RSS

Etiket arşivi: nefes

Kendime Rağmen…

suicide-preventionGeçmiş… Sıklıkla karşıma alıp konuştuğum, ya da karşılaştığım bir dost değil kendisi… Yüzünü görmek istemediğim nefret ettiğim bir düşman da… Barışığımdır geçmişimle ben birçok şeyin aksine… Benimdir en nihayetinde… eni konu sahip çıkmaktan başka çıkar yol göremem… Benle vardır, benle yok olacaktır… Nereye gitsem bırakmaz peşimi… Parçadır benden, parçamdır…

Böyle nitelerdim hep geçmişi… Ancak bu cümleleri kendime milyon kez tekrar ettikten sonra onunla yaşayabilir, nefes alabilir hale geldim… Kaçmak… Hanginiz kaç defa bırakarak, kaçarak yeni bir hayat kurdu bilemem, ama bugün itibariyle ben yine yenisine gebe olmak zorundayım… Şu ana kadar hayatımda olanların tamamı geride kaldı sanıyordum… Ta ki sırtıma dokunan elinin sahibinin sesiyle irkilene kadar…

“Bu sen misin Morrisse, hiç değişmemişsin iyisin değil mi?”

Uzun zaman geçmiş üstünden, söylesene hiç değişmez mi insan… Değiştim dönüştüm ben de işte… Senin bildiğin aciz, zavallı, yapayalnız adam değil işte… Tekrardan kurdum bütün hayatımı… Sevmediğim deyimdeki gibi tırnaklarımla kazıdım ben bu seferki başlangıcı… Orada karşıma dikilmek zorunda mıydın? Görmezden gelseydin… Yok saysaydın… Yok saydıklarımı suratıma vurmasaydın…

Suicide (1)Hayır, eski bir gönül defteri değil karşıma çıkan.  Nefret ettiğim ya da sevdiğim biri de değil… Şahsiyetinde yüzleştiğim, rafa kaldırdığım, unuttuğumu unuttuğum her şeyi hatırladım bu gün… Acı çektim… Rüyam habercisiymiş olacakların… Göçük altında kalmaktan neden korkar dururmuşum hepsini öğrendim bugün…

Dönemler vardır iyisiyle, kötüsüyle sana ait… Bir hayata devam edebilmek uğruna yok saydığın, üstünü kapattığın… Katlayıp kaldırdığın… Herkes de var mıdır bilmem ama ben de var bir tane… Uzun zaman önceye dair… Bugün kulaklarımda çınlayan bir merhaba ve iyisin de mi cümlesindeki ‘de’nin üstündeki vurgu… İkisinin toplamı bir filmin şeridi… O kadar… O kadarla kalsa…

Ben hayatımda bir kere vazgeçtim yaşamaktan… Öyle intihar etme safsatalarına falan pabuç bırakmadan… Bilirim ki ölümü isteyebileceğin en şiddetli anda intihar etme eylemini gerçekleştirecek gücün bile yoktur…

SUICIDEHer ne varsa büyük saydığın, her kim varsa tanıdığın; yalvarırsın, seni öldürsün diye… Ölüm artık öyle bir kaçınılmaz sondur ki… Buna karşılık elin ayağın tutmaz haldedir. Yapabileceğin tek şey nefes alıp verme refleksine direnmeye çalışmaktan öte değildir… Vazgeçip intihar edenler ve sona gitmeyi becerenler bu yazıdan tenzil edilmiştir. Ama biline ki ölümü istemek de tükenmişliğin  son haddidir ve yoktur dermanın son noktayı koymak için. Uyumak ve uyanmamak… Tek düşündüğün ruhunun bedenini görmesidir yukarıdan… Sonrası azap, mutluluk, huzur, acı, keder veya ne haltsa önemli değildir. Bitmelidir bu yaşam. Kilitlenme durumu bundan ibarettir.

Hayatım boyunca ölüm sevici oldum ben… Gidenleri sevdim… Bitenleri sevdim… Ölüme akıl dâhilinde yakın durmayı sevdim… Ölmeden ölümü bilmeye çalışmayı sevdim… Yaşamaktan vaz geçmeden ölümü bilmeyi istedim durdum… Ve hayatım boyunca yalnız bir kez ölmek istedim… İntihar etmek değil… Saf katıksız bir ölüm duygusu bu… Ölmek için birine muhtaç olma durumu… Ciğerim sönsün ve şişmesin istedim bir defa…

evolutıonAnılarımı paylaşıp işi biyografiye dökecek değilim… Bu durumu gören bilen, kiminin ev arkadaşı dediği cinsten bir zat-ı muhteremdi bugün karşıma dikilen… Bütün o istek kabarması.. Bütün o sanrılar… Yaşanmışlığımın içindeki bütün o git-gel gözümün önünden geçti… Haykıramadım karşımdakine… Kendime rağmen yaşıyorum ben…

Kendime rağmen…

Sabah yataktan kazımıyorlar artık beni… Damarlarımda delik açacak yeri şıp diye buluyor doktorlar… Saatlerce uyuyarak geçirmiyorum günlerimi… Haftanın günlerini karıştırmıyorum üç günden fazla süren uykusuzluklarımla… Hem iyileştim ben artık… Kesilmiyor bölünmüyor günüm on altı, on yedi parçaya…

Üstünden çok sene geçti bana dair, acısıyla tatlısıyla…  Hayatımın bir bölümünü hiç yaşamamış değilim ki…

Var ettim kendimi… Kendime rağmen… Yok değilim artık… Merak etmiyorum ölümü artık… Biliyorum, ölümü ben…

Ağır bir depresyon nöbeti falan değildi hem tepemde gezinip duran… Yoktu çaresi bana kadar… Üstesinden geldim ben… Şimdi neye hayretin?  Hala hayatta olduğuma dair mi… Niye istiyorsun ki iyi olmamı…

suicide-astuces-300x200Telefonumu verdim arkadaşa… Artık o da benim yaşadığım şehirde yaşayacakmış… “Bir şeye ihtiyacın olursa ara” dedim kendime rağmen…  Aklımdan geçenleri hiç söylemedim… Tekrar gömdüm tarihe bana ait ne varsa… Tekrar canımı yakmama izin vermeden, tekrar devam ettim kaldığım yerden çayımı yudumlamaya…

Güçlü biri hiç olmadım ben, tek başarım yaşamak kendime rağmen… Tek sıkıntım izlemek insanlara rağmen… Şimdi bensem, buradaysam hayattaysam… Hepsi kendime rağmen… Hepsi kendim için… Gerisi vesaire…

Çarşamba, Nisan 5, 2006

Morrisse Eserese 

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Yeniden 1999 – Gelmeyecek…

vapur

Son vapur ayrılır limandan. Sen hala bekliyorsun elinde bir demet çiçekle…Gözlerinin buğusunda kaybolmuş, düşlerinin katığı…Bir yürek dolusu sevgi başınla uğurladığın….Kafanı inletip duran mantığının sesi bastırmaya çalışsa da yüreğinin çığlıklarını, vapurun düdüğü tekrar dolduruyor gözlerini…

Bekleyip de varamadığın, isteyip de alamadığın bir kadının gözlerinin içindeki tebessüm …

Şimdi yüzündeki cenaze arabası görmüş çocuğun korkusundan, sızısından öte değil. Gözünün etrafındaki o nem ne kum tanesinden, ne de vapurun ardında bıraktığı esintiden…

Elindeki buketin ağır ağır yere düşmesi, çiçeklerin fizik kurallarına uyma zorunluluğuyla bir tek kez yukarı hareket edip sonra dağılması…

Kafanın karışıklığı arasında, yerdeki çiçekleri çiğneyip geçerken, içine sinen nikotin sessizliğin o çığlıklı ezgisiyle yankılanıyor kalbin : “Gelmeyecek…”

Morrisse Eserese – 1999

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Susmak ve Sessiz Kalmak…(Kulak Üstüne Bir Hikaye)

Kelimenin kendisinin kelimenin anlamını bozduğu çok ender hal vardır. Dışarıdan geçen arabanın sesi sessizliği bozmasaydı şayet fark eder miydi bu hali bilmiyordu adam. Sessizlikle ilgili fikirleri her an her saniye değişiyordu.  Çok gürültülü bir yerdeyken hemen daha sakin daha sessiz bir yerlerde olmak isterdi. Seslerin olmadığı bir yerde hemen konuşarak ya da müzik dinleyerek sessizliği bozmak derdinde olurdu. Sanırım biraz ses iyiydi onun için.  Belki biraz ses ve biraz nefes yeterliydi. Tıpkı o azıcık aşım kaygısız başım halleriydi onun hayata bakışı. Sevmezdi fazla insanı da sevmezdi insansızlığı da. Sevmezdi melodisizliği de çok yüksek sesle müziği de.

Yani günümüzün liberal ekonomisinin özeti onun sessizlikle ilgili durumunun tasviriydi. Hali hazırda para ile sessizlik satın alınabiliyordu ama parasız hiçbir şey olmadığı gibi sessizlik de olamıyordu. Tuhaf bir yerde durmak demekti onun için sessizlik.

Annesi ve babası küçükken ölmüştü. Yalnız büyümedi, çocuk yetiştirme yurtlarına da düşmedi. Dilsiz babaannesi büyüttü onu. Anne babası ölmeseydi de evin içinde hiçbir zaman konuşma sesi olmayacaktı. Annesi de babası da ailenin geri kalanları gibi dilsizdi, ondan farklı olarak. Bir tek konuşabilen oydu. Yine de konuşmayı çok geç öğrendi. Evin içinde sesini taklit edeceği kimse olmayınca sesleri taklit etmeyi ancak okula başladıktan sonra öğrendi.

Evinin içinde hiçbir zaman tam sessizlik yoktu. Konuşma ile anlaşmak mümkün olmadığından sağlam olan gözleri ve kulakları ile anlaşırlardı çoğu zaman. Bu da çok fazla ses demekti. Çok fazla ses ve çok fazla gölge oyunu… Diğer evlerdeki gürültü miktarını bir kabul edersek onun evindeki gürültü patırtı beşten kesin fazlaydı.

Child covering his ears with his hands.Çocukluğundan ergenliğine geçerken ona bakan babaannesini kaybedince tek başına kaldı. Sanırım yalnızlıkla sessizlik arasındaki fark onun hayatında tam bu zaman diliminde gerçekleşti. Çoğunlukla insanların baş edemedikleri duygu yalnızlıktı, sessizlik değildi. Yine de insanın bir ses bir nefese muhtaç olması cümlesi atasözü ise bunun altında mutlaka bir gerçeklik vardır. İlk başından beri evinde varlığı ve yokluğu bir nefes olunca ve nefes ortadan kalkınca o da alıştı yalnızlığına ama sessizlikle bir türlü baş edemiyordu.

Evde olduğu her an ya bir müzik, ya bir film ya televizyon ya radyo kesin açık olurdu. Odadan odaya geçerken ışıkları yakmazdı ama sesi yanında taşırdı. Sanki ses onun varlığının ispatı gibiydi. Kendine kendini hatırlattığı elindeki en önemli şeydi. Ses duvarlardan yankılanarak geri geldikçe evinin büyüklüğünü ve küçüklüğünü anlıyor, ses evin içinde dolaştıkça düşünmesi daha kolaylaşıyordu.

Çıt çıkarılmadan yapılan sınavlardan rahatsız oluyor, biri kalemini düşürdüğünde, hapşırdığında yani bir an için sessizlik bozulduğunda hep mutlu oluyordu. Uzun bir sessizlik haline tahammül etmesi mümkün değildi.

silenceYine de insan zaman içinde ruhsal arayışın içine girip kendince zorlu olanlarla baş etmeye kalkıyordu. Deliydi dünyadaki insanlar. Bizim karakterimizin de evi dünya olunca, oda sessizlikle ilgili bu hassasiyetinden kurtulmak derdindeydi. Uzak doğu dinlerine merak salıp, meditasyon, transandantal meditasyon, yoga ve Buda öğretisini öğrenmeye çalışması sanırım onun için ilerlemenin; geri kalan bizler için de eziyetin başıydı. Uzunca bir süre kendini Buda rahibi sandıktan sonra huzuru bulmak ve inzivaya çekilmek için Tibet’e doğru yola çıktı.  Dünyadaki herkesin bir şeyle öyle ya da böyle derdi vardı. Şimdi bir adam sessizliğe tahammül edemiyor diye Tibet’e kadar gidip sessizliğe tahammül etmeyi öğrenmeli miydi? Bize göre başından beri çok ileri gitmişti ama o ileri gitmenin ilerlemek olduğunu varsayıp Tibet’e doğru yola çıktı.

Uzunca bir süreyi Tibet’te geçirip aramızda döndükten sonra yüzünde mimikleri olmayan sessizliğini çok az bozan bir adama dönüşmüştü. Sanırım Tibet’te de sessizliğin ne olduğunu iyi anlayamamış sadece susmayı öğrenip dönmüştü. İnsanın kendi sesini çıkarmayınca ortalığın sessizliğe gömüldüğünü sanması nasıl Tibet öğretisi olurdu? Biz hiç anlam veremedik. Yine de fazla sesimizi yükseltmedik olan bitene.

Zaman içinde daha az görüştük. O sessizliği yalnızlık ve az konuşmak olarak anlamaya devam etti. Bir türlü her şeyin sesi olduğuna ve tam sessizliğin ancak sağırlıkta mümkün olduğuna, bu halde bile duymanın gerçekleştiğini ancak verinin işlenmediğini, anlayamıyordu. Biz yine anlatmadan ve üstelik herhangi bir şekilde onu yanlış anlamadan, sessizlikle ilgili durduğu yere saygı gösterdik.

earBunca zaman boyunca hiç birimiz aslında Sessizlik ile ilgili tek laf etmedik, tek tartışmaya girmedik. Ta ki bu sabaha kadar!  Bu sabah hepimizi evine toplayıp insanın tam sessizliğe ancak kırk beş dakika dayanabildiğini bir gazete haberinden okuyana kadar. Deliye dönmüş bir halde hepimize bunun doğru olup olmadığını sorduğunda bir an için büyük bir sessizlik oldu. Sanırım onunla birlikte geçirdiğimiz zamanların içinde ilk defa sessizliğin ne olduğunu ona anlatabilmek için sessiz kalmayı denedik hepimiz bir süre. Daha sonra arkadaşlarımdan bir tanesi sağırların sürekli halüsinasyon duyup duyamayacağını sordu.  O sessizlik anından sonra sağırlık ve tam sessizlik sanırım bizimkinin aklında tam olarak oturdu.

Hayatı boyunca yanlış anladığı sessizlik, suskunluk ve konuşmama hali en sonunda birbirinden ayrılmış, bizimkisi gazete gördüğü odada hayatının geri kalanını geçirmek üzere yola çıkmıştı.

Morrisse Eserese

Not: Hikayeye kaynaklık eden Gazete Haberi Linki (Hürriyet) : Dünyadaki en sessiz yere ne kadar dayanabilirsiniz?
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: