RSS

Etiket arşivi: kutsal ışık

“Güya” yazamıyorum ben…

FileGüya iyi bir adam değilim. Güya. Ne tuhaf tınlar insanın kulağında bu kelime. Elini, ayağını birbirine dolaştırır. Genellikle bir sürü bahane gelir ardından. Tuhaf sesinle eş tınlayan sıfatlar dizisi. Neden sorusu da dinleyenin içindedir bu sırada. Sözde bir diyaloğun içinde birbirinden habersiz ve mesnetsiz iki insan kafası aynı anda.

“Böyle şeyleri herkes biliyor. Özel ve önemli ne olabilir ki bunu yazmakta.” “Böyle değil mi hakikaten?” Herkesin bildiğini ve aynı anda inkâr ettiğini hatırlatmak küstahlık mesela! Değil mi? Ya da güya küstahlık?

Bak oldu işte. Güya ile biten cümlelerine tekrar geri döndüm. Suratındaki kasabı ölmüş dükkân kedisi ifadesini sevmiyorum. İstemiyorum, nesnelerin dünyasında bu kadar yer dolduran biri ile aynı rakı masasını paylaşmak. Kendi maskem düştü. Çırılçıplak kaldım. Önemsemiyorum ama umursuyor gibi yapmak zorundayım. Bir arkadaşımın etini kemiğini bile bile yiyemem ya. Ahlaklıyım güya…

Yalan. Ahlaksız olduğum için güya kelimesinin esiriyim ben. İkiyüzlü olduğum için değil. Dürüst ve ahlaksız olduğum için. “Bir Sırp Filmi” izlerken topluma en çok vurulmak istenen sahnede mastürbasyon yaparım. Normaldir benim için. Her şey olduğu kadardır ya da. Sevimli tınlayıp tınlamaması umurumda değil. Evet, itiraf ediyorum. Güya ahlaksızım “Bir Sırp Filmini” izlerken mastürbasyon yaptığım için.

a-serbian-film_Sen ne yaptın? O akşam sevgilinle sevişemedin mi? Hatta 2010 yılının o kötü akşamında o filmi izlediğinden beri sevişmekle ilgili problemin mi var? Ne kadar anti demokratik ve ne kadar sığ bir romantizm bu böyle? Akşam inleyen ya da inleme taklidini yedirten sen değil miydin? Ya da en azından dün orgazm taklidi yapabildiğiyle övünen…

Sert söylemleri olanları değil, yasak kelimeleri sıklıkla kullananları seviyoruz. İçten içe. Kendi itiraflarımızı okumak kadar sarsıcı ve haz verici! Zevkin doruklarında olmak kötü ise zevkin suçu ne değil mi ama…

Ama öyle. Eğlenmeyi keşfeden insanoğlunun henüz birlikte ve karşılıklı oynamayı inatla reddettiği basit ve çıplak histeri! Bu da medeniyetin önündeki engel işte! Oğlunun doğum gününü videosu ile kaydedip arkadaşlarına Facebook’tan Youtube linkini gönderen o iyi aile çocuğu ile “gerçek film” izlemek isteyen ve “pornonun yeniden doğuşunu” kurgulayan, izleten ve çeken arasındaki “gerçeklik farkını” söylesene bana hadi bir çırpıda. Ahlakla ilgili hiçbir cümle kurmadan! Yüksek ahlaka ve yaşamın kutsallığına bulaşmadan…

Yaşam kutsal değil! Öğrenin artık şunu. Bu dünya üzerindeki her iki ayaklı mahlûk eşit değil. Hatta kimileri daha da eşit değil. Fantezi dünyalarınızda, oturduğunuz kafelerde, gösterişli yemeklerde konuştuğunuz o eşitlik sizin farazi bir güven habitatında var olmanızı sağlayan güdü. Yani, yalan!

Nereden mi biliyorum? Yalanları en çabuk fark edenler, uygulayıcılarıdır çünkü. Bir işi en iyi uygulayıcıları bilir. Bu yüzden olacak yalanları fark edenleri de masum kabul etmemek gerekir gibi bir şey söylemişti adamın biri. Haklıydı da. İfşa ettiği her gerçekle gün ışığından uzaklaşır yalancılar. Çünkü bir yalancı ancak daha büyük bir değer ya da daha büyük bir pot için elini bilerek ve isteyerek açık etmeyi seçer. Örnek ister misiniz? İstemeyin! O kadar aptalsanız şayet; beni okumayı sürdürmenizin bir ehemmiyeti yok benim için. Çünkü o küçük beyinli insanla yani safi kelimelerin gücünü güya anlamayan ve anlamazdan gelenlere verebilecek hiçbir şeyim yok benim.

Küstahım güya. Bu beni güçlü yapan halüsinasyon! Her şeyi yapabilme iktidarı. 13 yaş ergenliği. Bilmem. Kimilerinin içindeki çocuk küstah geliyor hayata. O içimizdeki veledi zina kitaplarının bir yazarı belki “beatnic” ile karşınıza çıkmıştır. Ve belki psikolojinin ana atar damarı içindeki çocuk ve içinizdeki seks sandığınız kadar birbirinden ayrı iki kavram değildir. İçinizdeki çocuk da belki beş yaşında elma şekeri ile mutlu olmamış biridir belki. Şu klişe Türk filmlerinde bir başka çocuğun eşeğinin üstünde tepinmek isteyen o kötü çocuk belki de sizin içinizdeki çocuğun tam karşılığıdır.

Yani mayalama evresinin daha en başında tanrı ya da aileniz çuvallamıştır belki de. Yine bu belkiler bir güya doğurabilir yetişkin evrenizde. Kim bilir hiç kimseye ihtiyacı olmadan yaşamı sürdürebileceğini bilmek, bir ezberin tersten bozuluşudur ve bozuluş beraberinde bir gerçeklik kırılmasını getirebilir. Ve mutlaka her varsayımın gerçekleştiği ile hareket eden filozoflar, her varsayımı ispatlamaya çalışan bilim insanları gibi bir algınız yoksa bunun sonuçlarının –her şeyin sonucunun olduğu gibi – ölüme çıkacağını bilirsiniz.

İçiniz ürperir. Bu ürperiş, “Bir Sırp Filminden” bilmeden bir babaya oğluna tecavüz ettirmek gibi basit ve sert bir kurgudan daha yalın ve mutlaka daha güçlü olmalıdır. Yine de evrim buna ve ölümün bu keskinliğine paye vermeyecek kadar kuralları katı belirlenmiş bir sistem gibi çalışmaya devam eder. Evrimi; bilim için muazzam, din için korkunç yapan dışarıya çıkamayacağınız bir sistemin tasarlanabileceğine insanın şaşkınlığıdır.

alimİnsanın her koşuluyla düalist geldiği yeryüzünde iki seçeneği tek basamağa indiren ve aslında sürekliliğin olmadığını, zaman boyutunun; bizim anladığımız ve yeni yeni farklı şekilde anlamaya çalıştığımız zaman boyutunun olmadığını, yineler durur size. Süreklilik uç uca eklenmiş insan yaşamının medeniyet başlığı altında kesintisiz devam ettiğini kurguladığınız ve bu kurguya inandığınız sürece vardır. Zaman yoktur. Süreklilik yoktur. Tutarlılık yoktur. Bu sizi nihilist bile yapmaz üstelik.

Çok bilen olmak. Güya derttir. Değildir aslında. Bildiklerini kendine saklayıp ortaya çıktığında verdikleri tepki tahmin edilebilir oluyorsa senin için;  yönetilebilir bir haldedir durum. Ne de olsa yönetilebilir bir halde olmayan her durumun sonu çatlak bir testiyle büyük bir havuzu doldurmaya çalışmak kadar ironiktir. Sorusu size matematiğin yönetimi hakkında bilgi vermek için tasarlanırken, yanlış olan bir şeyi sürekli tekrar ederek bir doğruya ya da bir hedefe ulaşılabileceğini size anlatır bilinçaltından. Yani dibi delik bir havuza doldurmaya çalışmak delilik değildir. Bunu sorgulamamak da normaldir. Eğitim sistemi üstendeki ayrık otu da benim. Güya, adını koyduğum için.

Düşünce tarihimde, tarihimi şekillendiren kimse yok. Birden fazla kaynaktan birden farklı açıyı aynı sayfada harmanlayacak kadar geri çekilip sonrasında da bir hikâye oluşturacak kadar delirebiliyorum çoğunlukla. Yine de bu beni tembel yapıyor güya. Ne de olsa her şeyden uzaklaşmak için kaçmak yerine gitmelerini bekleyerek bir köşede oturmak arasındaki farkı anlayabilecek bir zekâ biçimine rastlanamadı henüz doğada. Elbet popüler kültürün içinde tembellik hakkı ile ilgili zırvalardan bahsedildi velakin hareket özgürlüğü tanımanın eylemsizliği getirebilmesine anlam yükleyen çıkmadı. Ne de olsa özgürlük ve hareket; aslında olmayan bir yalanla ya da daha kısaca zamanla tanımlıydı. Hep.

İnandığın yalanın kurgusu içine yeni bir boyut ya da bakış açısı girdiğinde yalanın şekillenmesi ve pek tabii yalanın gelişmesinin ve duruma uygun olarak tekrar tasarlanması yüksek dozda bir yeterlilik sınavından geçmeyi ve sindirim sisteminin atıl elemanlarını tekrar kullanabilmeyi gerektiriyor. İşte bu nedenler kör bağırsak hala işlevini yerine getiremiyor günümün insanında. Ve belki bu nedenle sadece körelmiş bir evrim atığı gibi algılanıyor. Bir sonraki evrim basamağının en önemli organı olduğu kavranmak, anlaşılmak ve değerlendirilmek istemiyor. Kör bağırsak içinde olduğun labirentin çıkışı olmadığı hatta artık girişe de ulaşamayacağının sert ispatı sinema ekranında.  Maruz kaldığın her acıyı onayladığın için önemsemen gibi. Yani tecavüze maruz kalacağını bilmek gibi! Çırpınmanın hiç önemi yok!

Rational Logo

Kaçınılmaz olanın rasyonel olması gerekiyor. Ancak bu şekilde hayat anlamlı kalıyor insan için. Kaçınılmaz olanın olasılıklarından her zaman bir tanesi görmezden geliniyor. İnatla ve ısrarla! İrrasyonel olan! Genellemeyen! Başına geleceği farz edilemeyen! Yine evrimin ve aklın çağırdığı neyse o geliyor başına. Her seferinde. Aklına gelen, getirmek istemediğin halde aklına gelen!

rationalO çok yetenekli Trendsetterlar ya da psikiyatrlar hani şu herkese koşulsuz önereceğin veya iktidar sahiplerinin senden farkını öğrenmek istersen ahlaki çöküşün içinde yer alması gerektiğine inandığın yüzsüzlük ve dürüstlük başlıklı makaleyi tekrar öğren. Psikiyatrların teflon olma ve stresten arınma için önerilerini tekrar oku. Hangileri sana daha tutarlı ve gerçeğe daha uygun gelecek? Zor olan soruyu sormaktan ziyade kendin için cevaplamaktır çoğunlukla…

Elinden geldiği kadar aslında olmayan zamana, bu zamana bağlı oluşturduğun problemlere ve bu problemlerin çözümsüzlüğüne dair ölmek üstüne kurgulanmış hayatı anlamaya çalışmaya ve toprakta oynamaya devam edebilirsin. Ben ölmek için yaşayan, bunun için kaybetmeyi seçen adamları anlamak üstüne başka bir başlık altında daha güvenli hissedeceğim kendimi bir süre. Senin sandığının aksine, aktaran olmaktaki yeteneğim beni daha kolay kavrayan ve daha yoğun anlatan bir adama çevirdiği için bile özel ve önemli bir adam olarak kalacağım ben herkesin hayatında uzunca bir süre. Üstelik bununla zerre kadar ilgilenmesem ve bu durumun sonuçlarını yönetmek için en ufak bir hamle yapmaya gereksinim duymasam bile.

Bu da beni güya kazanmakla ile kaybetmek arasındaki savaşın dışına çıkarmış olacak ve zaman ile ilgili kaygısızlığımın insanlara sirayetini görme ihtimalini hayatıma sokacak. Ne yaparsın, eskilerin söylediği gibi, umut dünyası işte…

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 10, 2013 in Kubar or mumbar

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yeni Yılın İlerleyen Günleri arasında

donmuş kadınÖnce kandırılan kadınları düşündüm. Sabah sabah bunu düşünmek iyi gelmedi. Tarih boyunca erkeklerin altına yatan kadınlar sayesinde soyun devam ettiğini görmek daha da sıktı canımı.  Geçer dedim sonra. Soğuk gibi bu da mevsimlik! İçimi ısıtacak birkaç haber bakındım. Zamlar içimin dışıma en yakın noktasını zonklattı. Her an hemoroit adına kararlar verebilir, lazer cerrahisi ile bu dertlerimden kurtulabilirdim. Üstelik yürüyerek girdiğim klinikten yürüyerek çıkabilirdim. Tabii bu noktada doktorun dairesel dönüş halindeki bedenim ve morfin arasındaki korelasyondan para kazanacağını sanıyor olması gerekirdi. Bir hemoroit müdahalesine ancak yirmi günlük morfin dozlarını tek seferde verebilir yani 400 günlük dozu 20 günde bana zerk ederse mümkün olabilirdi. Bu nokta beygir bayıltan olarak çoktan tıp literatürüne girmişti ne de olsa.

holly lightHolly Light için yalvardım Yaratana. Yaradana olarak uluduğumdan yanımdaki yarı farsça bilen yarı Türkçe bilen arkadaşım kelimeyi böldü ikiye. “Yara” olarak alıp ilk kelimeyi acıttı canımı. Dana olarak alıp ikinci kelimeyi daha da acıtacaktı canımı ya Nedim’i çok severmiş saray şairlerinden. Birinci mısrada gömer, ikinci mısrada diriltilmiş adına naat düzdüklerini. “Göz” demekmiş “dana” Farsçada. Oldu mu şimdi “Yaratan” diyerek ululadığın basit bir “yara gözlemcisi.” İnsanların yaralarını gözetleyenlere “Tanrı” diyorlarmış. Aydınlandım. 700-800 yıl öncesi Avrupa’ya çevirdim yüzümü.

Genellikle Türkiye’den bahsederken Avrupa ve Amerika’nın  75 yıl gerisinden geldiğimiz rivayet edilir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Çakma Aydınları da bunun böyle olmadığını I PHONE 5 ile birlikte ispatlayıp aramızda  teknoloji üretiminden kaynaklanan üretim planlamaları nedeniyle 6 Ay olduğunu bunun da “normal” kabul edilebileceğini söyler. Ne muamma. Kadına seçme seçilme hakkı 1936 yılında verildi ama 20 yüzyılın hangi tarihinde çıplaklığı elinden alındı bilmiyorum. Tekerrürü bilmem ama “Ahlak” her daim memleket!

arda2Dedim ya iyi bir fotoğraf istedim Holly Light’tan  bana “şehrine bak” dedi.  Kutsal Işık tayfına ayrılmıştı benim şehrimde. Bir başka şehirde bu kare taşlanmaya bedelken benim şehrimde bu kare az da olsa olağandı deniz kenarında. Kadifekale’de de normal olduğu sanılırdı ya da Limontepe’de veya Egekent’te. Değildi. Evka 3’te de değildi. Aliağa’da da. Menemen’de de. Foça burnunu biraz çıkardığından yırtardı. Kadın hep ağlardı bu fotoğraflarda. Gökyüzünden akardı yaşı. Fark edilmezdi. Sadece saf ve temiz kimi zaman kutsaldı o yağan. Hiç kadın yaşı olmadı. Sonra anladım ben de. Geride kalmak size gelen çıktıların Avrupa ya da Amerika ile arasındaki zaman farkı ile ilgili değil. Bugün laf çaktığınız ve dünyanın kontrolünü elinde tuttuğuna inandığınız o ırk hani şu lanetlenmiş ırk… Yahudi dölleri… O döllerin hiç bir önemi yok ve hakaret kabul etmiyorlar bu tanımlamayı. Nedeni basit aslında. Ata değil, Anaerkil onlar. Nazım’ın kadınları Orhan Veli’nin kadınları, 7 Kocalı Hürmüz, Saraydaki Hürrem, Asmalı Konaktaki Sümbül bütün kadınlar onlarda. Basit, nizami, pratik.

kanayanNe zaman sokak lambasının altında oturan bir çift görsem, İrlandalı değil Anadolu bağırlı olduğum aklıma geliyor.  Hiçbir ebemkuşağı altında “zenginlik” aramıyorum normal olarak.  Müjde Ar’ın başrolünü oynadığı bir filmle “ebemin kuşağının altından geçerek cinsiyet değiştirebiliyorum ben bu iklimde. Neyin kafasını yaşıyorum belli değil. Belli ki geçiş iklimlerinde ne Paris’in fracalasını yiyebiliyorum ne Şam’ın şekerini. Yine de francala arası şambali kadar naif duruyorum şu hayatta. Darısı başınıza.

Birkaç yüzyıl geriden de gelsem, hatta içim acısa kanasa yandaki resimdeki gibi yine de yüzümü çeviremiyorum bu saçı başı aklı kıçı biribirine karışmış iklimden, topraktan. Belki de başka bir dil bilmediğimden ya da bir başka dilin doğuşuna ve doğusuna tanık olmak mümkün olmadığından. Kim bilir algı bir gün hem doğu hem batı hem kadın hem erkek hem insan hem hayvan için düzelir bu topraklarda. Ama önce DTO ve BTU aynı anda!

Görseller:

1. Fotoğraf : Hasan Erdemir, Stockholm

1. Resim: Holly Light- Hasan Erdemir

2. Fotoğraf: Arda Yavuz, İzmir

2. Resim: Kanayan- Hasan Erdemir 

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: