RSS

Etiket arşivi: Terzi

Köy Meydanındaki Terzi Muhittin Heykelinin Hikayesi

tailor_1xTerziydi bizimkisi. Yüzden fazla iş yaptıktan sonra çocukluktan kalma bilgilerini kullanarak para kazanma derdine düşmüştü yine. Neye el attıysa bugüne kadar hiç birinde dikiş tutturamamıştı. Ya erken girmişti, erken başlamıştı işlere ya da geç kalmıştı. Hiçbir zaman hiçbir işte başarı nedir tadamamıştı.

Çocukluktan beri tasarım yapmayı, renkli kumaşları, kadınları ve pek tabi özellikle çıplak kadınları severdi.  Kadınlarla çalışmak isterdi. Tabii bir de çalışacağı işte başarısız olacak olsa bile gönlünü eğlendirmeyi de isterdi. Ne birikmiş üç beş kuruş parası ne de babasının ona güveni vardı. Yapacak çok fazla şeyi yoktu. Mecbur bir bankadan kredi çekti.

Bankalar iş batıran adamları severdi. Bilirlerdi böyle adamlar eninde sonunda bankaya çalışırdı. Ne kadar kazanırsa kazansın, en sonunda faizlerini ve borçlarını ödemek için bankaya koşmak zorundaydı.

Aklınca hızlıca para kazanıp bu işlerden sıyrılmak istese de oyunun kurgusu ölçüsüzce para harcayan biri için daha ilk başından belliydi. Batacaktı.

Hayatında hiçbir işi düzenli yapmamıştı. Adabı muaşeretten nasibini almamıştı. Herkese istediği gibi davranmayı kendinde hak görür, sonrasında da ortaya çıkan durumla baş etmek yerine bir köşeye kıvrılıp uyumayı ya da meyhane masalarında alkolün ardına sığınıp gözyaşı dökerek özre benzer cümlecikler kurmayı tercih ederdi. Hayatı; kendisi ve etrafındakiler için ölçüsüzce zorlaştığının farkında değildi.

Yaşamak aslında ölçü ile bağ kurmak gerektirirdi. Sınırlar yani ölçü içinde her şeyi yapmak ve her şeyden kaçmak mümkün ve kolaydı. Yalnız sınırların dışında ölçüyü kaçırarak bir iş gördüğünde durum değişirdi. Bu sefer geçtiğin sınır, aştığın ya da altında kaldığın ölçü seni canından bezdirebilirdi. Hatta yaşamı katlanılmaz kılardı.

Bizim yeni terzimizin haberi olsa da görmezden geldiği bu durum defalarca başına gelmiş ancak hiç birinden, dünyada tek başına yaşamadığı ve karşı taraf için bir ölçünün bulunduğu savını çıkaramamıştı. Kendi olmakla övünen adam, karşı tarafın kendisi olmasına izin vermediğini, hatta karşı tarafın kendinden hızla uzaklaşmaya başladığını, hiçbir zaman fark etmezdi.

Zaten sonuçlar dışında bir şeyle pek de ilgilenmezdi. Batmadığı sürece batmamıştı, korkulacak bir şey yoktu. Aşığı onu terk etmediği sürece yalnız değildi. Yalnızlıkla ilgili düşüncelere ihtiyacı yoktu. Kısaca başına gelenin ayak seslerini görmezden gelip başına gelince işin içinden çıkamamak onun hayatta deneyimleyip, buna rağmen hiçbir şey öğrenemediği, yegâne istikrarlı işiydi.

Terzilik işinin aslı ölçüp biçmek olunca babası da etrafındaki diğer insanlar da bir an için umutla dolmuştu. Bunca zaman boyunca hayatın öğrettiğine direnmişti ama bu sefer belki mezura kullanmak, kumaşı doğru şekilde işlemek için defalarca ölçmek zorunda kalmak belki ona bir şeyleri doğru yapmayı öğretirdi. İnsanlar ne kadar kolay umut eder hale dönüyorlardı!

olcuTerzihaneyi ilk açtığı andan itibaren ölçüp biçme işlerinden anlayan bir çırak tuttu kendine. Bütün kesme biçme işlerini yapmak için de eli maharetli bir başka çırak aldı yanına. Tek yaptığı mezurayı nazikçe kendisine gelip üst baş diktirmek isteyen kadınların göğüs çevresinde, karın çevresinde, baldır çevresinde dolayarak ölçüm yapmaktı. Derdi de zaten bütün kadınların normalde asla başka bir adama göstermeyeceği hallerini yakından hatta bir nefesi paylaşarak görmek ve bu görüntülerden haz almaktı.

Hayatı oldum bittim sonsuz bir haz algısı üstüne kuruluydu. Şimdi ilk defa yaptığı işten büyük haz da alıyordu. Her gün farklı bir tenden farklı bir terden etkileniyordu. Etrafında olan biten başka hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Sadece kadınların ne konuşmak istedikleri konusunda bilgi sahibi olmak için uğraşıp didiniyordu.

Arada bir taşa çarptığı da oluyordu gerçi. Çok beğendiği bir kadın hayatın diğer anlamlarından bahsederdi ya da baştan savma işleri için onunla kavga ederdi. Yine de sonun başında olduğunun farkında değildi. Ödemediği bir sürü borcu nedeniyle kimse kumaş vermez olmuştu ona. Sonrasında kesip biçme işini de ölçüleri not etme işini de çıraklara bıraktığından, yarım yamalak bitirilen işlerden para da alamaz olmuştu. Zaman için kimsenin bedenin etrafına mezura bile dolayamaz hale gelmişti.

Sonunda yüz birinci işinden hatta kendi zevklerinin tamamından olmuştu. Hayatta her şey bir ölçü yani bir bedeldi. Kimi bedellerin parasını ödeyip geçebilirdiniz ancak insanların yani ederi olmayanların bedelleri olmazdı. Yalnızca onları kaybetmenin ve sonunda kendini kaybetmenin bir bedeli olabilirdi. Ona da çağımızda söylenen yegâne tanım da ölçüsüzlüktü.

artistik çizim siluetiÖğrenir miydi bizim terzi, sanırım onun hayatı tıpkı aidiyeti gibi öğrenmenin, geliştirmenin, savaşmanın, üretmenin ve en önemlisi bu hallerle ile uğraşanların karşısında saygı göstermenin üstüne kurulu değildi. Gerekli miydi bu işler? Bilmem ye kürküm ye diye takım elbise giyip dolanmıyorsa ortalıkta, kendine saygı gösterilmesini istemiyorsa ya da herhangi bir işe başlamayı değil aynı zaman da bitirmeyi de öğrenmek istemiyorsa önemli olmayabilirdi ölçü onun hayatında.

İnsan her şeyi ister ancak başkasının da işin içinde olduğu hayatta bedel ödemezse, saygı duymazsa, biraz da çalışmazsa sadece ölçüsüzce isteyen biri olmaktan farklı algılanmazdı. Sonunda onunda lakabı bu kaldı dost meclislerinde. “Ölçüsüz”

Bildiği bilmediği herkes onu ölçüsüz diye çağırsa da insanların dinamikleri karşı tarafı anlama üstüne kurulu değil ve kendi güdülerini ortak bir sesle gerçekleştirmek üstüne kuruluydu. Ölçüsüzlüğü sonrasındaki hiçbir tavrı artık ona masumiyetini geri vermiyordu. Kaybettiği masumiyet gözlerinden kayıp gidince de ölçüsüzlüğü zaman içinde insanlar için mide bulandırıcı ve uzak durulması gereken bir hale geldi.

Sınırlar koydular önce. Tavır koydular. Yine de sınır da ölçü de bilmeye niyeti olmadığını bildiklerinden sessizce mezarına doğru giden yolun önünden çekilmeye başladılar. Varlığına tahammül etmekte zorlananlar nasıl olsa yokluğuna alışırlardı.

Yalnızlık ve ölçüsüzlük birleşince ve gece geç inince, sabah erken olmayınca çok yoruldu bütün zamanlarda. O kadar yoruldu ki bir şey yapmadan kalbi artık atmaktan vazgeçti.

Bir zaman sonra uygun bulunan dini bir ritüel uydurulup şanına yakışır bir adama yapılması gereken en muzır şeyi yaptı geride kalanlar da. Hayatta hiç durmadığı gibi ölçüleri kendisine tam uygun dik bir mezara gömdüler onu. Taşmamayı da taşmayı da mezarında öğrenirler sandılar ama insanların kabul etmediğini doğa kabul eder miydi? Daha ilk yağmurda toprak bağrından söküp köy meydanın ortasına bıraktı cesedini.

İşte bu karşımızda esas duruşta dikilen heykelin hikâyesi bu! Ölçü ve ölçüsüzlük sadece lafın gelişi…

 

 

Morrisse Eserese

2012-03-27

 

 

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: