RSS

Etiket arşivi: kck

Adalet Duygusunun Doğal Evirimi – Bir Komplo Teorisi

Maslow’un tartışmalı ihtiyaçlar hiyerarşisini hepiniz öyle ya da böyle bilirsiniz. Hani şu karnı doymayan ve güvenlik ihtiyacı karşılanmayan insanın diğer bütün fonksiyonları es geçtiğini söyleyen hiyerarşidir bu. Ya da en basit haliyle budur. Bir bakıma hala tartışmalı ve görece olarak basamakları yer değiştirebilir olsa da insan psikolojisinin ve sosyolojinin üstünde uzlaştığı ender tezlerden birdir. “Güvenlik” ve “Karın Tokluğu” sağlanmadan insanın geri kalan ihtiyaçları ve güdüleri önemli değildir.

Bu aklınızın bir tarafında dursun. Zira an itibariyle Türkiye’de olan “kısmi güvenliği sağlanmış” ve “Türk- İslam senteziyle açlıktan ölümleri durmuş” bir ülkede yeni ortaya çıkan bir güdüyü nasıl tatmin edeceğimizi tartışmaya başladık.

Adalet duygusu çoğunlukla tatmin edilmesi zor olan basamaklardan biri olmakla birlikte genellikle “gelişmiş ülkelerde” daha fazla gündem işgal eden bir dürtüdür. An itibariyle buradan baktığımızda Türkiye’nin gelişmekte olan ülkeler içinde “adalet duygusunun tesisi” için “kan dökmeyi” ve “ görece olarak ekonomi ve insan hakları ihlallerinden vazgeçme” aşamasına geldiğini düşünmemiz bizi “iyimser” ya da “fazla heyecanlı” yapar mı?

Sanırım organizmaların içinde gelişmeyi ve ilerlemeyi gerçekleştirenlerden farklı olarak Anadolu’da bugüne kadar yaşamış olan bütün halkların ortak özelliği çağın ilerisine doğru adım attıklarının farkına bir türlü varamayıp taraf tutar gibi bir duyguya ya da bir düşünceye saplanıp kalmış olmalarıdır. En azından bu bakış açısını da “Maslow Teorisi” gibi cebinizde tutmanızda yarar var.

Bu noktadan sonra 2001 yılından itibaren devam eden süreçle ilgili olarak spekülasyon ve komplo teorisi üretimi yapacağımı söylemek zorundayım. Zira iddia edeceğim herhangi bir şeyi ispat edebilecek hiçbir bilgi ve belgeye ulaşmam mümkün değil. Üstüne üstlük devam eden süreçte herhangi bir şekilde “adalet” duygusunu zedeleyecek yeni bir yaklaşım da bulunmanın süreci doğru şekilde anlamamamıza neden olacağı kanaatindeyim.

Bir İzmirli olarak Cemaat kavramıyla ilgili olarak diğer illerden daha fazla bilgiye sahip olmamızın çeşitli temel nedenleri var. Öncellikle cemaat olarak  kast edilen yapının ilk temelleri bu şehirde atıldı. Dolayısıyla fısıltı gazetesi halinde de olsa en çok bu şehirde yaşayanlar bu konu hakkında derin bilgilere sahip. Yapılanmanın ve çalışma mekanizmalarının ne olduğu ile ilgili detaya girmek konuyu dağıtmak olacağından, bu noktada tek söyleyebileceğim “başı ve sonu belli olmayan” aynı zamanda “şeffaflığı hiçbir şekilde olmayan bir grupla” karşı karşıya olduğunuzu söyleyebilirim.

Kişisel olarak bu şehirde dile gelen en büyük hipotezi tekrarlamam gerekirse Amerika’nın petrol kontrolü ve Rusya hesapları içinde geliştirdiği “Ilımlı İslam Politikasının” reel karşılığı olarak “cemaatten” bahsetmek sanırım herkesi aynı noktaya taşıyacaktır.

Her ülke gibi A.B.D.’de yaptığı yatırımı korumak ve kollamak adına çok çeşitli yollar deneyecek ve aynı anda bu yolları ve yöntemleri “cemaate” fatura ettirecektir. Bu tahliye halindeki bir politikadan ziyade revize edilen bir politikanın doğal sonucudur. Aktörleri birden fazla parçaya bölüp her parçayı gerekli güç ve iktidarla donatan bu politika bir ülkenin mutlak gücünün farkına VARMAMASI  için geliştirilmiş yegane ve basit bir perdeleme girişiminden fazlası değildir.

An itibariyle İran-Türkiye örtülü trafiği açığa çıkmış bunun bir dolandırıcılık ve kayyum şebekesi olduğu söylenmektedir. “Birileri şüphesiz ki bu trafik sırasında kişisel çıkarlar edinmiştir” ancak aynı trafik sayesinde teğet geçen dünya ekonomik krizinden bahsetmemekte şüphesiz ki aptallığın daniskasıdır.

Ben an itibariyle önümüze 2001 yılında konulan iktidarın çok fazla taraftarı olmadığım gibi kendilerinin yeteri kadar farkında olmadıklarının da bilincindeyim. Güçlerin ölesiye taraflara ayrılmış bu coğrafyada tek başına iktidar olabilecek kadar ülke insanını birlik ve beraberliğe teşvik ettiklerini sanmaları ve ortak çıkarları yeniden tanımladıklarını düşünmeleri kadar tuhaf ve anlaşılmaz bu tutumu nereden edindiklerini kendilerine sorarlarsa sanırım cevabını da kendileri bulurlar. Tahakkümden kurtulmak için buldukları hileli yol bugün gelip kendi boyunlarını doladığında ortaya çıkan bu tablo için yapılacak olan mecburi olarak başı sonu belli olmayan bir cemaat” yerine “emir komuta düzeni belli ve caydırıcılığı olan bir ordu” koymayı uygun bulmaları tabii ki kaçınılmaz olacaktır.

Yine de KCK’dan tutun da 1980 sonrası dönemde sadece politika ürettikleri ya da herhangi bir iktidar faaliyetini desteklemediği için tutukevlerinde ve F tipi ceza evlerinde ölüp giden bunca insanın vebalini üstlenecek kadar gelişmiş bir adalet duygusuyla hareket edecek mi bu birliktelik?

Bu sorunun cevabını an itibariyle hepimiz biliyoruz. Yani ortada seçilmiş iktidar gücü ve cemaat dengesinde bozulan güç dengesini yeniden kurmak için oyuna dahil edilen bir ordu var. An itibariyle sivil iktidar ve ordunun cemaatten daha güçlü olduğunu söylemek gerekir ki en azından düşünülen denklem böyle görünüyor.

Peki sahnede toz duman varken, üretilmeyen malları tüketerek kavuşulmuş refah içinde, topraklarının altı da biri ekilmekten vazgeçilmiş bir ülkede maslow’un temel basamakları tatmin edilmiş midir? Biz an itibariyle neden adalet konuşuyoruz?

Siyaset sahnesi ne yazık ki politika üretmek ve devlet siyaseti hakkında tırnaklarının ucu kadar bir şey bilmeyen adamlardan seçildiğinden an itibariyle ülkenin bütün stratejik belgeleri, vatandaşlarını bütün bilgileri etrafa saçılmış haldedir. Devlet kendini yenileyecek liyakat sistemini bu kez “derin devlet” üzerinden kullanmak yerine “yargı” ve “yargı çevreleri” üzerinden kurmayı uygun görmüştür.

Denklemin gözle görülmeyen ve konuşulmayan sistemi tasviye edilmiş değildir. Ancak her devlette olduğu gibi bekayı korumak güdüsüyle hızla şekil değiştirerek “sevimli” ve “kabul edilebilir” yeni halle karşınıza çıkacaktır.

Kişi ismi zikretmeden söylemek gerekirse 07.01.2014 tarihli köşe yazılarına baktığınızda ya 06.01.2014 tarihli ana akım medyanın ağız değiştiren ve saldırgan tutumunu eşelediğinizde siyaset sahnesine yeni girecek ve “ortak değer tanımı yapacak olan” yeni “başbakanınızla” tanışmış olacaksınız. Merak etmeyin hepiniz zaman içerisinde onu tahmin ettiğinizden daha fazla seveceksiniz. Üstelik uğruna ölmenize gerek kalmadan ve kirlenmiş siyasi ağızdan kurtularak…

Peki an itibariyle son soruyu sormanın zamanı geldi. Daha ilk günden tüm geçmişi şeffaflaştırılmış, söylemleri nazik ve gergin olmayan, herhangi bir pisliğe bulaşmamış birini istemek saflık mıdır? Ya da bu yine önünüze konan ve pompalanan dönüştürülen bölge politikalarının bir sonucu mudur?

An itibariyle artık ne istediğinizin bir önemi yok. Geziyi sürdüremeyen ve tabana yayamayan bir halk sadece karşı tarafının oyununun şeklini değiştirir. Olan biten bu gürültü başka hiçbir şey değil.  Vatandaş için fil olmak ancak birlikle mümkün ama artık o da pek mümkün görünmüyor…

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 7, 2014 in Denemeler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: