RSS

Etiket arşivi: sade

Shakespeare, Poe, Wagner, Sade ve Freud üstünden bir sıçrama…

Eyes, look your last!

Arms, take your last embrace!  and, lips, O you

The doors of breath, seal with a righteous kiss

A dateless bargain to engrossing death!

Come, bitter conduct, come, unsavoury guide!

Thou desperate pilot, now at once run on

The dashing rocks thy sea-sick weary bark!

Here’s to my love!  (drinks)

O true apothecary!

They drugs are quick.  Thus with a kiss I die.

Ey gözler, son kez bakın!

Ey kollar son kez kucaklayın!

Ve siz, ey dudaklar, nefes kapıları,

hakka uygun bir öpüşle mühürleyin

aç gözlülüğümle yaptığım bu süresiz anlaşmayı! 

Gel acı ilaç, gel ey tatsız kılavuz!

Ey umutsuz kaptan, deniz tutmuş şu yorgun tekneyi

yalçın kayalara bindiriver artık!

Sevgilimin şerefine!(içer)

Ey doğru sözlü eczacı!

Gerçekten çabuk etkiliyor ilaçların.

İşte ölüyorum, bir öpücükle…(Ölür)

 

01v/11/arve/G2582/016Sana güveniyorum… Sana inanıyorum… Zekâna hayranım. Haklı olman ne kadar önemli! Sana güveniyorum… Sana inanıyorum… Kalbin kırıldığında sığınacak liman aramak zorunda değilim. Sana inanıyorum. Sana güveniyorum. Silah sesi beni korkutmuyor. Tırnaklarım içi toprak dolu. Çok mezar kazdım ben kendim için. Sana inanıyorum… Sana güveniyorum. Hiç bir mezara giremedim daha. Toprak kabul etmedi… Sana güveniyorum. Bu sefer en çok arzuladığımı yapabilecek kadar kendini kudretli sayan kibri okudum gözünde. Sana inanıyorum Sana güveniyorum… Öldür beni!

romeo&juliet_3_lgKüstahça bir varoluşun sonuna ulaşmak da küstahlık gerektirir. Ne de olsa küstahlık var olma biçimlerinin en kutsanmış olanıdır. Tanrı dâhil bütün varlıklar yaşamak için küstahlaşır.Esirgemek ve bağışlamak gibi değerlerle kimse ilgilenmez. İlgilenmemelidir de. Yoksunluğunun içindeki tek varoluş ne de olsa büyüklüktür. İşlevsellik sonra gelir. Herhangi bir şeye diğerlerinden daha fazla sahip olduğunda toplumun şiddetle karşı çıktığı bir metafora dönüşür. İnsan; kullanmayı bilen bir devletsen mesela sana kapitalist der. Yönetmek için zenginliği paylaşmayı vadedip ardından oligarklar peydahlıyorsan muhtemelen sosyalizmi denemeye kalkmış bir devletsindir. Fabrika sahibiysen birey olarak hep topluma hem de devlete kazık atmışsındır demektir. İnsan kulp takmayı sever.Tabi bir de günah biriktirenler vardır. Bireysel olarak biriktirdiğin günah, diğerleri için; anlaşılmaz ve katlanılmaz bir cesaret örneğidir. Bu cesaret herkesin içinde olan bir var olma biçimi değildir. İçinde olmayanlar; öldürenleri bertaraf ederler çünkü ölmekten korkarlar. Zinayı bertaraf etmeye çalışırlar çünkü başkasının kendinden daha fazla seks yapmayı becerebilmesi kendi beceriksizliğini ortaya koyar.

sadeDiğer taraftan fazlalığı elde etmek için hırsla yoğrulanlar da vardır. Herhangi bir erke diğerlerinden daha fazla sahip olmak için elindeki her şeyi riske atıp kazananlar bu edindikleri fazlalıkların ederinin her gün yükselmesini ve bir daha aynı riske girmemeyi isterler. Bu noktada zalimin tanımı yapmak kolay olacaktır. Her zulüm görenin en sonunda zalime dönüşmesi işte bu yüzdendir psikiyatri kitaplarında.Birçok tarafıyla incelediğin topluma ve bireye herhangi bir iktidar penceresiyle bakmak ve ortaya çıkan okumaların temelde bireyin yaşam itkisi olduğunu söylemek mümkünse de din kitaplarının ve peri masallarının en büyük sihir diye ortaya koyduğu sevgi sanılanın aksine istisna değildir. Aşk ve tutku ile harmanlanmış bir sevgi hayat ve ölüm dâhil olmak üzere yaşadığın hayatın her anına ve her haline bedellenebildiği için akıl sağlığını yitirme noktasına en yakın olduğun ana seni mıhlar.Nasıl ki bir mıh bir atı, bir at bir süvariyi, bir süvari bir takımı, bir takım bir tugayı, bir tugay da bir orduyu kurtarabiliyorsa bu mıh da sana yaşama tutunma hakkını verir. Bu hakkı acı ile yorumluyorsa romantik bir Edgar Allan Poe, bu yaşam hakkını ölümle taçlandırıyorsa modern trajedinin babası Shakespeare’i bunu fantastik seks ögeleriyle taçlandırıyorsa Wagner ya da Sade’yi anmadan geçmek insanlık tarihini yüz üstü bırakmaya eş değerdir.

Peki bu cümleleri ne için kaleme aldım? İşin aslı Romeo’nun sözleri  “Thus with a kiss I die -İşte ölüyorum bir öpücükle – ” yukarıda anlattığım biçimleri ve bu biçimlerin algılarını temsil eden basit bir cümledir.Bu cümleye benim ya da sanat tarihçilerinin yüklediği anlam, bu cümlenin basit gerçekliğini yerle yeksan ederek hayranlık uyandıran bir ikona dönüşmesine neden olur. Bu da tasvir edilen güzelliğin içerdiği duygusal harmoniyi (Poe), ve tezahürü (Sade ya da Wagner)’i dışlarken Herodot’la bir başka forma dönüşen ilk çağ trajedisini farklı bir gözle algılamamızı sağlar.İşte bu basiretsiz ve kendi içinde sonsuz döngüye durmadan giren, bir girdabın içindeki her hareketi tanımlayan ve buna rağmen girdaba direnmeyen herkesin kara hortumlarında olduğu gibi fırtınanın merkezinde hiçbir şey olamamış gibi yaşama hakkı olduğunu sananlar için ve yine tüm dünya çocukları için;  modernizmin yanlış yönlenmesiyle ortaya çıkan abesin asbestli kafalara neler yapabileceğini anlatmak adına aşağıdaki örnek materyali paylaşmak isterim.

poe

“Sen ki özgürlük kadar güzelsin
Sevgi kadar özgür
O güzel başını uzat göklere
Gül güneşlere gül


Kırılma, küsme sen yine bir şiir yaz
Çok değil inan az kaldı az
Bu kadar erken susma biraz bekle
Ağlama, ağlama gül biraz.   “

*

wagnerYeniden tanımlama işine girenlerin en çok takıldıkları kendi sabitlerini tanımadığını ya da özümsemediğini sandığı bir cümleler bütüne paha biçmektir. Bu eder ister istemez kendine biçtiği bedelin ne kadar yukarıda olduğunu gösterir ki eğlence işte tam bu noktada başlar. Modern dünya hareketini yürütenler post modernlik akımı ile duvara çivilenmemiştir. Çok daha önce daha ilk başta trajedilerin çıkış noktası da bir nevi modern hareket koktuğundan ilk önce gülen insanı ağlatmak kişinin temel itkisini ortaya koyar. Temel itki yaklaşık olarak 100.000 yıldır kapalı gişedir tüm sahnelerde. Dünya sahnesinde aynı anda birden fazla oyunu oynayanlara modern psikiyatri nasıl kişilik bölünmesinin ilk hali olan paranoyayı yaftalarsa, kapalı gişe oynanan bu oyunda da her kapalı devre sistem gibi zalim ve zulüm gören sürekli yer değiştirir. Bir süre sonra “zulüm” algısı ortadan kalktığında ortaya çıkan ilişki içinde “haz ve akıl ve aitlik” barındırmadığından her gün pilav yeme etkisi görülür insan bünyesinde. Bu sıkıcı, yorucu üstelik seçenekleri ortadan kaldırdığı için demokratik olmayan bir iktidar dayatmasıdır. Bu iktidar dayatması bu döngüyü zorunlu gördüğü sürece hareket dairesel olacak lineer ilerleme gerçekleşemeyecektir.

*

freudEko fiziksel bir gerçeklik, eko ile irkilme tarihsel bilinen bir yanılgıdır. Üstünde durmadığın ya da yankılarıyla yaşamayı öğrendiğin hayat çoğunlukla karşılıklı konuşmayı ortadan kaldırır ekoyla. Söylediğin duyduğundur, duyduğun söylediğin. Bu noktada eko kişinin kendisiyle konuşmak için karşısındakinin var olmasına ihtiyacını açıklar. Eko eksikliğinden kaynaklanan ses yetmezliği için insan karşında başka bir insan ister. Tabii ego fazlalığı ve eko eksikliği bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo sizi bir hayli güldürecektir.Söylenen ve duyulanın aynı olduğu bir diyalogdaki egoyu bastırmaya çalıştıkça kendi üstünüzde baskı hissedersiniz. Sonrasında kendinizin bile tepki veremeyeceği kadar yükselerek arşa değen egonuz ekonun duyumsal özelliklerini ortadan kaldırır. Yani artık egonuz ekonuz olmuştur, ekonuz egonuz.Ten için cazibeli bulduğunuzun teri kokar. Tuvalette uzun sıçar, sifonu çekmez, eline fırçayı alıp bok artıklarını hela taşından kazımaz. Her şeyi siz yaparsınız. Karşı taraf sizi düpedüz kullanıyordur. İşte bu cümlelerle başlayan gaza gelme hali ekonun egoya dönüşümünü en kolay açıklayacak olan hikâye girizgâhıdır. Bu noktada yükselerek başınızın arşa değmesi için yapılacak tek şey yine yeniden modernizmin yanlış okuması olacaktır.

“Yeni tanıştık belki de

 Ama kim bilir belki de hep vardın

 Eşlik ediyordun sessiz ve sinsice belki de

 Şimdi şimdi anlıyorum kurnazca ayırdın beni belki de

 Lime lime savurdun sevdiklerimi belki de

 Yalnızlığım yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin

 Yalnızlığım kanımsın canımsın sen benim çaresizliğimsin

 Yalnızlığım bugünüm yarınım sen benim hüzünlerimsin

 Yalnızlığım tek bilebildiğim sen benim vazgeçilmezimsin” 

 

 Morrisse Eserese

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Makası verin üçüncü ayağınıza! Sormayın artık fotoğraf nereden kesilir ne halt edilir!

Bir sabah yataktan kalktığında kasıklarının altında ve verimli topraklarının hemen yanı başında bir ateş hissetti kadın. Mevsimlerden yazdı. Havanın sıcaklığı sanki apış arasındaki ateşe güneşin ayak uydurması gibi geldi bir an.

Ne yapacağını bilmiyordu. Bir zamanlar okulda sınıf arkadaşı porno dergi getirdiğinde içine işleyen ateş sanki bu sefer harekete geçip içinin ta derinliklerinden çıktı. İlk önce yavaşça bütün vücudunun ateşini yükseltti. Sadece ve sadece teninin hararetini yükseltseydi içinin ateşi, yüzünden okunacak şekilde yanaklarını ala çalmasaydı belki normal zamanda yaptıklarını yapardı kadın. Her zaman giydiği gibi mayosunu giyerdi. Sırtına havlusunu alıp deniz kenarında alırdı soluğu.

Bugünün diğer günlerden farkı sadece yataktan büyük bir ateşle uyanmasıydı. Eğer mayoyu giymeye çalışsa belki kasık tüylerinden birini mayoya sıkıştırırdı. Acı ile haz arasındaki o ince çizgi o sabah geçilirdi. Hatta o ateşi söndürecek bir yol bulmak için vücudunun bütün hareketlerini kontrol etmekten vazgeçer, kızışmış dişi köpeğin ruh haliyle bütün erkek köpeklere kuyruk sallardı.

Doğada olan bu hal insanlar arasında olunca nasıl olsa doğal karşılanırdı. Yine de bütün gün bu ateşin geçmeyeceğini, ateşin ferinin yüzünden anlaşılacağını sanarak o gün normal kılıkta çıkmak istemedi dışarı. Hoşlanmadığı ama peşinden ayrılmayan o çocuk gelirse hayır diyememekten korkardı.

O çocuğun fikri aklına düşünce içindeki ateş daha da arttı. Yanakları artık aldan daha al ateşi alevden daha alevdi. Elleri yavaşça bacak arasına dokunduğunda kendi ıslaklığının ateşi söndürmek yerine tıpkı petrol gibi ateşi daha da harlattığını fark etti. Elini çekmeye çalıştı hızlıca. O ne kadar hızlı bu işi görmeye çalışsa da eli bir türlü ona itaat etmiyordu. Yavaşça yerini aldı eli bedeninin yanında.

Hızlıca bir çare düşündü. Belki üst üste kıyafetler giyse, belki kendi güzelliğini ve ateşini kendinden saklasa bu hal onu terk ederdi. Yazın sıcağında o kadar kıyafeti üst üste giyinmek onun terletmiş, terlemek az da olsa onun ateşini düşürmüştü. Yalnız şimdi de teri kokuyordu kendine. Dışarı terinin kokusu çıkmasın diye bir kat daha giydi üstüne.

irNAnnesini el kadar bikini ile babasını avuç içi kadar bir şortla kahvaltı masasında oturur buldu mutfakta. Gözlerini bir an olsun yukarı kaldırmadan hızlıca kahvaltı yaptı. Annesi halinin ne olduğunu hasta olup olmadığı sordu. Cevap veremedi. Babası gül yüzünden bir buse istedi. Yüzünü daha sıkı örttü. İlk başlarda içinde olan ateş artmış fakat yaktığı yer değişmişti. Utanıyordu galiba.

Yiyemediği yemeğe devam edemedi. Hızlıca kendini dışarı attı. Üstüne başına herkesin tuhaf baktığını fark ettikçe içindeki utancı bastırmak ve içinde sabahtan beri sönmeyen ateşi söndürmek için hızlıca deniz kenarına attı kendini.

-İşte 1971 yılında İran’ın deniz kenarı şehirlerinden birinde bu fotoğrafı çektiğimde ben sanırdım ki çıplaklığa düzülen çeşit çeşit güzellemeye muhalefet etmek için çekmiştim bu fotoğrafı. Meğer insanların içinin ateşi önce kendilerine sonra etraflarına zarar verirmiş. Bir anı fotoğrafla ölümsüzleştirirken neyi ölümsüzleştirdiğimi hiç anlamamışım. Özür dilerim.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: