RSS

Etiket arşivi: ter kokusu

Makası verin üçüncü ayağınıza! Sormayın artık fotoğraf nereden kesilir ne halt edilir!

Bir sabah yataktan kalktığında kasıklarının altında ve verimli topraklarının hemen yanı başında bir ateş hissetti kadın. Mevsimlerden yazdı. Havanın sıcaklığı sanki apış arasındaki ateşe güneşin ayak uydurması gibi geldi bir an.

Ne yapacağını bilmiyordu. Bir zamanlar okulda sınıf arkadaşı porno dergi getirdiğinde içine işleyen ateş sanki bu sefer harekete geçip içinin ta derinliklerinden çıktı. İlk önce yavaşça bütün vücudunun ateşini yükseltti. Sadece ve sadece teninin hararetini yükseltseydi içinin ateşi, yüzünden okunacak şekilde yanaklarını ala çalmasaydı belki normal zamanda yaptıklarını yapardı kadın. Her zaman giydiği gibi mayosunu giyerdi. Sırtına havlusunu alıp deniz kenarında alırdı soluğu.

Bugünün diğer günlerden farkı sadece yataktan büyük bir ateşle uyanmasıydı. Eğer mayoyu giymeye çalışsa belki kasık tüylerinden birini mayoya sıkıştırırdı. Acı ile haz arasındaki o ince çizgi o sabah geçilirdi. Hatta o ateşi söndürecek bir yol bulmak için vücudunun bütün hareketlerini kontrol etmekten vazgeçer, kızışmış dişi köpeğin ruh haliyle bütün erkek köpeklere kuyruk sallardı.

Doğada olan bu hal insanlar arasında olunca nasıl olsa doğal karşılanırdı. Yine de bütün gün bu ateşin geçmeyeceğini, ateşin ferinin yüzünden anlaşılacağını sanarak o gün normal kılıkta çıkmak istemedi dışarı. Hoşlanmadığı ama peşinden ayrılmayan o çocuk gelirse hayır diyememekten korkardı.

O çocuğun fikri aklına düşünce içindeki ateş daha da arttı. Yanakları artık aldan daha al ateşi alevden daha alevdi. Elleri yavaşça bacak arasına dokunduğunda kendi ıslaklığının ateşi söndürmek yerine tıpkı petrol gibi ateşi daha da harlattığını fark etti. Elini çekmeye çalıştı hızlıca. O ne kadar hızlı bu işi görmeye çalışsa da eli bir türlü ona itaat etmiyordu. Yavaşça yerini aldı eli bedeninin yanında.

Hızlıca bir çare düşündü. Belki üst üste kıyafetler giyse, belki kendi güzelliğini ve ateşini kendinden saklasa bu hal onu terk ederdi. Yazın sıcağında o kadar kıyafeti üst üste giyinmek onun terletmiş, terlemek az da olsa onun ateşini düşürmüştü. Yalnız şimdi de teri kokuyordu kendine. Dışarı terinin kokusu çıkmasın diye bir kat daha giydi üstüne.

irNAnnesini el kadar bikini ile babasını avuç içi kadar bir şortla kahvaltı masasında oturur buldu mutfakta. Gözlerini bir an olsun yukarı kaldırmadan hızlıca kahvaltı yaptı. Annesi halinin ne olduğunu hasta olup olmadığı sordu. Cevap veremedi. Babası gül yüzünden bir buse istedi. Yüzünü daha sıkı örttü. İlk başlarda içinde olan ateş artmış fakat yaktığı yer değişmişti. Utanıyordu galiba.

Yiyemediği yemeğe devam edemedi. Hızlıca kendini dışarı attı. Üstüne başına herkesin tuhaf baktığını fark ettikçe içindeki utancı bastırmak ve içinde sabahtan beri sönmeyen ateşi söndürmek için hızlıca deniz kenarına attı kendini.

-İşte 1971 yılında İran’ın deniz kenarı şehirlerinden birinde bu fotoğrafı çektiğimde ben sanırdım ki çıplaklığa düzülen çeşit çeşit güzellemeye muhalefet etmek için çekmiştim bu fotoğrafı. Meğer insanların içinin ateşi önce kendilerine sonra etraflarına zarar verirmiş. Bir anı fotoğrafla ölümsüzleştirirken neyi ölümsüzleştirdiğimi hiç anlamamışım. Özür dilerim.

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bölüm 1 Tüy-telek

Bölüm 1 Tüy-telek

bakterilerini etrafına saçarak yaşıyor, bunu çevrenize yayılan kokudan anlıyorsunuz. radyasyon gibi bir şey. gideli uzun zaman olsa da koku sayaçlarım titreşimler alıyor. cüssesi çok büyük ve siyah. tarih öncesinden kalma bir yaratık gibi. yok ne korkcam. ama komodo ejderi gibi bişey bu hacı. ısırığı acıtmıyo ama bakterilerini dişlediği etinden vücuduna yayarak bir kaç gün ölmeni izliyo. sonra gözlerini kapatmadan seni öperek güzel sözlerle yiyor adamım. neyse hızla uzaklaştım o sandalyeden.

tahmin ettiğimden zor bir gündü. hava güneşliydi ama yine gittim evine. kapıyı açtı. yarım kalan resmimi sordum. sattım dedi. neden sattın dedim. alıcısı çıktı sattım dedi. kaç paraya sattın dedim. ancak boya masraflarını karşıladı dedi. aslında sattığına sevindim. günlerdir o resim için tasarladığım kuş tüyünü arıyorum. iki kuş ölüsü gördüm. biri rüzgarı parkta yürütürken maki benzeri bir bitkinin altında kedilerce katledilmiş güvercin, diğeri işyerinin karşısında pasajların arasındaki ağacın altında yatan garip bir kuş. saka kuşu gibi tüyleri alacalı. peki neden almadın tüylerini. bakterilerden hep onlardan. pis. mikrop. bulaşıcı hastalık. yaşlandıkça hastalık korkusunun artması gibi bir şey. karton kutu parçası üzerine suluboya. tabloda her nasılsa kuş oluştu. tepedeki yırtığın altında. yırtığı tıpkı bir güneş gibi göstermek için biraz burhan doğançay tarzı uyguladım. diğer küçük yırtıklarla yuvarladım. kuş bu yırtığın tam altında uçuyordu. kanadı yırtık güneşi kapatsın istedim. üç boyut gelsin diye de, biraz da artislik olsun diye buna tüy bulacağım dedim. tamam dedi koy oraya. tüyü bul, sonra gelince tamamlarsın. tamam dedim.

tüyü o bulmuşmuş da, takmışmış, koyu koyu boyalarla baldırını boyayıp uçurmuşmuş tablomu. piç. ama sevindim. bu gözlerim beni çekemediğini, üstünlüğümü kıskandığını bir kez daha gördü onun. bu kulaklarım duydu. duymadı aslında ne duyacak ki. bu götüm. hepsini uydurdu.

sokağa çıktım. nefes aldım. cigaradan çekilen duman gibi derin bir nefes. salmadım bayırdan aşağı inene kadar. yukardan aldığım nefesi aşağıda saldım. taşıdım bakterileri mikropları kentin çukuruna hep.

sonra gel dedi. çıplak kadınlar var. seni öpmek istiyorlar. olmaz dedim ben evliyim. öpmem kadınları. gel benim kıçımı öp dedi. onu sormam lazım dedim. çok güldü. ben de güldüm. sen de gülsene. piç

gel oğlan git oğlan. şarap kırmızı, bira sarı, rakı beyaz, absent yeşil. ispirto da mavi. ne çok rengini içtik bu dünyanın. oluk oluk kant aktı. ruhsuz piç. bilimsel bir şey değil bu kesinlikle dedi. Demiş ben doğmadan yıllar önce. ama var işte her birinin ruhu var. şarabın var romantik bişey oluyosun. pis bakterili ağzında bir dal gül. sevişmek için her tür köleliğe hazır. küçük çükünü derin çukurlara yuvarlama ruhu. biranın var. şişman uysal bir kedi gibi. tüm gün uyuyup ölmeyi bekliyosun. zararı yok bekle. rakının var. onu zaten biliyosun. kanat kaslarını şişiriyor durduk yere. diz çökmüş çıplak bacaklarının önüne, böyle dalgalı uzun sarı saçlarından kavramışsın bir elinle. o çalışıyor önünde, sen herşeye hakimsin. roma kralı gibi, olana da olasılığına da hakimsin. var oğlu var işte. mavinin, kırmızının, sarının, tavşanın, akrabai taallukatın her birinin ruhu var.

ben diyorum bunları kovalayalım. sen diyorsun kıçın açıkta kalmış. kalmadı ben bıraktım.

bu kadınlar dediği de balıklarmış. akvaryumda renk renk. tanıdığı en seksi kadınların isimlerini koymuş zavallılara. sen bunları sikmek için mi besliyon dedim. yok yemek için dedi. iğrençsin dedim. ne kadar et çıkacak bunlardan. para vereyim git tepeciğe et lazımsa dedim. çakma sarışın et pazarı.

( Yazan: Dionosfer Henry, Görsel: İbrahim Çallı – Ada’da Sandal Sefası)

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: