinde rahat yaşaması içindir.

Salt bu gerçeklikle bile başlı başına yeterliyken sen şimdi kalkıp bu durumla baş edemediğimi ima edecek cesaret ve cüreti buluyorsan şayet bu sadece benim aklımdaki bu sorulara herhangi bir yanıt bulamamış olduğum gibi durumu farksızlık noktasına taşıyacak kadar kendimden geçmemle alakalı olabilir. Evet, sen fark ediyorsun, ben yüzümde taşıyorum ve sorguluyorum. Uyan! Geri kalan herkes kadar okuma yapmayı biliyorsun sadece. Henüz profesyonel değilsin. Şimdi biz sadece bir halk otobüsünde – ki ay sonunu getirme derdim olmasaydı zordu bu karşılaşma- akşamın serin saatlerinde karşılaştık ve sen benimle geçirdiğin zamanlarda farklı olarak astrolojiye merak sardın diye insan yüzünü okumada kendini kudretli mi addediyorsun?

Bu öfke ve bu hırsı anlıyorum ben. Bu öfke ve bu hırs daha ilk başında benim kendimi tanımakla ilgili dertlerimin olduğu zamanlara ait duygular. Ve pek tabi her öfke nöbeti gibi, kendini yerle yeksan edici… Taşıyıcı kolonlarının çürük olduğunu bildiğin bir odaya evim demek kadar aşağılayıcı. Yine de kendini kandırmayı bir çocuğun sadece 4 aylıkken öğrendiğini varsayarak söylemeliyim ki sen sadece…

Yeter benimle oynama daha fazla. Bana benimle ilgili tahminlerde, tespitlerde bulunma. Sana sorduracak hale gelen yüzümü küçümseyip aşağılama. Ben her şeyden önce ve sonra babasını öldürebileceğini annesine ima etmiş bir geri zekâlıyım. Gücümün sınırının farkında olmadığımdan insanın üstünde oluşturduğum sosyal baskının farkında değilim. Hele bu durumun benim güç değneğim olduğunu kavrayamadığımdan kendimi sefil çaresiz yalnız ve yüz üstü bırakılmış hissetmekten bahsetmeyi hiç istemiyorum. Ben gitmeye kalkmışsam, beni durdurmayan sizlerin hiç mi suçu yok bu hikâyede?

Aslında haklısın insanı yetiştireni belirler. Yine de o yetiştirenlerden bağımsız bir şansının daha olmasını bir nedeni var. Yani 18 yaşının üstünden tam 12 yıl geçmiş. Olduğun ve deneyimlediğin kişiden rahatsızsan şayet bunu değiştirmek için bir şansın var. Yüce rabbim bunu astrolojiyle bize açık seçik göstermiş. Sen bunun daha önce farkındayken şimdi bunu reddederek nereye varmaya çalışıyorsun?

Durağıma geldik. Benim inmem lazım. İyi akşamlar. Bir ara yine görüşelim.

Morrisse Esesere

Görseller: Salvador Dali Zodiac Signs

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: