RSS

Etiket arşivi: Türkiye

Yeni Yılın İlerleyen Günleri arasında

donmuş kadınÖnce kandırılan kadınları düşündüm. Sabah sabah bunu düşünmek iyi gelmedi. Tarih boyunca erkeklerin altına yatan kadınlar sayesinde soyun devam ettiğini görmek daha da sıktı canımı.  Geçer dedim sonra. Soğuk gibi bu da mevsimlik! İçimi ısıtacak birkaç haber bakındım. Zamlar içimin dışıma en yakın noktasını zonklattı. Her an hemoroit adına kararlar verebilir, lazer cerrahisi ile bu dertlerimden kurtulabilirdim. Üstelik yürüyerek girdiğim klinikten yürüyerek çıkabilirdim. Tabii bu noktada doktorun dairesel dönüş halindeki bedenim ve morfin arasındaki korelasyondan para kazanacağını sanıyor olması gerekirdi. Bir hemoroit müdahalesine ancak yirmi günlük morfin dozlarını tek seferde verebilir yani 400 günlük dozu 20 günde bana zerk ederse mümkün olabilirdi. Bu nokta beygir bayıltan olarak çoktan tıp literatürüne girmişti ne de olsa.

holly lightHolly Light için yalvardım Yaratana. Yaradana olarak uluduğumdan yanımdaki yarı farsça bilen yarı Türkçe bilen arkadaşım kelimeyi böldü ikiye. “Yara” olarak alıp ilk kelimeyi acıttı canımı. Dana olarak alıp ikinci kelimeyi daha da acıtacaktı canımı ya Nedim’i çok severmiş saray şairlerinden. Birinci mısrada gömer, ikinci mısrada diriltilmiş adına naat düzdüklerini. “Göz” demekmiş “dana” Farsçada. Oldu mu şimdi “Yaratan” diyerek ululadığın basit bir “yara gözlemcisi.” İnsanların yaralarını gözetleyenlere “Tanrı” diyorlarmış. Aydınlandım. 700-800 yıl öncesi Avrupa’ya çevirdim yüzümü.

Genellikle Türkiye’den bahsederken Avrupa ve Amerika’nın  75 yıl gerisinden geldiğimiz rivayet edilir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Çakma Aydınları da bunun böyle olmadığını I PHONE 5 ile birlikte ispatlayıp aramızda  teknoloji üretiminden kaynaklanan üretim planlamaları nedeniyle 6 Ay olduğunu bunun da “normal” kabul edilebileceğini söyler. Ne muamma. Kadına seçme seçilme hakkı 1936 yılında verildi ama 20 yüzyılın hangi tarihinde çıplaklığı elinden alındı bilmiyorum. Tekerrürü bilmem ama “Ahlak” her daim memleket!

arda2Dedim ya iyi bir fotoğraf istedim Holly Light’tan  bana “şehrine bak” dedi.  Kutsal Işık tayfına ayrılmıştı benim şehrimde. Bir başka şehirde bu kare taşlanmaya bedelken benim şehrimde bu kare az da olsa olağandı deniz kenarında. Kadifekale’de de normal olduğu sanılırdı ya da Limontepe’de veya Egekent’te. Değildi. Evka 3’te de değildi. Aliağa’da da. Menemen’de de. Foça burnunu biraz çıkardığından yırtardı. Kadın hep ağlardı bu fotoğraflarda. Gökyüzünden akardı yaşı. Fark edilmezdi. Sadece saf ve temiz kimi zaman kutsaldı o yağan. Hiç kadın yaşı olmadı. Sonra anladım ben de. Geride kalmak size gelen çıktıların Avrupa ya da Amerika ile arasındaki zaman farkı ile ilgili değil. Bugün laf çaktığınız ve dünyanın kontrolünü elinde tuttuğuna inandığınız o ırk hani şu lanetlenmiş ırk… Yahudi dölleri… O döllerin hiç bir önemi yok ve hakaret kabul etmiyorlar bu tanımlamayı. Nedeni basit aslında. Ata değil, Anaerkil onlar. Nazım’ın kadınları Orhan Veli’nin kadınları, 7 Kocalı Hürmüz, Saraydaki Hürrem, Asmalı Konaktaki Sümbül bütün kadınlar onlarda. Basit, nizami, pratik.

kanayanNe zaman sokak lambasının altında oturan bir çift görsem, İrlandalı değil Anadolu bağırlı olduğum aklıma geliyor.  Hiçbir ebemkuşağı altında “zenginlik” aramıyorum normal olarak.  Müjde Ar’ın başrolünü oynadığı bir filmle “ebemin kuşağının altından geçerek cinsiyet değiştirebiliyorum ben bu iklimde. Neyin kafasını yaşıyorum belli değil. Belli ki geçiş iklimlerinde ne Paris’in fracalasını yiyebiliyorum ne Şam’ın şekerini. Yine de francala arası şambali kadar naif duruyorum şu hayatta. Darısı başınıza.

Birkaç yüzyıl geriden de gelsem, hatta içim acısa kanasa yandaki resimdeki gibi yine de yüzümü çeviremiyorum bu saçı başı aklı kıçı biribirine karışmış iklimden, topraktan. Belki de başka bir dil bilmediğimden ya da bir başka dilin doğuşuna ve doğusuna tanık olmak mümkün olmadığından. Kim bilir algı bir gün hem doğu hem batı hem kadın hem erkek hem insan hem hayvan için düzelir bu topraklarda. Ama önce DTO ve BTU aynı anda!

Görseller:

1. Fotoğraf : Hasan Erdemir, Stockholm

1. Resim: Holly Light- Hasan Erdemir

2. Fotoğraf: Arda Yavuz, İzmir

2. Resim: Kanayan- Hasan Erdemir 

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Suriye Türkiye Karşılaşması Kale Arkası Tribünü İzlenimleri…

Öncelikle hepiniz derin ve rahat bir nefes alın. Dün gece geç saatlerde Pentagon’dan adını vermek istemeyen yetkilinin yaptığı açıklamaya göre ortada şiddetlenecek herhangi bir çatışma durumu söz konusu değil. Bir başka kelime dizisiyle durumu açıklamak gerekirse Amerika Birleşik Devletleri aşağı yukarı şunu söyledi.

“Bölgede benim de içinde aktif rol oynadığım üstü kapalı bir savaş var. Amerika Birleşik Devletleri olarak dış siyasetten yaklaşan seçimler nedeniyle elimizi ayağımızı çekiyoruz bu aralar. Suriye’de yeni bir cepheye asker göndermeye kalkarsam Obama olarak seçmenleri ikna etmem mümkün değil. Dolayısıyla hiç savaşa girecek havamda değilim. Kuvvetli müttefik vurgusu yaparak Suriye’nin karşında olduğumu söyledim, savaş beklemediğim için Nato ve Amerikan Üslerinde güvenlik seviyesi yükseltmediğimi söyledim. Rusya ve İran zaten Suriye’ye destek veriyor olsa bile iki Müslüman ülkeyi karşı karşıya getirecek ılımlı savaş zemini ancak 2 yıl içinde oluşacak. Bu tip haberlerle beni yormayın, bu arada Türkiye’yi de ekonomik olarak tekrar bağlı hale getirin.

Irak’ın Kuzeyindeki Kürtlere Türkiye ile ilgili verdiğim vaatler geri teperse, adamlar Suriye’deki Kürtleri örgütlemek için zemin bulurlar. O kadar büyük bir devlet zaten benim işime de gelmez. Bu yüzden oturun oturduğunuz yere, bu ekonomik krize bağlı zenginleşme bir süre daha devam etsin.”

Metni farklı şekilde okumak da mümkün ama bu şekilde okumanın daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum.

Bu yüzden; değişen ders kitabı içerikleri, domino etkisi halinde ortalama %10 ile %15 arası gelen zamlar, değişen dış ve iç politika, anayasa delinmeleri ve düzenlemeleri, devletin sırtına kambur gibi alınmaya devam eden işi olmayan memurlar, 5199 ile Kürtaj yasası gibi ikinci defa bireysel özgürlüklere saldıran bir hükümeti, yaklaşmakta olan büyük savaş projelerini görmezden gelerek halkımız aşağıda sıraladığım bir takım işleri yapmakta özgürdür.

  1. “Kuzey- Güney cephesinde ne olduğuna dair Muhteşem Yüzyıl içerikleri ile Pis Yedilinin önlenemez yükselişi arasındaki korelasyon eğrisi Yalan Dünyanın neresinden geçmektedir” başlıklı panelin katılımcısı olmak.

  2. 4A 1F şeklinde Ercan Saatçi kişisinin özetlediği Fener bahçe, Aykut Kocaman, Aziz Yıldırım ve Alex konularını içeren tekerleme yarışmasına katılımcı olmak.

  3. Fatih Terim’in aslanları ve Çarşının yeni karşı olduğu işler hakkında ayrıntılı istişare uykusuna yatmak.

  4. 2 yıl aradan sonra nihayet Wikileads belgelerini okumayı bitiren Ana Muhalefet Partisi Liderinin Teskere ve Suriye hakkında herhangi bit yeniği arayışına 2023 yılı gündeminde  “Biz biliyorduk” olarak sonuçlanan konuşma ile topa girmesi ve Sosyalist Enternasyonalden muhalefetsizlik ödülü alışı

  5. Su altı tünelleri, 35’e 35 proje gibi İzmir başlıklı karşılıklı aşık atışması: Aşıklar Yılmaz Özdil ve Binali Yıldırım, yer Güzelyalı Ümit Besen Evlendirme Dairesi.

  6. Sosyal Medya üzerinden Bihter takıları ve takıntıları üstünden moda içerikli bir kavga çıkarmak

  7. Gazete içeriklerinden “gerçek cümleleri arama kurtarma çalışmaları” ve etki altında kalmadan ve takipçi olmadan fikir üretebilmek ile ilgili Sağlık Bakanlığının açtığı kurslara katılmak.

  8. Dinden, Devletin, Güvenliğinden, Sosyal Hayatın, Berkant’ın, Neşet Ertaş’ın ya da 19 yıl önce ölen eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın na’şından, İmam Hatiplerden… Gündem değiştirmek ya da eski hesaplaşma günleri için yeni dava konuları çıkarmak.

  9.  Kentsel Dönüşümle insanların akıllarını fikirlerini ve inançlarını da dönüştürmeye niyetlenen yerel yönetimler ve 2013 yerel seçimi öncesi Kaldırım Taşı sökme ve değiştirme olimpiyatları başvuru formunu doldurmak

  10. Monopoly oynarken bile kaybeden olmak.

Gaza gelmeyin, nasılsa yakında gaza geleceklerdir. Sağduyunuzu kaybedin zaten yakında ihtiyacınız olmayacak. Herkesin işine burnunuzu sokun başka türlü burnunuzun sürekli neden bokta olduğunun önemi kalmayacaktır. Unutmayın; Türkiye’de yaşayan herkes her şeyi çok çabuk unutur ve yerine anlatılan her hikayeyi “gerçek” zannederek tepkilerini anlatılan hikayeye göre yeniden şekillendirir.

Yaşasın Hafızadan nasibini almamış, politikaları dengesiz, 2023 yılını ne için hedef tuttuğunu bilmeyen ve hedefleri belli olmayan yarı otokratik, ileri demokrasi iklimli Türkiye!

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kahvaltı Masasında gelen Azeri Telefon

Sabah kalktığımızda acıktığımızı hissettik. O gün bir arkadaşımızın evinde kalıyorduk. Her sabah hissettiğimiz açlığın bitmesi için ev sahibinin uyanması,  onun da tıpkı bizim gibi acıkmış olması gerekirdi. Aksi halde herhangi bir şey yemek bizim için mümkün değildi. Bir süre evin içinde dolaştık. Sonra masanın üstündeki kahveyi gördük. Bir an için ne kadar mutlu olduğumuzun tasviri mümkün değildi. Mutluluğumuzun nedeni kahveyi bulmamız değildi. Kahvenin yanındaki şeker okkası doluydu! Kahve yapıp içine şeker katarak bir süre de olsa açlığımızı hafifletebilirdik. Belki de o zamana kadar ev sahibi uyanır, bizler de açlığımızdan kurtulabilirdik.

Ev sahibi uykudan uyandığında pek bir suratsız pek bir keyifsizdi. Belki de uyandığında evin yanında kurulan pazardan yiyecek bir şeyler almış olmamızı bir de kahvaltıyı hazırlamamızı beklerdi bizden. O bize evini açmıştı biz de ona kahvaltı hazırlayabilirdik. Evin sahibinin ne düşündüğünü kestirme gayretindeydik.

Ev sahibinin bilmediği,  bizim bu ülkeye yeni gelmiş olduğumuzdu.Bu şehri ilk defa görmüştük. Hiçbir şekilde evinin yanında Pazar olduğunu bilmiyorduk. Bilseydik; cebimizdeki son parayla ona da kendimize de  mükellef bir kahvaltı sofrası kurardık elbet. Yine de o bizim ne kadar iyi niyetli olduğumuzu  ve bu şehri bilmediğimizi anlamadı. Beş karış  suratla bize adeta işkence etti.

Biz ellerimizi nereye koyalım, ayaklarımızı nasıl saklayalım, pantolonunun içindeki bacağımızın üçüncüsü sol tarafa mı düşsün sağ tarafa mı düşsün hiç bilemedik. Bildik ki biz ev sahibini koyduk kötü bir hale yalnızca. Çok üzüldük, çok sıkıldık. Yine de bizim sıkıntımız ev sahibinin yüzünün gülmesine hiç yetmedi.

Sonra ev sahibimiz kendi kendine düşünüp kendi kendine konuşarak çıktı dışarı. Biz evde bir an yalnız kalmaya dayanmanın ne demek olduğunu o zaman anladık. Aradan biraz zaman geçti. Biz anladık ki kapının deliğinden bir anahtar sokarlar içeri. Biz çok korktuk ve bilemedik ki kim içeri girmek istedi. Sonra biz arka odalardan birine saklandık. Meğer gelen ev sahibiymiş. Biz aslında ev sahibinin kendinden çok korkuyormuşuz.

indirİçeri girdikten sonra ev sahibi sıra ile seslendi her birimizin adını. Biz seslenin ev sahibimiz olduğunu anlayınca korkumuz bir an için geçti. Sonra yavaşça çıktık her birimiz saklandığımız odadan.  Onu görünce anladık ki o da bizim gibi açlık hissetmiş ve gidip yemek için öteberi almış. Biz hem çok mutlu olduk karnımızın açlığı biteceği için hem de anladık ki ev sahibinin o kötü hali bizimle ilgili değil meğer açlıkla ilgiliymiş.

Biz ev sahibi ile aynı anda açlık hissettiğimiz için anladık ki ev sahibi ve biz birbirimize çok benzeriz. Biz sandık ki bu ülke ve bu şehir aynı bizim geldiğimiz yere benzer. İçimiz ferahladı, yüreğimizin sıkışıklığı rahatladı.

Bu rahatlık ve karnımızın açlığı ile mutfağa girip ev sahibine yardım ettik. Çeşit çeşit peynirler, domates, salatalık, yumurta, sucuk ve birkaç şey daha almıştı ev sahibimiz. Biz ona yardıma başlayınca onun da yüzünün şekli değişmeye başladı. Anladık ki birlikte bir şey yapmayı çok severdi ev sahibimiz. Bu hal bizi çok mutlu eyledi çünkü bizim geldiğimiz yerde de biz birlikte bir şeyleri yapmayı çok severdik.

Ben masanın kurulmasını yaptım. Ev sahibimiz yemekleri hazır hale getirdi. Benimle birlikte gelen arkadaşım hem ev sahibimize hem de bana çokça yardım etti. Sanki üçümüz içinde en çok acıkan oydu da o yüzden hepimizin işini hızlıca halletmemizi isterdi.

Ev sahibimizle beraber yemek yemek için masada toplandık. Livanları yani bardakları getiren arkadaşım bizden farklı hazırlanan çayı doldurdu. Çayları bizim geldiğimiz yerden farklı yaparlardı ama olsun ne çıkardı. Çay içmek konusunda benzerdik hepimiz bizim geldiğimiz yere. Bu hal bile bizi mutlu etmeye, bizim kendimizi iyi hissetmemize yeterdi.

Yemekler bittikten sonra ev sahibimiz dedi ki hem yorgunluk hem de keyif için bir Türk kahvesi içelim. Biz bilmedik kahveye neden bu adamlar anlam yüklerlerdi. Biz kahveyi hep içerdik canımız istediği zaman. Gerek yoktu ki kahvenin üstüne bir mana vuralım. Gerek yoktu ki kahve için mana vurmaya ki olaydı bir bahanemiz. Yine de kahve içecektik ve bu bile fazlaca görmeli fazlaca iyi bir haldi.

Kahveleri yaparken ev sahibimizi izledik. Baktık ki ev sahibimiz kahvenin kabaran kısmını bütün ki fincanlara eşit halde dağıtıp kahvenin cezvesini vurdu ikinci defa ateşe. Biz kahveyi tekçe pişirirdik. Ev sahibimiz bu işin neden gördü bir türlü anlayamadık. Sonra ev sahibimiz anlattı bize Türk kahvesi nasıl yapılır.

O dedi ki bize Türk kahvesi bir içecek değildir diğer kahveler gibi gerek ki pişirilsin. Türk kahvesi bir içecekti ki gerek ateşe vurulsun, yavaşça kabartılsın. Yani kabına sığmaz hale konsun. Ev sahibimiz bu kaba sığmaz halin paylaşılmasını muhabbetin ve zevkin paylaşılması olarak anlattı bize. Biz yine anlamadık ki o kabaran kısım ne işe yarardı ki biz onu paylaşalım. Bu kahvenin pişirilme hali aynı benzerdi yakışıklı bir erkekle sevişmek isteyen kadın ve erkeklerin hallerini. Yine de biz eyleyemedik ki bu durumdan keyif alalım. Bu durumda ev sahibimiz gerek ki sikini vururdu her birimize.

Biz hepimiz çok yorgunduk. İstemedik ki ev sahibimizle sevişelim, onu memnun edelim. Yine de sesimizi çıkarmadan yavaş yavaş içtik bize verdiği fincanların içindeki kahveyi.

Sonra bulaşıkları yani yemeğimizin kaplarını temiz eylemek için onları yıkadık. İstemedik ki ev sahibimiz çok yorulsun, istemedik ki ev sahibimiz çabuk sıkılsın bizden. Bizim gidecek yerimiz yoktu ve biz mecburduk ev sahibimiz bizim onun evinde kalışımızdan memnun ola.

Çok zor günler geçirdik efendim o evde. Ne hal ki kendimizi düşünsek bir defa hep ev sahibimizi düşündük bin defa. Sonra kendi aramızda düşündük, konuştuk çokça. Eğer ki biz düşünseydik kendi ülkemizde geleceği ve başkalarını bu kadar fazla gerek kalır mıydı ki biz gidelim başka ülkeye?

Ne zaman ki biz bunları düşündük ya konuştuk kendi aramızda kendi dilimizde, bu dil ki ev sahibimizin anlamadığı, ev sahibimiz hemen olurdu bir melek. Hiç ki suratı kötü halde bakmazdı bize. Hiç ki kötü tek laf çıkmazdı ağzından.Sonra biz mecburen öğrendik ki ev sahibimizle bu yolla geçinelim. İşte o günkü öğrendik ev sahibimiz ancak böyle bize iyi görünür, biz de her gün konuşmaya başladık kendi dilimizde ki bu ülke ve ev sahibimizin halleri kötü hallerdir diye. Bu konuşmalar sayesinde şimdi biz otuz yıldır ev sahibimizin ülkesinde barınırdık ve hala ilk günden beri aynı evde yaşardık.

Sizin gittiğiniz ülkelerde durum nasıldır efendim? Biz kendimizi kurtardık koyduk kendimizi bir iyi hale. Siz gittiğiniz ülkelerde keyfiniz yerinizdedir? Siz iyisiniz efendim ya yok? Merak ederiz biz efendim bütün bu olan bitenlerden farklı mıdır haliniz. Tez cevap verebilirsiniz efendim?

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: