RSS

Etiket arşivi: yalan

“Güya” yazamıyorum ben…

FileGüya iyi bir adam değilim. Güya. Ne tuhaf tınlar insanın kulağında bu kelime. Elini, ayağını birbirine dolaştırır. Genellikle bir sürü bahane gelir ardından. Tuhaf sesinle eş tınlayan sıfatlar dizisi. Neden sorusu da dinleyenin içindedir bu sırada. Sözde bir diyaloğun içinde birbirinden habersiz ve mesnetsiz iki insan kafası aynı anda.

“Böyle şeyleri herkes biliyor. Özel ve önemli ne olabilir ki bunu yazmakta.” “Böyle değil mi hakikaten?” Herkesin bildiğini ve aynı anda inkâr ettiğini hatırlatmak küstahlık mesela! Değil mi? Ya da güya küstahlık?

Bak oldu işte. Güya ile biten cümlelerine tekrar geri döndüm. Suratındaki kasabı ölmüş dükkân kedisi ifadesini sevmiyorum. İstemiyorum, nesnelerin dünyasında bu kadar yer dolduran biri ile aynı rakı masasını paylaşmak. Kendi maskem düştü. Çırılçıplak kaldım. Önemsemiyorum ama umursuyor gibi yapmak zorundayım. Bir arkadaşımın etini kemiğini bile bile yiyemem ya. Ahlaklıyım güya…

Yalan. Ahlaksız olduğum için güya kelimesinin esiriyim ben. İkiyüzlü olduğum için değil. Dürüst ve ahlaksız olduğum için. “Bir Sırp Filmi” izlerken topluma en çok vurulmak istenen sahnede mastürbasyon yaparım. Normaldir benim için. Her şey olduğu kadardır ya da. Sevimli tınlayıp tınlamaması umurumda değil. Evet, itiraf ediyorum. Güya ahlaksızım “Bir Sırp Filmini” izlerken mastürbasyon yaptığım için.

a-serbian-film_Sen ne yaptın? O akşam sevgilinle sevişemedin mi? Hatta 2010 yılının o kötü akşamında o filmi izlediğinden beri sevişmekle ilgili problemin mi var? Ne kadar anti demokratik ve ne kadar sığ bir romantizm bu böyle? Akşam inleyen ya da inleme taklidini yedirten sen değil miydin? Ya da en azından dün orgazm taklidi yapabildiğiyle övünen…

Sert söylemleri olanları değil, yasak kelimeleri sıklıkla kullananları seviyoruz. İçten içe. Kendi itiraflarımızı okumak kadar sarsıcı ve haz verici! Zevkin doruklarında olmak kötü ise zevkin suçu ne değil mi ama…

Ama öyle. Eğlenmeyi keşfeden insanoğlunun henüz birlikte ve karşılıklı oynamayı inatla reddettiği basit ve çıplak histeri! Bu da medeniyetin önündeki engel işte! Oğlunun doğum gününü videosu ile kaydedip arkadaşlarına Facebook’tan Youtube linkini gönderen o iyi aile çocuğu ile “gerçek film” izlemek isteyen ve “pornonun yeniden doğuşunu” kurgulayan, izleten ve çeken arasındaki “gerçeklik farkını” söylesene bana hadi bir çırpıda. Ahlakla ilgili hiçbir cümle kurmadan! Yüksek ahlaka ve yaşamın kutsallığına bulaşmadan…

Yaşam kutsal değil! Öğrenin artık şunu. Bu dünya üzerindeki her iki ayaklı mahlûk eşit değil. Hatta kimileri daha da eşit değil. Fantezi dünyalarınızda, oturduğunuz kafelerde, gösterişli yemeklerde konuştuğunuz o eşitlik sizin farazi bir güven habitatında var olmanızı sağlayan güdü. Yani, yalan!

Nereden mi biliyorum? Yalanları en çabuk fark edenler, uygulayıcılarıdır çünkü. Bir işi en iyi uygulayıcıları bilir. Bu yüzden olacak yalanları fark edenleri de masum kabul etmemek gerekir gibi bir şey söylemişti adamın biri. Haklıydı da. İfşa ettiği her gerçekle gün ışığından uzaklaşır yalancılar. Çünkü bir yalancı ancak daha büyük bir değer ya da daha büyük bir pot için elini bilerek ve isteyerek açık etmeyi seçer. Örnek ister misiniz? İstemeyin! O kadar aptalsanız şayet; beni okumayı sürdürmenizin bir ehemmiyeti yok benim için. Çünkü o küçük beyinli insanla yani safi kelimelerin gücünü güya anlamayan ve anlamazdan gelenlere verebilecek hiçbir şeyim yok benim.

Küstahım güya. Bu beni güçlü yapan halüsinasyon! Her şeyi yapabilme iktidarı. 13 yaş ergenliği. Bilmem. Kimilerinin içindeki çocuk küstah geliyor hayata. O içimizdeki veledi zina kitaplarının bir yazarı belki “beatnic” ile karşınıza çıkmıştır. Ve belki psikolojinin ana atar damarı içindeki çocuk ve içinizdeki seks sandığınız kadar birbirinden ayrı iki kavram değildir. İçinizdeki çocuk da belki beş yaşında elma şekeri ile mutlu olmamış biridir belki. Şu klişe Türk filmlerinde bir başka çocuğun eşeğinin üstünde tepinmek isteyen o kötü çocuk belki de sizin içinizdeki çocuğun tam karşılığıdır.

Yani mayalama evresinin daha en başında tanrı ya da aileniz çuvallamıştır belki de. Yine bu belkiler bir güya doğurabilir yetişkin evrenizde. Kim bilir hiç kimseye ihtiyacı olmadan yaşamı sürdürebileceğini bilmek, bir ezberin tersten bozuluşudur ve bozuluş beraberinde bir gerçeklik kırılmasını getirebilir. Ve mutlaka her varsayımın gerçekleştiği ile hareket eden filozoflar, her varsayımı ispatlamaya çalışan bilim insanları gibi bir algınız yoksa bunun sonuçlarının –her şeyin sonucunun olduğu gibi – ölüme çıkacağını bilirsiniz.

İçiniz ürperir. Bu ürperiş, “Bir Sırp Filminden” bilmeden bir babaya oğluna tecavüz ettirmek gibi basit ve sert bir kurgudan daha yalın ve mutlaka daha güçlü olmalıdır. Yine de evrim buna ve ölümün bu keskinliğine paye vermeyecek kadar kuralları katı belirlenmiş bir sistem gibi çalışmaya devam eder. Evrimi; bilim için muazzam, din için korkunç yapan dışarıya çıkamayacağınız bir sistemin tasarlanabileceğine insanın şaşkınlığıdır.

alimİnsanın her koşuluyla düalist geldiği yeryüzünde iki seçeneği tek basamağa indiren ve aslında sürekliliğin olmadığını, zaman boyutunun; bizim anladığımız ve yeni yeni farklı şekilde anlamaya çalıştığımız zaman boyutunun olmadığını, yineler durur size. Süreklilik uç uca eklenmiş insan yaşamının medeniyet başlığı altında kesintisiz devam ettiğini kurguladığınız ve bu kurguya inandığınız sürece vardır. Zaman yoktur. Süreklilik yoktur. Tutarlılık yoktur. Bu sizi nihilist bile yapmaz üstelik.

Çok bilen olmak. Güya derttir. Değildir aslında. Bildiklerini kendine saklayıp ortaya çıktığında verdikleri tepki tahmin edilebilir oluyorsa senin için;  yönetilebilir bir haldedir durum. Ne de olsa yönetilebilir bir halde olmayan her durumun sonu çatlak bir testiyle büyük bir havuzu doldurmaya çalışmak kadar ironiktir. Sorusu size matematiğin yönetimi hakkında bilgi vermek için tasarlanırken, yanlış olan bir şeyi sürekli tekrar ederek bir doğruya ya da bir hedefe ulaşılabileceğini size anlatır bilinçaltından. Yani dibi delik bir havuza doldurmaya çalışmak delilik değildir. Bunu sorgulamamak da normaldir. Eğitim sistemi üstendeki ayrık otu da benim. Güya, adını koyduğum için.

Düşünce tarihimde, tarihimi şekillendiren kimse yok. Birden fazla kaynaktan birden farklı açıyı aynı sayfada harmanlayacak kadar geri çekilip sonrasında da bir hikâye oluşturacak kadar delirebiliyorum çoğunlukla. Yine de bu beni tembel yapıyor güya. Ne de olsa her şeyden uzaklaşmak için kaçmak yerine gitmelerini bekleyerek bir köşede oturmak arasındaki farkı anlayabilecek bir zekâ biçimine rastlanamadı henüz doğada. Elbet popüler kültürün içinde tembellik hakkı ile ilgili zırvalardan bahsedildi velakin hareket özgürlüğü tanımanın eylemsizliği getirebilmesine anlam yükleyen çıkmadı. Ne de olsa özgürlük ve hareket; aslında olmayan bir yalanla ya da daha kısaca zamanla tanımlıydı. Hep.

İnandığın yalanın kurgusu içine yeni bir boyut ya da bakış açısı girdiğinde yalanın şekillenmesi ve pek tabii yalanın gelişmesinin ve duruma uygun olarak tekrar tasarlanması yüksek dozda bir yeterlilik sınavından geçmeyi ve sindirim sisteminin atıl elemanlarını tekrar kullanabilmeyi gerektiriyor. İşte bu nedenler kör bağırsak hala işlevini yerine getiremiyor günümün insanında. Ve belki bu nedenle sadece körelmiş bir evrim atığı gibi algılanıyor. Bir sonraki evrim basamağının en önemli organı olduğu kavranmak, anlaşılmak ve değerlendirilmek istemiyor. Kör bağırsak içinde olduğun labirentin çıkışı olmadığı hatta artık girişe de ulaşamayacağının sert ispatı sinema ekranında.  Maruz kaldığın her acıyı onayladığın için önemsemen gibi. Yani tecavüze maruz kalacağını bilmek gibi! Çırpınmanın hiç önemi yok!

Rational Logo

Kaçınılmaz olanın rasyonel olması gerekiyor. Ancak bu şekilde hayat anlamlı kalıyor insan için. Kaçınılmaz olanın olasılıklarından her zaman bir tanesi görmezden geliniyor. İnatla ve ısrarla! İrrasyonel olan! Genellemeyen! Başına geleceği farz edilemeyen! Yine evrimin ve aklın çağırdığı neyse o geliyor başına. Her seferinde. Aklına gelen, getirmek istemediğin halde aklına gelen!

rationalO çok yetenekli Trendsetterlar ya da psikiyatrlar hani şu herkese koşulsuz önereceğin veya iktidar sahiplerinin senden farkını öğrenmek istersen ahlaki çöküşün içinde yer alması gerektiğine inandığın yüzsüzlük ve dürüstlük başlıklı makaleyi tekrar öğren. Psikiyatrların teflon olma ve stresten arınma için önerilerini tekrar oku. Hangileri sana daha tutarlı ve gerçeğe daha uygun gelecek? Zor olan soruyu sormaktan ziyade kendin için cevaplamaktır çoğunlukla…

Elinden geldiği kadar aslında olmayan zamana, bu zamana bağlı oluşturduğun problemlere ve bu problemlerin çözümsüzlüğüne dair ölmek üstüne kurgulanmış hayatı anlamaya çalışmaya ve toprakta oynamaya devam edebilirsin. Ben ölmek için yaşayan, bunun için kaybetmeyi seçen adamları anlamak üstüne başka bir başlık altında daha güvenli hissedeceğim kendimi bir süre. Senin sandığının aksine, aktaran olmaktaki yeteneğim beni daha kolay kavrayan ve daha yoğun anlatan bir adama çevirdiği için bile özel ve önemli bir adam olarak kalacağım ben herkesin hayatında uzunca bir süre. Üstelik bununla zerre kadar ilgilenmesem ve bu durumun sonuçlarını yönetmek için en ufak bir hamle yapmaya gereksinim duymasam bile.

Bu da beni güya kazanmakla ile kaybetmek arasındaki savaşın dışına çıkarmış olacak ve zaman ile ilgili kaygısızlığımın insanlara sirayetini görme ihtimalini hayatıma sokacak. Ne yaparsın, eskilerin söylediği gibi, umut dünyası işte…

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Şubat 10, 2013 in Kubar or mumbar

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kadınlar Ne İster

Bölüm 1: Kalçama dövmesini yaptırdım

Yazdıklarıma sürreal bir tabloya bakar gibi bakacaksınız. Paragraflar Alman kriptosu gibidir. Biraz İngiliz olacaksınız. sonra benim adamlarım ve kadınlarım var. Heykeltıraş gibi hayattan oyduğum.  Bunlara putunuzmuş gibi davranacaksınız…”

Uyuz olduğunu belli etmemeye çalışarak kağıdı geri verdi. İyi okudun mu dedi beriki. Okudum dedi güzel olmuş. Bitirince tekrar okursun. İçinden acı acı güldü. Hıhı tabi dedi. Bu kentteki insanlara bir türlü alışamamıştı. Her gün tanıştığı insanlarla ilgili bir gariplik yaşıyordu. Birçoğu hangi zamanda yaşadığını bilmiyordu. Emre gibi birçoğu da kendisini çok üstünmüş gibi hissediyordu. Ara sıra hoşuna giden çocuklar çıkıyordu karşısına ama bu insanları tanıdıkça korkuyordu. Emre ile ilk tanıştığında hoşlanmıştı. Kitap filan yazmış, ödülleri varmış, geleceğin büyük yazarı olacakmış dediydi güler tanıştırmadan önce.

Kibirliymiş, küstahmış, kamburu çıkmaya saçları dökülmeye başlamış, çok konuşan, hep abartan, yalan söylemeye meyilli ve umursamazmış tüm bunları söylememişti. Birkaç gün içinde anladı.

Emre’nin  babası albay emeklisiydi. Saddamın oğlu uday gibi büyütülmüştü. Bir yanında şımartılmış bir özgüven öbür yanında baskı altında yalana dolanan bir korkak. Ve bu ikisini bir güzel ambalajlayan yakışıklı bir yüz.

Memleketinde tanıdığı çocuklar böyle değildi. Daha cahil olmanın getirdiği bir şey mi bilmem ama şiddetlerinde bir toprak kokusu vardı.

Okuldan sonra sevdiği erkekle nişanlanmış, iş yaşamı başlayınca nişanlısı terketmişti. kader, bir dönemin kapandığını yeni dönemin farklı bir senaryoya açılması gerektiğine hüküm vermişti.  Aldatıldığından şüphe ediyordu. Uzun bir işsizlik döneminden sonra nişanlısının Kastamonuya tayini çıkınca aralarında başlayan soğukluk anlamsız tartışmalarla büyümüştü.

Şüphe Etmiyordu aslında emindi. Başka biri olmasa da aldatmaktı bunun adı. Bu ayrılık ve intikam duygusu, yıllardır müstakbel kocasına sakladığı güzelliğini tüm dünya için parıldatmasına vesile oldu. Belki de yaşı  ilerlediği, en kısa zamanda makul bir erkekle evlenip çocuk yapma içgüdüsünden. Saçlarını boyattı. Makyajı keşfetti. Yeni elbiseler edindi.

Emek eşitlik ve sosyalizm. Marx engels ve lenin. Ne geçti ki elime dedi yıllarca.  cop sızısı gaz yanığı sicil kayıtları. Bırak eşitliği bu değerlere birlikte inandıkları adam bile basmıştı tekmeyi. Bundan böyle Max factor mark & Spencer ve topuklu ayakkabılar. Kitaplığa değil gardropa çalışacaktı. İlk iş bir kredi kartı edindi.

Kendine güvenen, bakımlı, akıllı ve cesur bir metropol kadını olacaktı.

-:-  -:-  -:-  -:-

Çatlak bir arkadaşı vardı adı tuğba. Kocası dövüyor diye judoya gidiyordu. Adam ressam. Artık dövemeyince  terketmiş bunu. Dövemediğin kadın senin değildir demiş. Ressam karısını döver mi yahu dediydim. Hem de çok pis dövüyormuş.  Fotoğraflarını gösterdi. Karısının bedenindeki morlukları tabloya yansıtmaya çalışmış hayvan. Bir gün sevişirken çimdiklediği kalçasında beliren ilginç lekeyle başlamış herşey. İstediği çürük ten morunu yakalayıncaya kadar denemiş çeşitli yolları. Gözaltı morluğu kaba et morluğu kanlı morluk içkanamalı morluk ödemli morluk kangren morluğu… Hayli zengin bir mor kartelaya ulaşmış anlayacağınız. Tuğba ne mi yapmış. Önceleri haz duymuş. Ayol aşk bu aşk. Sadizm mazoşizm ve dışavurumculuk.  Birgün büyük bir ressam olacağına inandığı kocasının tablolarında resmedilmek de cabası. Sonra bir gün bunun sapık kocası ‘Sanat hayatımdaki mor dönemi kapatıyorum’ demiş.  ‘Şimdi morötesine geçme zamanı’. Sonrasını anlatmadı. Ama iş judoya kadar gittiyse siz düşünün neler olduğunu. Judoda biraz ilerleyince Ben de senin resmini yapmak istiyorum demiş bir gün. Adam olmaz demiş. Sen resim yapmayı bilmiyorsun. Dövmeyi öğrendim resim yapmayı da öğrenirim demiş. Birbirlerinin resimlerini yapmak için tekme tokat kavga eden çıplak bir çift düşünün. Ya da düşünmeyin neden böyle iğrenç birşeyi düşünesiniz ki.

Erkeklerle bir türlü seviyeli bir arkadaşlık kuramadım deryacım demişti. Suç biraz da sendeymiş diyemedi. Tuğba biraz şımarık büyütülmüştü belli ki. Biraz da deliydi işte. Eski kocasının Küçükyalıda salonunu atölye olarak kullandığı evinde yaşıyordu.  Kocası evi terkettikten sonra, bak o günü de anlatmadı hiç,  gören olmamış. Kızım hiç mi merak etmedin adamı. Ya intihar ettiyse. Yok etmemiş eminmiş o biliyomuş nerde olduğunu.

Bölüm 2 : Maviye bulanmış

Sorunla karşılaşmadan sorunu nasıl çözeceğini düşünen insan aptaldır dedi. Bir düşünür söylemiş. Karşı çıktım önce. Kolay mı süpermen olmak. Galiba Tuğba’nın atölyeye gidiyorduk. Arabaya binmiştik. Ben atölyenin bulunduğu sokakta park yeri bulmayı umduğumu söylemiştim.  Kafamın içinde bulutlar pamuk pamuk. Gözlerim yorgunluktan bulanık. Dilimde naneli bir şeker ortası delik. Dikiş makinası gibi kullanıyorum otomobili. Bir elimi büronun bulunduğu ara sokağın başına diğerini ana caddeye koyuyorum. Makine çalışmaya başlıyor ve kırıştırmadan Hilton’un yan sokağı altımızdan akıp gidiyor Pike çekiyorum. Dikiz aynasından arkaya bakıyorum. Eskisinden güzel oluyor. Ben zaten hangi yoldan gitsem o yol eskisinden güzel olur. Bugün pike yarın reçme. İcabında kaneviçe ve bilumum kasnak işleri. Fevzi paşaya kadar gidiyoruz böyle. Paşa deyince bi Zeki müreni biliriz dediydi. Kim oğlum bu Fevzi dedim dersaneden çıkan cıvıldak kız sürüsüne. Adına bakılırsa çirkin biri dedi biri. Anne alalım bu balonları. Ne şekerlermiş renk renk. Anne neden ağlıyorsun.

Makine saat kulesiyle deniz arasındaki yırtıkları da yamayarak küçük yalının dar sokaklarına çıktı. Overlok makinesi ayağınıza geldi. Halı kenarı paspas kenarı yol kenarı. İtina ile park edilir. 5 dakikada terkedilir. Mutlulukla indik makineden.

Bu zeka meselesi hacı dedim apartmanın hela taşı döşeli, dar ve küf kokulu merdivenlerini çıkarken.  Sorunu ne kadar hızlı çözersen o kadar zeka sahibisin. Sırf akıl yetmez bunun için. hırs, kurnazlık ve sempati becerisi de lazım. Bir çok insan problem çözme konusunda beceri sahibi değil aslında. çözüm için uğraşmaktansa cezaya katlanmayı tercih ederler. Mukadderat. Kader böyle. Yapacak bişey var mı filan derler.  Haa bak cezadan, acıdan bezmiş olanlar panik atak olabilir.  Sorun gözükmeden çareler düşünür. Kentliler böyledir. Stresle evrimleşir bu maymunlar.  Soluk soluğa kaldım.  kapıyı çalarken bir elimle de saçlarımı düzelttim. Aşık mısın sen bu kıza dedi Serdar.  Bilmiyorum dedim ya sen. O da bilmediğini söyledi. Piç. Kapıyı açınca Tuğba’ya söyleyecektim bunu. Kapı açılınca unuttum. Bu kimin kapısı bu kimin karısı. Onu gördüğümde Gözlerim kusur aradı. boyu kısa. Esmerler zaten tipim değil. Dudakları ince. Göğüsler desen hmm. İçimdeki hayvanı zor tutuyorum. Kız şaşkın biz şaşkın. Tuğba nerde. Bakkala kadar gitti. Biz giderdik. Sen kimsin. Ben arkadaşıyım derya. Bak şimdi derya. Sen bana böyle esrarlı esrarlı bakınca aklıma dün uydurduğum dadaist şarkı geldi. Derya gülünce daha güzelmiş dedi araya girdi serdar. Arap taşşağı. Kızın yanında tövbe tövbe. Sesimi temizledim.  Boğazımı temizledim önce.

-Maviye bulanmış vajinalar yaşar okyanusun derinlerinde. Ve suyu yalayıp geçer “ben istesem var ya” monologları. Tavuk mu sikiyonuz olum dedi Kaptan. Yok kaptan dedim bu sefer eminim bana baktı Hatun.

-:-  -:-  -:-  -:-

Derya sevdi bizi bak hep gülüyor dedi serdar. İterek uzaklaştırdım onu aramızdan. Sen çık çatıya anteni kontrol et. Merdivenlerde başka insanların soluk sesleri duyuldu. Bozuk otomatın yaydığı sürpriz karanlık içinden Tuğba girdi içeri gülen deryaya ve bana baktı. Tanıştınız mı dedi soğuk bir sesle. Ben Fırat dedim elimi uzattım. Derya da elini uzattı. Tuttum öptüm elini. Tuğba hoşt dedi. Serdar sen de Tuğba’nın elini öp. Olaylar böyle gelişip gitsin işte. Yavaşça yere eğilip giymek üzere olduğu terliği eline alan Tuğba ‘beni bunu kullanmaya mecbur bırakmayın’ dedi. Serdar’la ben korktuk. Elimi bırakmak istememesine rağmen deryanın elini salıverdim. Tuğba’nın gözlerinin içine bakarak ben de yere eğildim. Taş arar gibi yaptım. Böyle yapınca korkuturum sandım. Tuğba köpek değilmiş. Serdar yarım bıraktığı resmini bulmuş işe koyulmuştu bile. Ben de boynumu eğip oturdum salonun bir köşesine. Okuldayken daha naziktin. Bizim fakülteden çıkıp her öğlen sizin kantine yürürdüm. Yürümek iyi gelir insana. Renkli güzel bir gözlükle yürüdün mü tek kanallı tv seyreder gibi olur insan. Mesela mavi gözlüğümle ben hep okyanusları görürdüm. Sen hep sevgililerini anlatırdın. O zaman tiksindiydim işte kadınlarla uzun uzun sohbet etmekten. Dostluğumuzu bozmayalım Fırat, sevgilim olan erkekleri öldürüyorum ben işte demiştin. Hay hay demiştim karadulum çatal karam, sevişmeyen sevgililer olalım. Aslında o kadar da derin bir karar değildi benim için. O ara sanıyorum adetli bir gününde aldığım koku seninle mesafeli bir uzaklıkta kalmamız gerektiğini söylemişti bana. Sonraları da kilo almaya başladın zaten. Dostluğumuz böylelikle pekişti de pekişti. Buna rağmen sen evlenince nedense kıskandım. Boşanınca da sevindim. Judo mu manyak mısın kızım sen.

-:-  -:-  -:-  -:-

Derya ne kadar güzel bir isim anlamı ne. Hangi burçtansın. Haftasonu hep birlikte karaburuna kaçalım mı ? İşte böyle sağlı sollu çalışıyordum. Bence bugün arabiatta soslu spagetti yapalım yanına da güzel bir kırmızı şarap. Mideye çalış oğlum mideye. Deryanın sevgilisi var Fırat, boşa uğraşma. Olsun belki ayrılmak istiyordur. Hayır yeni birlikte olmaya başladılar. Voltaj dalgalanması.  İçimdeki ampul yavaş yavaş söndü tekrar yandı. Derya neden hep gülüyor. Gülme Derya gülme bak izzeti nefsim tehlikede. Gururumu paspas yaptım senin minik ayakların için. Sonra ne oldu o uğursuz kelimeler çıktı ağzımdan. Tuğba aşık mısın sen bu kıza ! Çamaşır makinesi sıkmaya geçti. Narin bedenim hızla dönen bu dünyanın orta yerinde çalkındı durdu. İyice yıkandığıma karar verildiğinde bir el, böyle tombulca bir tuğba eli, beni merdiven boşluğundan alıp sokaktaki çamaşır leğenine koydu. Yoo dedim yoo beni kötü emellerinize alet edip fırlatıp atamazsınız. O zaman Serdar’ı da atın. Bekledim kapının önünde.  yan apartmanın balkonunda kadınlar cins cins bakıyorlar. Çok seviyor beni dedim ondan. Biri belli belli dedi. Ne belli lan dedim. Tuğba cama çıktı. Elinde telefonum. Ararım bak polisi. Baktım camda Derya,  hala gülüyor. Aa Tuğba da gülüyo. Barıştık mı o zaman. Sonra baktım tüm kadınlar gülüyor. Sen de gül artık anneciğim neyin eksik. Sen de gül.

-:-  -:-  -:-  -:-

Tanışmadık ama biliyorum herifi. Uzun boylu irice kıvırcık saçlı. Düğünde beyaz damatlık giyince kutup ayısı gibi olmuş dediydim kızdıydı Tuğba.

Nesli tükenme tehlikesi geçiren kutup ayısı çifti kültürpark nikah dairesinde evlendi. Törende çiftin şahitliklerini adını bilmediğim bir bedeviyle Tuğbanın dayısı yaptı. Çift balayı için kuzey Sibirya’da şirin bir buzul kasabasını tercih etti. Biz de çiftimize mutluluklar dileyecektik ki baktık ayrılmışlar.

-:-  -:-  -:-  -:-

İşte ben hala bu harap izmir sokağındaki evin her saat perdelerini aralar havaya bakar dururum kar yağıyor mu diye.  Yağar da o kardanadam evine döner mi. Döner de şövalesi başında yabancı bir erkek, elinde yüzünde morluklar…

 

(Kısa Hikaye: Dionosfer Henry, Resimler: Morrisse Eserese)

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

haddimi aştığım zamanlar…

Pazartesi, Mart 27, 2006 – haddimi aştığım zamanlar… 

 başladığından beri hiç bir şey eskisi gibi olmuyor

“doğa” uykusundan uyanıyormuş  baharda…

 bir dakika geçirmeksizin uyumak istiyorum o zaman

 telaşım var  uykuya dair

 uyanık kalsam başıma …

üstelik biliyorum uyusam da uyumasam da geçiyor zaman

“uğraştığım hiç bir şey  zaman kadar çetrefilli değil”

farkındalığıma eklediğim yeni yalan

bu aralar…

“yalanlar söylesek maskesiz

ve kumdan kalelerde yaşasak betona inat”

-tez- 

“olmaz azizim

kandırmayalım birbirimizi

kurtarabileceğimiz kara parçası kalmadı kendimize dair “

– tez tez-

“kurtulabileceğimiz bir tek kaçış yolu var

hep beraber onu deneyimleyip duruyoruz “

– tez tez tez-

“benim geçtiğine inandığım

senin üzerine şablonlarla ayırdığın”

 -tez tez tez tez-

“kurt kocamış çoktan

hayat yetmedikten sonra sayı yetmiş

yetmemiş ne çıkar ki…”

 -tez tez tez tez tez-

“hem çıkar demişken azizim

kendimize yetişemediğimiz bir dünya da

hızla çalışmak nedendir…”

-antitez- 

“sahi kim uzaklaştırmıştı bizi aristoktrasiden

kimin ağzından çıkmıştı”

‘ne kadar ekmek o kadar köfte’

‘sakatlanan hayvanın av olduğu zamanlar’ geldi şimdi aklıma

ayağım kırıldığında ölmüş olmam lazımdı halbuki…”

-antitez antitez- 

“olmadı işte

bedenin yerine geçti beyin

tüketecek de(a)hasını buldu beden

 ‘beden sustu beyin çoştu’

 haliyle öldü aristokrasi”

-antitez antitez antitez- 

“kim istemez gülün peşinde koşmayı

bir diğerine ‘muhtaç’ kıyafet değiştirmeyi

bütün gün sadece okuduğu kitap hakkında düşünüp yorulmayı”

 -antitez antitez antitez antitez- 

 “de ki azizim bana hayat yaşamaya değer

bu çağda değil üstat”

 -antitez antitez antitez antitez antitez- 

“benim yerim burası değil

roma imparatorluğunun altın çağında

şişmanlık aristokrasinin tacıyken

tembellik sanat sayılırken

nefes alıp vermek gerekirdi

ben bunları söyleyip kendim yazıyorsam

koca bir yalnızlık kucaklıyorsam akşamları

vatansızlığın acısı bir yere ait olmamamın hüznüyse değilse yalnız

saydam fakat şeffaf değilse kader”

SENTEZ

“her  durumda yapılacak en iyi ikinci işten başka

bildiğin şemsiye, topuklu ayakkabıyı ile şapkayı icat ettirenden

başka

yapılacak ne kalır ki geriye…”

 
Yorum yapın

Yazan: Kasım 19, 2012 in Morrisse Eserese, Şiir

 

Etiketler: , , , ,

Lie To Me…

Bilerek ve isteyerek girdiğin yoldan ayrılsan
ya da bir çıkmazla boğuşurken
kulaklarında çınlasa
kimi zaman belli saatten sonra ortadan kaybolduğunu bilsen
yine de aklından geçenlerin peşinden koşmaya devam etsen
istemeden de olsa bir çiçeği ezsen
ya da bir ağacın gölgesinde öylece oturup zamanı
öldürsen
ne fark eder?
sonunda yine bir biçimiyle sen olmayacak mısın?

Kendine söylediğin yalanların en kötü tarafı
o yalanların aslında gerçeğe dönüşeceğini bilmek midir?
Ya da aslında yalan söylemek bir biçimiyle kendine
sadece ve sadece kendine
dürüst olmanın ön koşulu mudur?

Bilmek için algılamak gerekliyse
hayatını milyonlarca parçaya bölüp bu parçaları
uç uca ekliyorsan
Eklentilerin her birini kendi içinde tutarlı bir
manifestoyla düzenliyorsan
Hala dürüst olabilir misin kendine?
Ya da daha önemlisi
bir günün gerçekliği
diğer bütün günleri ve geceleri
yalana bulamış olabilir mi?

Kim bilir belki de zaman
kıvrılarak ve evrilerek her birimizi
kendimize yalancı çıkarırken
aslında dürüstlüğün mümkün bir gerçeklikle
buluşması için çabalıyordur
ve insan her seferinde önce kendi aklına
yenik düşüyordur…

 

Not: Yukarıdaki şiiri yazdıktan ve yüksek sesle okuduktan hemen sonra aklıma geldi şarkı. Sanırım kendime dürüst olabilmek için karşımdakine “bana yalan söyle” demek fazlasıyla “denk geldi.”

 
Yorum yapın

Yazan: Eylül 24, 2012 in Müzik, Morrisse Eserese, Şiir

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: